Ankaramızı Tanıyalım-3

ANKARA’NIN KALESİ: ‘HİSAR’

Ankara, tarih boyunca, kalesinin (Ankaralı deyişiyle ‘Hisar’) konumundan dolayı önemli bir askeri üs olmuştur.  Kalede yapılan sınırlı araştırmalar sırasında bulunan balta ve ve az miktardaki çanak çömlek parçası, Hitit döneminde, burada sadece bir askeri garnizon bulunduğunu düşündürmektedir (Bkz. Ankaramızı Tanıyalım 1- Çağlar Boyu Ankara). Ankara kentini kuran Friglerin olası yerleşim yerleriyse bugün kentin altında kaldığından araştırma yapılamamaktadır. Avrupa’nın en batısından gelen savaşçı kavim Galatlar’ın (Roma dilinde Gallus/Galli ve Helen dilindeyse Kelt) Tectosagis kabilesi MÖ 278-277 tarihlerinde kenti ele geçirmiş ve belki de ilk kaleyi inşa etmişlerdir. Ünlü coğrafyacı Amasyalı Strabon (MÖ 64-MS 24) Geographika’sında (MS 18?), Ankyra kalesinin Tektosaglara ait olduğunu yazmıştır. Strabon’un sözünü ettiği Tektosag kalesinin bugünkü Hisar mı yoksa tapınaklarını kurdukları Hacı Bayram Tepesinde bir ilk çağ kalesi mi olduğu bilinmiyor.

surlar

Hacı Bayram Tepesi’nden (batıdan) Hisar’ın dış ve iç surları ile Akkale’nin görünümü

Hisar, Miyosen yaşlı (24-14 milyon yıl önce) volkanizmanın ürünü olan andezitlerden (ünlü Ankara Taşı) oluşan ve en yüksek noktasının denizden yüksekliği 978 m yani Ankara Ovası’ndan yaklaşık 110 m yükseklikteki, yöreye egemen bir kayalık tepe üzerinde kurulmuştur. Hisar hem savunma hem de yerleşim amaçlı kullanıldığından günümüze dek ulaşabilmiştir. Kuruluşundan beri içerisinde sürekli yaşanıldığından kendisi de yaşamaktadır. İç ve dış kale olarak iki bölümden oluşur. Batı yönünden bakıldığında surlar iki hat halinde görüldüğü halde Doğu’dan, dik kayalık nedeniyle tek iç kale surları görülür. Surlarının tepe çevresinde kat kat görülmesinden dolayı, Osmanlıca’da silsileler, zincirlemeler, sıradağlar gibi uzanan anlamına gelen “Kala-yı Selasil” olarak da adlandırılmıştır. Surlarını katmerli beyaz gül yaprağına benzeten Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde, Ankara Kalesi’ni ‘her katı birbirinden yüksek, benzersiz bir inci gibi, beyaz bir kuğu gibi kat kat tabakalı bir kaledir” biçiminde tanımlamıştır.

Kale gezi harita

1- İpek Cad. boyunca Dış Surlar, 2- Azize Teresa Katolik Kilisesi, 3- Anadolu Medeniyetleri Müzesi (Mahmut Paşa Bedesteni ve Kurşunlu Han), 4- Bank-ı Osmanî, 5- Atpazarı Meydanı, 6- Kale Ana Kapı ve saat kulesi, 7- Ramazan Şemseddin Mescidi, 8- Devdiran Mescidi, 9- Zindan Kapı, 10- Parmak Kapı, 11- Şark Kulesi, 12 Alâeddin Cami, 13- Misafir Fakih Mescidi, 14- Akkale, 15- Ahi Şerafeddin (Aslanhane) Cami, 16- Ahi Elvan Cami

2 Kale harita

Hisar Planı (1948 tarihli  İnönü Ansiklopedisi, Ankara maddesi)

Osmanlı devrinde, Kale Ana Kapısının önündeki Atpazarı ve Koyunpazarı semtlerinin bulunduğu yere “Hisar önü” denmiştir. Hisarın bu yakın çevresinin bugünkü Anafartalar Caddesine kadar olan kısmına “Yukarı Yüz” de denmektedir. Bu kısmın altındaki Samanpazarı ve Denizciler Caddesine kadar olan kısma da “Aşağı Yüz” adı verilmiştir. Hisar’ın Hacı Bayram Tepesi’ne bakan yüzünde, surların altından Bentderesi ile Anafartalar kavşağına kadar olan kısma da Taht’el Kal’a (Kale Altı) denmiş ve Ankara’nın dilinde burası Tahtakale olmuştur. 1917 yılındaki Büyük Ankara Yangınına kadar Yukarı Yüze ve Kale Altı kesimlerinde zengin gayri müslim Ankaralılar oturmuştur. Kale surlarının önünde Hisarparkı Caddesi’ne açılan sokaklarda, Cumhuriyet’in ilk yıllarından kalma günümüzde restore edilmiş yapılar görülebilmektedir.

Hisar altı Işıklar Cd 1 Hisar altı Işıklar Cd 2 St Teresa katolik Kilisesi 2

Soldan itibaren iki resim İpek Caddesine açılan Işıklar Caddesinden ve sondaki resim, aynı yerdeki Kardeşler Sokağının İpek Caddesine çıktığı yerde bulunan St Teresa Katolik Kilisesi’dir. Kilise binasında, azınlığa karşı aşırı hareketler nedeniyle Fransız Konsolosluğu levhası vardır. Aynı binada, Osmanlı devrinde St Clément Fransız Koleji eğitim yapmıştır. Öğrencilere Fransızca “frѐres” yani “kardeşler” dendiğinden sokağın adı da oradan gelmektedir.

Bank-ı Osmani Bank-ı Osmani detay

Hisarönü’ndeki hareketli ticari yaşama uygun olarak Bank-ı Osmanî şubesi, Gözcü Sokak’ta Bedesten’in (bugünkü Anadolu Medeniyetleri Müzesi) karşısında 1893’de açılır. Ortadaki pencere üstünde yer alan panoda (sağda), herhalde binanın kitabesi bulunmakta idi.

Kale surları, Ankara’ya egemen olanların her bir döneminde ya yeniden inşa edilmiş ya da onarılmıştır. Bunların inşa teknikleri ve bıraktıkları kendilerine özgü işaretler birbirlerinden farklıdır. Hititler ve Frigler kerpiçten duvarlar inşa ettiklerinden kolayca kaybolmuş olabilir. Galatlar, geleneklerine uygun olarak, kentin çevresinde “oppida” adı verilen büyük taşlardan oluşan bir sur inşa etmiş olmalıdırlar. Romalılar, düzgün taş bloklarını, beyaz kum ve kireç kullanmalarından dolayı beyaz renkli bir harçla tutturmuşlardır. Bizanslıların surlara yerleştirdiği taşlar aynı boyda olmadıkları gibi sıralar da düzensiz olup yer yer Roma dönemine ait yapı kalıntıları da kullanılmıştır. Taşlar, az kireçli ve daha çok kumla karışık kırık tuğla parçalarından yapılması nedeniyle kırmızımtırak bir harç ile özensiz bir biçimde birleştirilmiştir. Bizans döneminde duvarların üst kısımlarında kiremitler de kullanılmıştır. Surlarda ve kapı kenarlarında haç işareti bırakarak kentin savunmasına dini bir sembol de vermişlerdir. İslamiyet döneminde (1173’ten başlayarak) kum tanelerinden oluşan beyaz ya da kül grisi bir haç kullanmıştır. Osmanlılar ise XVI ncı yüzyıldan başlayarak tüm yapılarında, büyük blokları birbirlerine demir çengellerle bağlamışlardır.

Vov Vicke-Ankara haritası Lucas-Ankara gravürü

Solda, Von Vicke’nin Ankara planında ve sağda, Lucas’ın seyahatnamesindeki (1712) Ankara gravüründe (Eyice, 1972’den) kentin en dışındaki üçüncü surun görünümü

1603-1608 yılları arasında, bütün Anadolu’da etkili olan Celali isyanları (Büyük Kaçgun) sırasında, Ankara kentini yağmalardan korumak amacıyla Ankara halkı, Ahilik geleneğini hatırlayarak, Kadı Vildanzade Mevlâna Ahmed Efendi önderliğinde örgütlenerek kentin çevresine bir üçüncü sur daha yapmıştır. 1606 yılında başlayan 12 kapılı duvarın inşası 1607’de bitmiştir. 1701 yılında Ankara’ya gelen Pitton de Tournefort’un seyahatnamesinde (1717) ve 1705 yılında gelen Paul Lucas’ın seyahatnamesinde (1712) yer alan kent gravüründe bu üçüncü sur gayet güzel görünmektedir (Eyice, 1972). Osmanlı ordusunda danışmanlık yapan Von Vincke’nin[1] 1838 yılında yaptığı Ankara planında, üçüncü sur ve kapıları bütün ayrıntısıyla görülebilmektedir (Eyice, 1972). Yıllar içinde, kentin yayılması sırasında bu sur yavaş yavaş kaybolmuştur. Mamboury (1934), bu surun kalmış olan bazı parçalarını gördüğünü yazar.

[1] Prusya ordusundan Yüzbaşı Baron Fischer von Vincke, orduda reform yapmakta olan Sultan II. Mahmud’un (1808-39) talebi üzerine eğitim ve tahkimat uzmanı olarak daha sonra Prusya ordusunda Genel Kurmay Başkanı olacak olan Yüzbaşı Helmuth von Moltke ile birlikte 1835’te Osmanlı ordusuna katılırlar. Von Vincke, Ankara’da bulunan İzzed Mehmed Paşa’nın yanına gönderilir.

surda Bizans haçı 2 surda Bizans haçı 5 surda Bizans haçı 6

Surlara dinsel bir hava vermek için çeşitli yerlere yerleştirilmiş Bizans haçları

Dış Kale’nin surları büyük ölçüde Doğu Roma (bizim deyişimiz ile Bizans) döneminde, yaklaşık olarak 629 yılında İmparator Heracleios tarafından inşa edilmiştir. Bu ilk surlar yeterli olmamıştır ki Ankara 654 ve 836 yılları arasında birkaç kez Araplar ve Sasaniler (İran) tarafından zapt edilmiştir. Hatta Harun el Reşid, 805 yılındaki baskın sırasında Augustus Mabedi’nin kapısını Bağdat’a götürmüştür. Bu baskınlarda Roma kalıntıları yıkılmış ve Roma Hamamı da tamamen yakılmıştır. İç Kale girişindeki Parmak Kapı üzerinde bulunan bir Bizans kitabesinden, Arap/Sasani işgal ve yıkımından sonra surların 859 yılında İmparator III. Mikhael tarafından yeniden inşa edildiği anlaşılmaktadır. İlk inşası Selçuklu ve tamamı Osmanlı dönemlerinde olmak üzere, dış surların Hatip Çayı’na doğru inen kısmında, kalenin dere tarafındaki savunma gücünü artırmak amacıyla yeni surlar ve burçlar inşa edilmiştir. Bu yeni surların derenin tam kenarında birleştiği kale burcundan doğuya doğru surları izlerken duvar dibinde, dereye kadar inen gizli bir yolun açıldığı ve üzerinde kitabesi bulunan bir çıkış kapısı görülür. Mamboury’ye göre, ilave surların inşası sırasında yapılmış olan bu gizli yolun başlangıç kapısı Dış Surların kuzeybatı köşesindeki 1 nolu kulededir. Üzerindeki kitabesine göre, 1249-50 yılları arasında Selçuklu Sultan II. Keykavus surları yeniden onarmış ve dere savunmasına yeni sur ve kuleler eklemiştir.

Hatip Çayı surlar

Dış surlara Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yapılan Hatip Çayı tarafındaki savunmayı oluşturan surlar;

gizli kapı Hatip Çayı surlar_gizli kapı kitabe

(Solda) Yukarıdaki fotoğrafın en sağındaki dış surların 1 nolu burcunun altındaki gizli kapı; (sağda) gizli kapının kitabesi

Surlar doğrudan andezit kayalık üzerine oturtulmuştur. Dış surlar 1500 m uzunluğunda olup yaklaşık 40 metre aralıkla yerleştirilmiş kare biçimli 20 burçtan (kule) oluşur. Daha sonra Hisar’a egemen olanlar tarafından da onarılmış ve berkitilmiştir.

3 kaya ve sur 4 dış sur burç

(Solda) andezit kaya üzerine inşa edilmiş sur; (Sağda) dış sur burcu

Olasılıkla Doğu Roma dönemindeki inşa sırasında, daha önceki Roma dönemlerinin çevredeki mermer kalıntıları da duvar taşı olarak kullanılmıştır.

6 duvarda Roma kalıntı 5 7 duvarda Roma kalıntı 3 5 duvarda Roma kalıntı 1

7 duvarda Roma kalıntı 4 7 duvarda Roma kalıntı 5 7 duvarda Roma kalıntı 6

Surların inşasında kullanılan Roma dönemi kalıntıları

Ulus’tan Hisar’a çıkan yola, bugün, Hisarparkı Caddesi denmektedir. Bu yoldan dış surların önüne gelindiğinde, haritada Batı yönünde görülen Dış Kapı ile karşılaşılır. Büyükşehir Belediyesi buralarda yaptığı onarım ve düzenleme çalışmalarında inşa ettiği çeşmeye Frig dönemini anımsatan bir aslan başı yerleştirmiştir. Dış Kapı’dan içeri girildiğinde, 1940’lı yıllarda oluşturulan İsmet Paşa Parkı’na (bugünkü adıyla Hisar Parkı) varılır. Parkın içerisinden, İç Kale surlarına doğru çıkan merdivenlerin ucunda Genç Kapı vardır ve buradan kale içine girilir. Dış kale surlarının içine girince, kuzeydoğu yönünde bulunan ve iç surlara bağlayan perde duvarda Bizans dönemine ait bir küçük kapı bulunmaktadır.

Dış (Ala) Kapı 10 Hisar Park

(Soldan sağa) Dış Kapı (ortadaki özgün olmayan çeşmenin arkasında) ve iki yanında dış sur burcu; İsmet Paşa (Hisar) Parkı

Genç Kapı burç 3 İç Kale duvarında kapı

(Soldan sağa) Genç Kapı ve yanında iç sur burçları, üst kısmında Bizans usulü kiremit duvar; Dış kale surlarını iç surlara bağlayan perde duvardaki küçük gizli kapı

Mamboury’ye göre, Osmanlı döneminde Rum-Ermeni mahallesi olan burada, Dış Kapı’nın sol kulesinin yanındaki duvara Ermeni Gregoryen Kilisesi dayanmış durumdaydı; 1400’lerde, Genç Kapı girişinde kaydı bulunan Emirler Mescidi olasılıkla bu Ermeni Kilisesi’nden dönüştürülmüştür. Rum Kilisesi ise Kapı’nın sağında ve biraz daha yukarıda bulunuyordu. Bu mahalle 1917 yılında çıkan ve üç gün süren Büyük Ankara Yangının’nda tümüyle yok olmuştur (Bkz. Ankaramızı Tanıyalım 1- Çağlar Boyu Ankara). Eskiden, Genç Kapı’nın karşısında durunca soldaki burcun sol alt tarafında bulunan “Genç Kız Çeşmesi”nin günümüzde sadece su borusu ve ucunda musluğu görülmektedir.

Genç Kapı_Genç kız çeşmesi 4 Genç Kapı_Genç kız çeşmesi 3

Hisarparkı Caddesi’nden dış surlar boyunca İpek Caddesi’nden devam edildiğinde, Anadolu Medeniyetleri Müzesi önünden ve yanından geçilerek güney yönündeki Hisar Kapısı’na (Cümle Kapısı da denir) varılır. Sol burcundaki saat kulesi 1884 yılında, Ankara Valisi Sırrı Paşa tarafından yaptırılmıştır. Saat kulesine, eski bir Ankara evinden girilmektedir. Günümüzde “Türk Evi” adında bir lokanta haline gelmiş olan bu evin bütün odalarının tavan nakışları hâlâ ilk günkü gibi durmaktadır.

11 Hisar kapı Saat kulesi 9

(Soldan sağa) Ana Kapı ve saat kulesi

Saat kulesi 3 Saat kulesi 17

Saat kulesine çıkılan evin odalarının tavan nakışları

Ana Kapı’da, kale kapılarına has demir parmaklıkların inip çıktığı boşluk büyük taş blokları arasında görülebilmektedir. Bu demir parmaklıklı kapı ve duvarının, iki yanındaki yuvarlak kuleleriyle birlikte Bizans İmparatoru III. Leo (717-741) zamanında yapıldığı tahmin edilmektedir. Ana Kapı’dan girince, yaklaşık 5,5 metrelik bir koridorun sonunda perde duvar içerisinde açılmış bir kapı daha vardır. Girişteki bu ikinci kapı, olasılıkla, surlarda inşa edilen ilk giriş kapısıdır.

Ana Kapı ikinci giriş

Ana Kapı’daki eski giriş

XIV üncü yüzyıl ilk başlarından Osmanlı yönetimine geçinceye kadar İlhanlıların kente egemen olduğu, Cümle Kapısı’ndaki 1330 yılına tarihlenen, vergi alınmasına ilişkin Farsça kitabeden anlaşılmaktadır. Kitabede kanunsuz vergi ve buğday (öşür) alınmaması, ölçülerin ve paraların türlerinin belirlenmesi emredilir ki yolsuzlukları önlemek için yazılmış bir ferman olduğu düşünülmektedir.

??????????

(Solda) Ana Kapı; (sağda) İlhanlı vergi levhası

İlhanlı’nın vergi kitabesinin Türkçesi şöyledir: “Allah işleri kolaylaştırandır. Ahali toplanan kupçurun[1] ve buğdayın çokluğundan şikâyet etmişlerdir. Cihanı fethedenin fermanının hükmü Engüriye’ye vardığı zaman Müslümanlar padişahının (mülkü daim olsun) devletinin devamı için yedi yüz otuz senesi mart ayının başından itibaren vilâyete yasa budur ki; para ve cinsleri belli olsun ve deftere kaydedilerek şehir damgası bulunsun. Yasanın hükmü bu ola. Her kim fazla kupçur ve kanunsuz öşür isterse Allahın ve meleklerin ve peygamberlerin lâneti ona olsun. Bu emri işittikten sonra kim değiştirirse günahı değiştirenedir. Halil yaptı.” (Erdoğan diğ., 2008)

[1] Kupçur: Moğol egemenliğini kabul eden Türkmenlerden aldıkları vergi (A.V.O.)

Hisar’ın ana kapısından girilince önümüze çıkan meydanın ortasında Ramazan Şemseddin Mescidi vardır. Kitabesi bulunmayan mescit için Ramazan Şemseddin oğlu Hüseyin tarafından mescit giderlerini karşılamak üzere 1523 yılında bir arazi vakfedilir. Mescidin XVI ncı yüzyıl başlarında vakıf kaydı olduğuna göre XV inci yüzyıl sonlarında yapılmış olması gerekir. Taş temel üstünde, kerpiç duvarlı sade bir yapıdır. Son cemaat yeri olmayan mescidin ahşap minaresi, kuzey doğu köşede yükselir. Çatısı alaturka kiremit kaplıdır. Ahşap tavanının ortasında bir süsleme vardır. Kuzey cephesindeki çeşmesinin kitabesi alınmıştır.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA Ramazan Şemseddin çeşme 2

(Soldan sağa) Ramazan Şemseddin Mescidi ve Kale meydanı; mescit çeşmesi

Zindan Kapı’ya gelirken, solda Kale Sokak’tan çıkan Devdiran ile Kireçli sokakların kesiştiği köşede, İç Kale surları dibinde Devdiran (Dîv-Dirân) Mescidi bulunur. Asıl biçimi bozularak günümüze gelmiş taş temelli ve kerpiç duvarlı sade, küçük bir yapıdır. Caminin çeşmesi, yanındaki sokağın başındadır. Kitabesi bulunmayan mescidin, 1530 yılına ait kayıtlarda bulunduğu mahalleye ismini verdiği bilinmektedir.

Devdiran 2 Devdiran 3

İç Kale, 10-16 m yüksekliğinde Ankara Taşı duvarlardan oluşur, 1150 m uzunluğunda ve 43 bin metre karelik bir alanı kaplar. Duvarlar boyunca beşgen biçimli ve her birinin arası 20 m olan 42 adet kule yerleştirilmiştir. Surların üst kesimlerinde ise Bizans usulü kiremit duvar örülmüştür. Kendileriyle birlikte kaleyi de yaşatan kale halkının evleri kalenin iç surları ile adeta bütünleşmiştir.

içkale suru burç içi OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Soldan sağa) İç kale surundaki burcun içi; sur ile bütünleşmiş evler

Dış Kale’den İç Kale’ye, Zindan Kapı denilen birbirine çapraz duran iki kapıdan geçilerek girilir. Bu iki kapı, perde duvarlardan yapılmış üzeri açık bir kare blok üzerindedir. İki kapı arasındaki blok boşluğunda da, zamanında, kale muhafızları bulunmaktaymış. III. Mikhael, birinci kapı üzerine bugün yerinde bulunmayan  ve “Sağlamlaştır. Tanrı’nın bastığı taşlar arasındasın” yazılı bir kitabe yerleştirerek kalenin savunmasına dini bir anlam yüklemiştir. Kemerin altındaki bu kitabenin üzerinde de olasılıkla İsa’nın bir ikonu bulunuyordu.

15 Zindan Kapı 1 16 Zindan Kapı 2

(Solda)  Zindan Kapı’da Dış Kale surlarından giriş; (sağda) Zindan Kapı’dan İç Kale’ye giriş

Zindan Kapı surlarının en doğu ucunda “Şark Kulesi” bulunur. Kapının adından da anlaşılacağı gibi zindan olarak kullanılmıştır. 1402 yılındaki Ankara Savaşı sonrasında, yenilen Yıldırım Bayezıd da bir müddet bu kulede tutsak kalmıştır. Doğu surlarında, Şark Kulesi’nden sonra Akkale’ye doğru üç küçük kapı daha vardır. Bunlardan Şark Kulesi’nin dibinde olana Parmak Kapı denir. Bir başka küçük kapı, kuzey yönünde, Akkale önündeki avludan Hatip Çayı’na inişi sağlamaktadır.

17 Zindankapı sur içi 18 Zindankapı Şark Kulesi Zindan Kale genel

(Soldan sağa) Zindan Kapı’dan İç Kale’ye girince surların ucunda Şark Kulesi; Şark Kulesi iç mekanı; Şark Kulesi

19 Zindankapıdan Akkale 2 20 Şark Kulesinden Ankara K

(Solda) Şark Kulesi’nden Akkale’ye bakış, ön plandaki evlerin arasından geçen yol doğu surlarındaki ilk küçük kapıya gitmekte; (Sağda) Şark Kulesi’nden kentin görünümü (minare Alâeddin Camii’nin)

Selçuklu sultanı II. İzzeddin Kılıçarslan (1155-1186 arasında hükümdar) 1169’da kenti ele geçirdikten sonra ölmeden önce 1190’da ülkesini oğulları arasında paylaştırır ve Muhiddin Mes’ud’un payına Ankara düşer. Mes’ud imar çalışmalarına başlamış ve Ankara’nın halen ibadete açık olan ve Alâaddin Camii olarak bilinen ilk camisi de bu dönemde, Zindan Kapı’dan içeri girince ve iç kalenin suruyla bitişik olarak inşa edilmiştir. Muhiddin Mes’ud zamanında, 1201 tarihli para Ankara’daki darphanede basılmıştır.

Alâaddin Caminin minberindeki kitabe yazısından, caminin 1197/98 tarihinde Kılıç Arslan’ın oğlu Mes’ud tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Daha sonra, 1211 yılında kenti ele geçiren I. Alaeddin Keykubat tarafından onarıldığından Alaeddin Camii olarak anılmaktadır. Camide kullanılan devşirme malzeme, yapının büyük bir ihtimalle bir kilisenin yerine ya da yakınına yapılmış olduğuna işaret etmektedir. Evliya Çelebi de Seyahatname’sinin “Dayanıklı Hisar, Sağlam Ankara Kalesi” bölümünde camiinin “eski zamanda kiliseden çevrilme” olduğunu yazar, fakat bu konuda bir belge yoktur. Camii avlusundaki sundurmaya destek olmak üzere ahşap yerine Roma anıtlarından getirilen sütunlar kullanılmıştır. Camii bahçe kapısının iki yanındaki duvar başlarında da Roma kalıntıları görülmektedir. Osmanlı dönemi özelliklerini taşıyan minaresi, bütün Selçuklu dönemi camilerinde olduğu gibi çok sonradan eklenmiştir.

21 Alaeddin camii ve sur 24 Alaeddin camii 1

Alâeddin Cami ve yakındaki bir kiliseden alınmış sütunları

Cami bahçesinin iç kale surlarına birleştiği duvarda bir sundurma altında, sur taşları içine gömülmüş bir mihrap görülür. Taşlar sökülerek yerleştirilmiş, tuğla ile örülmüş ve harçla sıvanmış bu mihrabın caminin ilk mihrabı olduğu kabul edilmektedir. Selçuklular Ankara’yı 1081 yılında aldıktan sonra 1197’de Alâddin Cami yapılana kadar 110 yıl camisiz kalmış olmaları düşünülemez. Burada bulunan kilise camiye çevrilmiş ve bugün bahçe duvarında gördüğümüz ilk mihrap yapılmış olabilir. Bir diğer görüşe göre, bu eski mihrabın olduğu bölüm namazgâh olarak kullanılmış olabilir[2]. Bir diğer dikkat çekici özellik de cami hariminin, o çağın diğer cami ve mescitlerinden farklı olarak ahşap direksiz olmasıdır. Bahçe duvarındaki mihrap ve ahşap direklerin olmaması, daha sonraki onarımlar sırasında (1211 veya 1362) caminin bugünkü yerine kaydırılmış olabileceğini düşündürmektedir.

[2] Prof. Dr. Abdülkadir Dündar (Ankara Üniv. İlahiyat Fak. İslam Tarihi ve Sanatları Böl., Türk-İslam Sanatları ABD) ile sözlü görüşme, 7/5/2017.

Alaeddin Cami avlu mihrabiye 22 Alaeddin camii 3

(Soldan sağa) Alâeddin Cami avlu mihrabiyesi ve caminin içi

Caminin bir sanat şaheseri olan minberi, bulunduğu yerde cam kafes içerisinde korumaya alınmıştır. Minber, ceviz ağacından çakma kündekâri tekniği ile yapılmış olup bazı bölümleri de oyma tekniğindedir. Minberin kapı kanatları taklit kündekâri tekniği ile yapılmış ve içi arabeskli beşgenlerle doldurulmuştur. Kapı üzerindeki aynalıkta, zemini rumi motiflerle süslenmiş üç satırlık neshî Arapça yazılı bir kitabe bulunur: “Kudretli melik, din ve dünyayı ihya eden, Yunan ve Rum beldelerinin sultanı, yardım edenlerin babası, Kılıç Arslan oğlu Mes’ûd 594 yılı Safer ayında” (Aralık 1197-Ocak 1198). Orta gergideki yazıda yer alan “Ebubekir b. İbrahim Rûmi en-neccâr yaptı” yazısından minberi “Anadolulu (Rûmi) marangoz (neccâr) Ebu Bekir oğlu İbrahim”in yaptığı anlaşılmaktadır.

Alaeddin Cami minber

Barok tarzındaki mihrabın alınlığındaki yazıdan 1311 (1893/94) yılında II. Abdülhamit tarafından yenilendiği anlaşılmaktadır. Yazıda şu veciz ifade yer alır: “Şüphesiz mescitler Allah’ındır. O halde, Allah ile birlikte hiçbir kimseye kulluk etmeyin. K. Kerim, Cin Sûresi, Ayet 18”.

Minberin sağ yanındaki duvarda küçük bir kapı vardır. Caminin yerinde bulunan Bizans dönemine ait kilise yapısından kaldığı tahmin edilen bu kapıdan ilerisi duvar ile örülmüş bir dehlize girilmektedir. Ahşap kapı üzerinde Arapça yazılar vardır.

Kapısındaki kitabesinden, I. Murat Hüdavendigar kaleyi alınca, 1361/62 yılında Sultan Orhan’ın kapıkullarından Tolu Bey tarafından da onarıldığı anlaşılmaktadır. Camii bahçe duvarında görülen çeşmeyi 1361’de Lü’lü (Ulu) Paşa yaptırmış ve yine kapısındaki kitabeden anlaşıldığına göre, 1434’de Şerife Sümbül Hanım ise onarımını yaptırmıştır.

23 Alaeddin camii 2 Alaeddin Cami kapı kanadı 2

Alâeddin Cami’nin günümüzdeki dış kapısı ve Etnoğrafya Müzesi’nde bulunan dış kapı kanadı

?????????? 26 Alaeddin camii çeşmesi

Alâeddin Cami’nin bahçe kapısındaki Helence yazıtlı kaideler ve çeşmesi

Osmanlı vakıf kayıtlarına göre, bahçenin içerisinde ve caminin yanında bir medrese de bulunduğu kayıtlıdır. Hacı Bayram soyundan Abdülkerimzâde Seyyid El-Hac Mehmet Emin Efendi tarafından 1742 yılında yaptırılmış beş odalı bu medrese zamanla harap olmuştur. Ayrıca burada Müderriszâdelere ve Attarzâdeler’e ait küçük bir aile mezarlığı da vardır. Kaynaklara göre, Şeyh Abdülkerim Efendi ve Sadullah İzzet Efendi’nin mezarları da buradadır.

Alitaşı Sokak boyunca Akkale’ye doğru devam edildiğinde yolun solunda Misafir Fakih Mescidi görülür. Kitabesi olmayan mescidin, 1571 tarihli Evkaf Defterinde Mehmed oğlu Mevlâna Misafir tarafından yaptırılarak, evlerini ve ahırını vakfettiği kayıtlıdır. Fakih, fıkıh ilmine sahip yani islam hukukçusu anlamına gelmekte ve Osmanlı belgelerinden, alim ve velî (emir sahibi ve iyi insanların, yani müminlerin dostu) anlamına gelen “Mevlâna” ünvanının da çok az kişiye verildiği bilinmektedir. Adı geçen Mevlâna Misafir Fakih, Ankara medreselerinden birine müderris olarak gelmiş olmalıdır. Yola paralel olarak uzanan mescid taş temel üstüne kerpiç duvarlı, çatılı, sade bir yapıdır. Oldukça sade olan mescidin alçı mihrabı özgündür ve minberiyse sonradan konmuştur. Mescidin giriş kapısının sağındaki bir odada bulunan mezar, muhtemelen yapıyı yaptıran Misafir Fakih’e ait olmalıdır. Alafranga kiremit kaplı çatısının kuzeyinde teneke kaplı bir minare yükselmektedir.

Misafir Fakih Mescidi Misafir Fakih Mescidi 2

Misafir Fakih Mescidi

18 inci yüzyıl gezginlerinin hatıralarına göre, İç Kale’de birer tane Ermeni ve Rum kilisesi vardır. Ancak bu yazıtlarda “çok küçük ve karanlık” oldukları belirtilen bu kiliseler belki de 19 uncu yüzyıldan beri yerlerinde yoklardır.

Mamboury-Ak Kale plan

Mamboury’nin (2014) Ak Kale planı (K- Ak Kale’nin önündeki meydan ve A- merdivenlerle çıkılan bugün kilitli kapı)

İçkalenin, bayrağımızın çekildiği en yüksek burcu 978 m yükseklikteki Alitaşı (bugünkü deyişle Akkale) olup İç Kale’nin ana giriş kapısından buraya kadar olan sokak bugün de aynı adı taşımaktadır. Adını veren, eskiden Akkale’nin hemen girişinde duran yumurta biçimli açık sarı renkli Ali Taşı, 1998 yılına kadar Akkale’ye çıkan merdivenlerin başı ile yanındaki evin arasındaki bahçede dururken günümüzde yerinde yoktur. Akkale, Selçuklu döneminde II. İzzeddin Keykavus (1246-1261 arasında hükümdar) tarafından yaptırılmış ve Kale’nin kuzey tarafından bulunan 1251 tarihli bir kitabeden kalenin bugünkü halini bu dönemde aldığı anlaşılmaktadır. İç Kale’de, Akkale önündeki avludan merdivenlerle inilerek varılan ve olasılıkla Bizans döneminde açılan yeraltı geçidinin görevi Hatip Çayı’ndan su sağlamaktır. Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev (1237-1246 arasında Selçuklu hükümdarı) zamanında da aynı amaçla bir dehliz yaptırılır. Osmanlı döneminde onarılmış ve kale kapısına, bugün var olmayan onarımı gösteren tuğralı bir kitabe de takılmıştır.

Akkale önü dehliz girişi Akkale önü dehliz merdivenleri

(Soldan sağa) Akkale önündeki İçkale avlusunda dehlize açılan kapı ve dehli girişine giden merdivenler, dehliz girişi merdivenlerin sonunda kayalığın önündeki üstü yığma taş örtülü duvarda

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk müzesi, 1921 yılında Kültür Müdürü Mübarek Galip Bey tarafından  Akkale’de “Eti Müzesi” adıyla Atatürk tarafından kurdurulmuştur. İçindeki eserler ile birlikte halen kapalı durumdadır.

 14 Akkale

İç Kale’den Akkale’nin görünümü;

Akkale Bentderesine bakan yamaç Akkale doğu yamaç

(Soldan sağa) Akkale’nin Bentderesi’ne bakan kuzey yamaçtan görünümü; Akkale’nin doğu yamaçtan görünümü

Geçen yüzyıla tarihlenen Osmanlı evleri İç Kale bölümünde konuşlanır. Evlerin, meydana bakan sokaklardaki önemli bir kısmı Büyükşehir Belediyesi tarafından onarılmıştır.

28 kale evler 3 27 kale evler 2 29 Kale  evler-zindan kapı

Ankara’nın, kent olarak kuruluşundan günümüze kalan bu tek ve en önemli mirası korumalıyız, nasıl mı? Hisar’ın bir müze değil, yüz yıllardır yaşamayı sürdüren bir ‘varlık’ olduğunu düşünerek: “1) Kale’nin (bence Hisar deyelim-A.V.O.) bugünkü durumunun korunmasında ve geliştirilmesinde etkili, ekonomik ve de hemen gerçekleştirilebilecek en temel adım, ‘tescilli’ ya da ‘özel’ olsun ya da olmasın, hemen tüm yapıların daha dayanıklı, daha düzgün, daha yaşanabilir ve daha sağlıklı; tüm yolların ve kamusal alanların daha geçilebilir, daha temiz ve daha kalıcı bir duruma getirilmesi olmalıdır. 2) Belirtilmiş olan ‘çerçeveler’ (en başta bugünkü haliyle-A.V.O.) ve de Kale’nin Birinci ve İkinci Sınırları içerisinde gerekli tamirat ve temizlikler dışında tümden yıkım ve yeniden yapım hemen ve süresiz olarak durdurulmalıdır.” (Necdet Teymur, Ankara Kalesi; Şehrin Zulası Ankara Kalesi, 2004)

A. Vedat Oygür
Dr. Jeoloji Müh. (Maden Jeolojisi)
Ankara, İlk yayım: 05/03/2015; Gözden geçirme: 01/07/2017

İleri okuma için öneriler:

  • Ankara Gezi Rehberi, Ernest Mamboury; İçişleri Bakanlığı ve Ankara Valiliği tarafından 1934 yılında basılan “Ankara Guide Touristique) kitabının tıpkı basımı, Ankara Üniv. Yayınları No 412, 2014.
  • Ankara Kalesi ve Alâaddin Camii, Abdülkerim Erdoğan; Ankara Büyükşehir Belediyesi, 2013.
  • Selçuklu ve Osmanlı Döneminde Ankara, Ali Yorulmaz; Gezgin Gözüyle Ankara, Timur Özkan (ed.), Alter Yayıncılık, 2013.
  • Tarihten Bugüne Ankara’nın Camileri, Turhan Demirbaş; Gezgin Gözüyle Ankara, Timur Özkan (ed.), Alter Yayıncılık, 2013.
  • Orta Zamanlarda Ankara, Paul Wittek; Cumhuriyet’in Ütopyası Ankara, Funda Şenol Cantek (ed.), Ankara Üniversitesi Yayınları, 2012.
  • Antik Ankara; Haluk Sargın, Arkadaş Yayınları, 2012.
  • Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Ankara, Abdülkerim Erdoğan; Ankara Büyükşehir Belediyesi, 2012.
  • Tarih İçinde Ankara, A. Erdoğan, G. Günel ve A. Kılcı; Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ankara Tarihi ve Kültürü Dizisi 1, 2008
  • Küçük Asya’nın Bin Yüzü: Ankara; Suavi Aydın ve diğ., Dost Kitabevi Yayınları, 2005.
  • Kale ve Sur: Ankara Kal’ası, Akın Atauz; Şehrin Zulası Ankara Kalesi, Tanıl Bora (ed.), İletişim Yayınları, s. 61-22, 2004.
  • Unutulan Şehir Ankara, Abdülkerim Erdoğan; Akçağ Yayınları, 2004.
  • Ankara’nın Eski Bir Resmi, Semavi Eyice; Türk Tarih Kurumu, “Atatürk Konferansları”, 4. Cilt, 1972.

“Ankaramızı Tanıyalım” dizisinin önceki makaleleri:
1- Çağlar Boyu Ankara
2- Ankara’nın Akropolisi: Hacı Bayram Tepesi

Yazarın diğer konulardaki blogları:

1- Sürdürülebilir Madencilik
2- Bitmeyen Yolculuk
3- Gezginin Not Defterinden
Reklamlar

Ankaramızı Tanıyalım-3” için 3 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s