ANKARAMIZI TANIYALIM-4

ATPAZARI ve KOYUNPAZARI

Eski Ankara’dan günümüze kalmış en hareketli semtlerden birisi Atpazarı-Koyunpazarı yöresidir. Hisar’ın Cümle Kapısı’nın önündeki alan “At Pazarı” idi. Atpazarı’nda, günümüzde, çoğunlukla erzak satan esnaf ve kısmen de eskisi gibi zahireciler vardır. Ankara’nın bedesteni ve hanları da yoğun olarak bu bölgede yer alırdı. Kale kapısının sağında, dış surlara dayanmış olarak “Un Pazarı” ve bu meydandan doğuya doğru giden Atpazarı Sokağı’nın içerisinde de zahireciler ve tiftikçiler vardı. Atpazarı’ndan, Çengel Han yanından aşağı doğru inen Koyunpazarı yokuşundaki çarşı “Pazar-ı Ganem” adını alıyordu. Bugünkü Saraçlar Sokak ile Arslanhane Camisi’ne doğru çıkan Can Sokak daha aşağıda birleşiyordu ve buradaki meydan da “Koyun Pazarı” idi. Günümüzde de çok hareketli olan Koyunpazarı çarşısında ekmekçi, nalbant ve bakkal dükkânları ile buraya açılan sokaklarda çeşitli esnaf yer alırdı. At Pazarı’na, daha aşağılardaki Koyun Pazarı’na ve şimdiki Ulucanlar ile Anafartalar caddeleri kavşağındaki “Saman Pazarı”na çevre köylüler alışverişe geliyordu. Atlarını, eşeklerini, günümüzdeki otoparklar gibi, hanlara bırakıyorlar; onlar alışverişlerini yaparlar iken hayvanlarının bakımları yapılıyordu. Kim bilir belki de şimdi kullandığımız “değnekçi” lafı o zamanlardan kalmaydı. Osmanlı Ankara’sının bir diğer meydanı olan “Kağnı Pazarı” ise Nümune Hastanesi karşısındaki düzlükteydi ve buraya kağnılarla getirilen odunlardan Ankara halkı yakacak ihtiyacını karşılardı.

Haritaya göz attığımızda, Selçuklu dönemine ait dinsel yapıların Ulucanlar Caddesi’nin kuzey bölümünde kaldığını görürüz. Yazı dizimizin daha sonraki “Hamamönü” bölümünde göreceğimiz gibi, Osmanlı dönemine ait yapılar da bu caddenin güney tarafında yer almaktadır. Ulucanlar Caddesi, Selçuklu ve Osmanlı dönemini ayıran bir hat oluşturmaktadır. Ulucanlar Caddesi, 1924 tarihli Ankara haritasına göre (S. Aydın ve diğ., 2005), Osmanlı devrinde bugünkü gibi değildi. Bugünkü adı Can Sokak olan yol, Ahi Elvan camisinin karşısında, bugün çıkmaz sokak olarak görülen yol kavşağından aşağı doğru inerek Geneği Mescidi altından hemen hemen şimdiki Ulucanlar Caddesi güzergâhından gidiyormuş.

 

Atpazarı harita (son)

1- Dış Surlar, 2- Bank-ı Osmanî, 3- Mahmut Paşa Bedesteni (AMM), 4- Kurşunlu Han (AMM), 5- Kale Ana Kapı ve saat kulesi, 6- Atpazarı Meydanı, 7- Çukur Han (Divan), 8- Çengel Han (Koç Müzesi), 9- Pilavoğlu Han, 10- Rençber Hanı, Yeni Saray Hanı, Yıldız Han, 11- Yeni Han, Kıbrıs Hanı, 12- Koyunpazarı Meydanı, 13- Safran Han, 14- Hacı Arap Mescidi, 15- Bala Han ve Pirinç Han, 16- Ahi Elvan Cami, 17- Kesikbaş türbesi, 18- Arslanhane Cami, 19- Ahi Şerafeddin türbesi ve  zaviye, 20- Tiridzâde Hüseyin Efendi türbesi, 21- Geneği Mescidi, 22- İki Şerefeli Cami, 23- Seyyid Ali Türbesi, 24- Gecik Mescidi, 25- Saraç Sinan mescidi ve türbesi, 26- Direkli Cami, 27- Kadılar (Kırklar) Mezarlığı, 28- Molla Büyük Cami, 29- Kayabaşı Cami

Mahmut Paşa Bedesteni ve  Kurşunlu Han birleşerek Anadolu Medeniyetleri Müzesi olmuştur. Çukur Han artık Divan Otel olarak hizmet vermekte; Çengel Han ise Koç Ailesinin müzesidir. Pilavoğlu ve günümüzde eski yerinde olmayan Pirinç Han çeşitli esnafların yerleştiği iş yerleridir. Bala Han ise otel olarak kullanılmaktadır.

eski Atpazar eski Koyunpazar

(Soldan sağa)20 nci yüzyıl başlarında Atpazarı (arkada görünen Kale’nin saat kulesi) ve Koyunpazarı (aşağı, Samanpazarı’na doğru inen yokuş bugünkü Koyunpazarı sokağı)

Atpazarı meydanının hemen altındaki zahireciler pazarına açılan sokağa günümüzde Atpazarı  Sokağı (eski adıyla Dede Bey Yokuşu) denmektedir. Koyunpazarı Sokağı (eski adıyla Atpazarı Caddesi) ve Can Sokak (eski adıyla Arslanhane Caddesi) günümüzde antikacılara ev sahipliği yapmaktadır. Binaların çoğu restore edilmiştir.

Atpazarı Sk Koyunpazarı Sk Can Sk

(Soldan sağa) Atpazarı Sokak, Koyunpazarı Sokağı ve Can Sokak (Aslanhane Caddesi)

Bedesten ve Hanlar

Ankara’nın, tarihte, ticari bakımdan en hareketli bölgesi Hisarönü ve Kalealtı’dır. Burada, 1900 yılı öncesinde yapılmış Ankara hanlarını içeren 54 hanlık listeden günümüze sadece, semt haritasında isimlerini sıraladığımız Bedesten ve 12 han ile Ulus-Hal bölgesindeki Sulu Han ulaşabilmiştir. Mahmut Paşa Bedesteni ile Sulu Han, Çengel Han, Çukur Han ve Kurşunlu Han restore edilmiş, çeşitli şekillerde kullanıma açılmıştır. Safran Hanı’nda restorasyon çalışmaları halen devam etmektedir. Diğerleri ise, sonraki yıllarda yapılan yenilemeler sırasında özgün mimari formlarını yitirmiş olup günümüzde işyeri, depo ve otel olarak kullanılmaktadırlar. Kıbrıs Hanı ve Yeni Han kullanılmaz durumdadır. Eski kayıtlarda, bölgede iki bin dükkân bulunduğu yazılıdır.

Bank-ı Osmani

Hisarönü’ndeki hareketli ticari yaşama uygun olarak Bank-ı Osmanî şubesi, Gözcü Sokak’ta Bedesten’in karşısında 1893’de açılır.

Osmanlı döneminde, kumaş ve bez satılmak üzere yapılmış kapalı çarşılara “bedesten” denirdi. Sonraları bu yapılar, her türlü kıymetli malların, mücevherlerin, antika eşyaların alım satımının yapıldığı, banka ve borsa gibi ticari faaliyetlerinin de yürütüldüğü, önemli belgelerin arşivlendiği yerler olarak kullanılmıştır. 12 askerden oluşan bir güvenlik birimi tarafından korunan bedestenler, gerek mimari gerekse işlevsel olarak hanlardan farklıdır. Günümüzdeki, canlı alışveriş merkezi olan AVM’lerin atasıydı, bedesten. Ticaret için kente gelenlerin konaklaması için de bedesten çevresinde hanlar bulunur idi. Ankara hanları, ağırlıklı olarak Hisar’ın güneyinde, Cümle Kapısı’nın karşısındaki Atpazarı olarak adlandırılan semtte, bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi olarak kullanılan Mahmut Paşa Bedesteni yakınındadır.

Osmanlı döneminde hem konaklama hem de ticaret mekânı olarak kullanılan hanlar, ortasında geniş bir avlusu bulunan kare ya da dikdörtgen planlı ve çoğunlukla revaklı bir yapıdır. Bir veya birden çok katlı olan hanların ortasındaki avlunun etrafı yan yana dizilmiş küçük odacıklarla çevrilidir. Bu odalar ahır, depo, dükkân ya da konaklama amacıyla kullanılmaktadır. Hanın avlusunda bir çeşme ve mescit de bulunur.

Mahmut Paşa Bedesteni

Yanındaki Kurşunlu Han ile birlikte bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi olarak kullanılmakta olan Mahmut Paşa Bedesteni, Karadeniz seferine giderken 1460 yılında bir süre ordusu ile birlikte Ankara’da konaklayan Fatih Sultan Mehmet’in baş vezirlerinden Mahmut Paşa (Yargalı Hacı Mahmut Paşa olarak da bilinir; 1456-1466 ve 1472-1474 yıllarında sadarette bulundu) tarafından 1464-1471 yılları arasında yaptırıldığı düşünülmektedir. Kalenin ana kapısından batı yönünde giden Gözcü Sokak (eski adı Abacılar Yokuşu) üzerinde bulunur. O yıllarda Ankara’da sof ticaretinin yapıldığı en önemli merkez olan Bedesten, 19 uncu yüzyıl başlarından itibaren sof sanayinin ve dolayısıyla ticaretinin çökmesine bağlı olarak önemini kaybetmiştir. Daha önceden de birkaç kez yangın geçiren yapı, 1881 yılında çıkan büyük yangın sonrasında, bitişiğindeki Kurşunlu Han ile birlikte harap hale gelmiştir. Cumhuriyet Dönemi’nde, 1933-1946 yılları arasında her iki bina da onarılarak kullanılmaya başlanmıştır. Onarım sonrasında, önce “Ankara Arkeoloji Müzesi” ve 1968 yılında “Anadolu Medeniyetleri Müzesi” adıyla müze olarak kullanıma açılmışlardır.

Mahmut Paşa Bedesteni 1 Mahmut Paşa Bedesteni 3 Mahmut Paşa Bedesteni 2

Mahmut Paşa Bedesteni (soldan sağa) ana kapı, çatı ve yan duvar

Mahmut Paşa kervansarayı

19 uncu yüzyıl sonlarında Bedestenin durumu

Kurşunlu Han

Adını, kurşun kaplı çatısından alan Kurşunlu Han’ın kitabesi bulunmamakla birlikte yapı özellikleri bakımından Bedesten ile aynı dönemde yapıldığı tahmin edilmektedir. Hanı yaptıran kişinin, genel olarak, Bedesteni de yaptıran Sadrazam Mahmut Paşa olduğu kabul edilmektedir. Tapu Tahrir Defteri’ndeki bir kayda göre, Kurşunlu Han’ın, Mahmutpaşa’nın ilk sadaretinden sonra yerine sadrazam olan Rum Mehmet Paşa (1466-1469) tarafından yaptırılmış olabileceği de düşünülmektedir. 1946 yılında hanın onarımı yapılırken 1421 tarihli sikkeler bulunduğundan hareketle hanın yapım yılının daha eski olabileceği de ileri sürülmektedir.

Kurşunlu Han Kurşunlu Han 3 AMM 3

(Soldan sağa) Kurşunlu Han cepheden revaklı yapı, ana kapı, Mahmut Paşa Bedesteni ile birlikte yukarıdan görünüm

Kurşunlu Han, yapıldığı arazinin eğimli olması nedeniyle doğu tarafı iki katlı, batı tarafı ise bodrum ilavesiyle üç katlı olarak inşa edilmiştir. Mimari özellikleri, kullanılan malzemeler ve planları bakımından, bitişiğinde inşa edildiği Bedesten ile benzerlik gösterir. Klasik dönem Osmanlı hanları karakteri gösteren yapının avlusu kareye yakın planlıdır. Avlunun üstü açıktır. Avlunun etrafı iki katlı ve revaklı galerilerle çevrilmiştir. Avlunun zemin katında 28, birinci katında ise 30 oda bulunmaktadır. Odalar revaka tek bir kapı ve pencere ile açılmaktadır. Hanın kuzey ve doğu cephelerinde dükkân olarak kullanılan eyvan şeklinde bölmeler sıralanır. Hanın kuzey cephesinde 11, doğu cephesinde ise 9 dükkân yer almaktadır. Ayrıca ana girişin içinde de karşılıklı ikişer küçük dükkân bulunmaktadır. Hanın güney ve batı kanatları altında hayvanların gecelemesi amacıyla yapılmış ahır bölümü bulunmaktadır.

Çukur Han

Ankara Kalesi’nin ana giriş kapısı karşısında olan Çukur Han’ın 16 ya da 17 nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. 1685 yılında şeyhülislamlık görevinde de bulunan Ankaravî Mehmet Emin Efendi tarafından başka bazı yapılarla birlikte (bunların arasında Sulu Han da vardır) vakfedildiği bilinmektedir. 1791 ve 1801 tarihlerinde iki kez onarım geçiren Çukur Han’ın şimdiki yapısının orijinal olup olmadığı bilinmemektedir. Klasik Osmanlı hanlarına özgü bir mimari plana sahip olan han, ortasında dikdörtgen biçimli avlusu bulunan iki katlı bir yapıdır. Batı kanadında arazinin eğiminden kaynaklanan bir bodrum ilavesi bulunmaktadır. Bu eklentiyle birlikte üç katlı olduğu söylenebilir. Avlunun etrafı revaklı olup odalar revaka açılmaktadır.

Çukurhan Çukurhan 2 divan-cukurhan-932390917

(Soldan sağa) Çukurhan cephe, Batı  yanındaki sokaktan yan cephe, günümüzde içinin görünümü

Millî Mücadele yıllarında bir dönem askeri karargâh olarak değerlendirildi. Cumhuriyet dönemi başlarında ise çevredeki diğer hanlarla birlikte cezaevi olarak kullanıldı. Cezaevi buradan taşındıktan sonra Çukur Han, uzun yıllar tiftik, yün, hububat, kuruyemiş, sebze, vb. ürünlerin satıldığı birçok dükkâna ev sahipliği yaptı. 1950 yılında bir yangın geçirdi ve belli oranlarda tahrip oldu. 2007 yılında başlayan restorasyonun 2010 yılında tamamlanmasının ardından, 2011 yılında, “Divan Çukurhan” adı ile butik otel olarak hizmete açıldı.

Çengel Han

Çukur Han’ın bitişiğinde, Doğu yanında bulunmaktadır. Çengel Han, 16 ncı yüzyıl Ankara hanları içinde tarihi özelliklerini yitirmemiş ender yapılardan birisidir. Giriş kapısı üzerinde bulunan kitabede, tarihin yazılı olduğu kısım ebced hesabıyla Hicri 929 olarak tespit edilmiştir. Bu bilgiden, yapının 1522-1523 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır. Ankara Şer’iye Sicili’nde hanı yaptıran kişinin Rüstem Paşa evkafından olduğuna dair kayıtlar bulunmaktadır. Rüstem Paşa, Sicil-i Osmani’de, sarayda Enderun eğitimi aldığı, yeniçeri ağalığı ve Budin Beylerbeyi görevlerinde bulunduğu ve 1539 tarihinde öldüğü bilgileri bulunmaktadır. Bazı kaynaklarda, yanlış bir biçimde, Hanı yaptıran kişi olarak gösterilen Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan ile evlenen Damat Rüstem Paşa ile karıştırılmamalıdır.

Kiremit çatılı bir yapı olan Çengel Han, büyük ve üstü açık bir avlunun etrafına iki katlı olarak inşa edilmiştir. Katlar birbirine girişin sağ tarafında yer alan bir merdiven aracılığı ile bağlanmıştır. Çengel Han’ın batı kanadı, arazinin eğimi nedeniyle üç katlı olarak tasarlanmış ve bu bölüme bir bodrum eklenmiştir. Avlunun etrafı revakla çevrilidir. Revakın arkasında ise odalar yer almaktadır.

ÇengelHan 1 ÇengelHan 3 ÇengelHan 2

(Soldan sağa) Çengel Han cepheden, Doğu yanındaki Arı Sokak (eski adı Hacı Arap Yokuşu) köşesinden, sokağın altına doğru arka yüzünden görünüm

Çengel Han, sof ticaretinin yoğun olduğu dönemlerde Ankara’nın ticari açıdan önde gelen hanları arasında, Kurşunlu Han’dan sonra geliyordu. Ankara’da sof ticaretindeki gerilemeye bağlı olarak Çengel Han da eski önemini kaybetti. Osmanlı Devleti’nin son yılları ve Cumhuriyet dönemi başlarında Çengel Han, bir dönem, çevredeki diğer hanlarla birlikte cezaevi olarak kullanıldı. Daha sonra depo ve işyeri olarak varlığını sürdürdü. Çengel Han, Vehbi Koç’un ticari hayata atıldığı ilk dükkâna da ev sahipliği yapmıştı. Son yıllarında gittikçe harap hale gelmeye başlayan Çengel Han’ın restorasyonu 2003-2005 yılları arasında yapılabildi. Aslına uygun olarak restore edilen Çengel Han, günümüzde “Rahmi Koç Müzesi” adı altında sanayi müzesi olarak ziyarete açıktır.

Safran Hanı

Şer’iye sicillerinde, hanın Lütfi Paşa tarafından yaptırıldığı ve 1511 yılında, duvarlarına bitişik 20 dükkanla birlikte Ankara’ya yerleşik, aslen Kayserili olan Hacı İbrahim oğlu Hacı Mehmed tarafından vakfedildiği kayıtlıdır. Kitabesi bulunmayan Safran (Zafran-Zağfiran) Hanı, zaman içinde çeşitli onarımlar görmüştür. Bu onarımlar sırasında mimari özelliklerini büyük oranda yitirmiştir. Klasik Osmanlı hanları modelinde ortası avlulu, revaklı ve iki katlı bir yapıdır. İkinci katta bulunan revaklar sonradan camla kapatılarak dükkan haline getirilmiştir. Hanın toplam 42 odası bulunmaktadır. Ankara’da sof ticaretinin bitmesi sonrası Safran Hanı da, diğerleri gibi, önemini yitirmiştir. Osmanlı Devleti’nin son dönemleri ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında çevredeki diğer bazı hanlar gibi Safran Hanı da cezaevi olarak kullanılmıştır. Sonraki yıllarda genellikle depo olarak işlev görmüştür. Restorasyon çalışmaları tamamlanan yapı eski ile modernin bir sentezini yansıtır biçim almıştır.

Safran Han Safran Han restore

(Soldan sağa) Safran Han restorasyon sırasında ve son hali

Pirinç Han

Pirinç Hanı’nın, 17 ya da 18 inci yüzyılda Emin Mehmed Efendi tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. İlk yapıldığında, Çengel Han ve Çukur Han’ın güneyindeki İlk Meclis İlkokulu’nun bulunduğu yerde iken 1935’lerde Belediye tarafından yıkılmıştır. Günümüzde “Pirinç Han” adı ile işletmeye açılmış ve içindeki odalar küçük dükkanlara dönüştürülmüş olan yapı, Pirinç Sokak başındaki başka bir yapıdır. Özel mülk olan bu yapının içinde bugün çeşitli antikacı, aksesuar vb. dükkanlar yer almaktadır. Üç katlı, avlulu, ahşap karkas ve kerpiç dolgulu olarak inşa edilmiş olan bu yapının da eskiden “han” olarak kullanıldığı ve 1923 yılında onarılarak meskene dönüştürüldüğü bilinmektedir. Bu yapı 1985 yılında restore edilerek Pirinç Han olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Pirinç Han 1 Pirinç Han 2 Pirinç Han dükkan

(Soldan sağa) Günümüzdeki Pirinç Han (arkadaki minare Ahi Elvan’ın), Han iç avlusu ve bir dükkan

Bala Han

Günümüzde de varlığını sürdüren Bala Han, Pirinç Sokak ile Koyunpazarı Sokağının (eski adıyla Atpazarı Yokuşu) kesiştiği köşede bulunmaktadır. Bala Han’ın güneyinde, alt tarafta Ahi Elvan Camisi yer almaktadır. 19. yüzyılın sonunda yapıldığını bilinen Bala Han, iki katlı karkas bir yapı olarak inşa edilmiştir. Günümüzde alt katında dükkanlar bulunmaktadır. Üst katı ise 1991 yılından beri otel olarak kullanılmaktadır.

Bala Han Bala Han 2

(Soldan sağa) Bala Han’ın Pirinç Sokak’tan ve Koyunpazarı Sokak’tan görünümleri

Pilavoğlu Hanı

16 veya 17 nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilen han, ahşap hatıllı, kiremit çatılı bir yapıdır. Ortasında bulunan avlunun üstü açıktır. İki katlı olarak inşa edilmiş olan han revaklıdır. Revakların arasında odalar yer almaktadır. Hana, doğu ve batı taraftan açılmış iki kapı ile giriş sağlanmıştır. Pilavoğlu Hanı çeşitli onarım ve yenilemeler sonrası özgün mimari özelliklerini yitirmiştir. Osmanlı Devleti’nin son dönemleri ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında, çevredeki diğer bazı hanlar gibi cezaevi olarak kadınlar ve çocuklar için kullanılmıştır.

Pilavoğlu Han 1 Pilavoğlu Han 2 Pilavoğlu Han 3

(Soldan sağa)Pilavoğlu’nun Koyunpazarı Sk üzerindeki girişi, iç avlusu, Hanlar Sk (dik çıkan) üzerindeki girişi

Kıbrıs Hanı ve Yeni Han

Birbirine bitişik haldeki her iki han da Pilavoğlu Hanı’nın güneyinde, Kuş Sokak üzerindedir. Yeniçeri Mustafa Bey tarafından yaptırıldığı için onun adıyla da bilinen Yeni Han, Kıbrıs Hanı’nın doğusunda bulunmaktadır. Tek bir avlu çevresinde iki katlı olarak yapılmış olan bu hanlar, 17 nci yüzyıl yapısı olmakla birlikte sonraki dönemlerde değişiklikler geçirmiş ve özgün biçimlerini kaybetmiştir. Doksanlı yıllara kadar çeşitli dükkanları ve depoları barındıran hanlar bugün metruk haldedir.

KIbrıs Han Yeni Han

(Soldan sağa) Kıbrıs Hanı (Kuş Sk’tan görünüş), bitişiğindeki Yeni Han (Hanlar Sk’tan görünüş)

Yıldız Han ve Yeni Saray Hanı

Günümüzde de varlığını sürdüren bu hanlar Pilavoğlu Hanı’nın doğu cephesinde ve Hanlar Sokağı üzerinde, sırasıyla, yukarıdan Kuş Sokağa doğru inerken birbirlerine bitişik olarak bulunmaktadırlar. 19 uncu yüzyılın sonunda yapıldığı bilinen bu hanlar, iki katlı karkas yapı olarak inşa edilmişlerdir. Halen işyeri ve depo olarak kullanılmaktadırlar.

Yıldız Han-altında Yeni Saray Han Yeni Saray Han Rençber Han

(Soldan sağa) Hanlar Sokak üzerindeki Yıldız Han, bitişiğindeki Yeni Saray Han ve Hanlar Sk ile Kuş Sk köşesindeki Rençber Hanı

Rençber Hanı

Hanlar Sokağından aşağı doğru inerken aradaki Şanlı Sokak (eski adıyla Selçuk Sokağı) geçilince Hanlar Sokağı ile Kuş Sokak köşesinde bulunan yapı günümüzde de varlığını sürdürmektedir. İki katlı tuğla örgülü olan yapı, mimari anlamda bir özellik göstermemektedir. Elden geçirilerek yeniden kullanıma açılmıştır.

Dinsel Yapılar

Arslanhane Camii

Atpazarı yokuşu üzerinde Can Sokak’ta, türbe ve zaviye (küçük tekke) ile birlikte bir külliye oluşturmaktadır. Yapılış tarihini belirten bir kitabesi yoktur. Batı kapısının sağ sağ üst yanında, caminin dış duvarında bulunan bir taş üzerine kazınmış olan kitabenin Selçuklu “neshi” yazı karakterinden dolayı XIII üncü yüzyılın başlarında yapılmış olduğu düşünülmektedir (Öney, 1990). Abdülkerim Erdoğan (2004) ise, bu kitabede yer alan bazılarına göre “Allahümmağfir’il-emir’il merhum Seyfeddin” veya başkalarına göre “merhum Emir Şerefeddin” ifadesinden bunun bir mezar taşı olabileceği sonucuna varmıştır.

Aslanhane batı kapı kitabe

Batı kapısındaki kitabe

Bu kitabede, şimdiye kadar ismi yanlış olarak Emir Şerafeddin biçimde okunan Emir Seyfeddin adı geçtiği P. Wittek tarafından belirtilmiştir (Mamboury, 2014). O çağda, Ankara’da etkili iki Emir Seyfeddin vardır: Birisi, I. Alâeddin Keykubat’ın abisi Keykavus’a, olasılıkla 1211/1212 yılında Ankara kalesinde teslim olduğunda onu teslim alan Çaşniğir Emir Seyfeddin Ay-Aba; ve diğeri, bu olayda aracılık yapan Ankara bölgesinde egemen Bayındır aşireti beyi Melikü’l Ümera Seyfeddin Kızıl Bey’dir. Ankara, kente sığınan Alâeddin’i bağrına bastığına göre, ki daha sonra, 1221 yılında kendisi Selçuklu tahtına oturunca Seyfeddin Kızıl Bey’i de Ankara Valisi yapmıştır, bu kitabede adı geçen Emir Seyfeddin ikincisi olmalıdır. Buna göre, Selçukluların Ankara’ya yerleşiminin görece erken bir zamanında Cuma camisi, Camii Kebir, bir ulu cami olarak inşa edilmiştir. O çağda, Cuma ve bayram namazları kentin tek bir camisinde, ulu camide kılınmaktadır. Ulu camiler kentteki diğer mescitlerden minareli olması ve taç kapısıyla ayrılmaktadır. Minberindeki kitabede ise, II. Keykavus Mesud zamanında, Hicri 689 (1289-1290) yılında “fütüvvet sahibi” (yani Ahi) kardeşler tarafından onarılmış olduğu okunmaktadır. Bu kayda düşürülmüş tarihten, kitabedeki “fütüvvet sahibi” kardeşlerin, Selçuklu ile Osmanlı dönemleri arasında 1290-1362 yıllarında Ankara’da hüküm süren “Ahi Devleti”nin (Bkz. Ankaramızı Tanıyalım-1: Çağlar Boyu Ankara) ilk yöneticisi Ahi Hüsameddin ve kardeşi Ahi Hasaneddin olduğu anlaşılmaktadır.

Bu bilgiler ışığında, Arslanhane Camii, Ahilerin Ankara’ya gelmelerinden çok daha önce, 1200’lerin başında, Selçuklular tarafından Emir Seyfeddin adına ulu cami olarak inşa edilmiş ve 1289-90 yıllarında Ahi Hüsameddin ve kardeşi tarafından onarılmış olabilir. Ahi Hüsameddin’in oğlu Ahi Şerafeddin tarafından, 1331 yılında onartılarak büyütüldüğü için Cami, bugün, onun ismiyle anılmaktadır.

Aslanhane Camii 0

Arslanhane Cami, kale içindeki Alaeddin Camiinden (Bkz. Ankaramızı Tanıyalım 3-Hisar) sonra, Ankara’nın en eski ikinci camisidir. İç mimarisi, mihrap ve minberi bakımından Ankara’nın en güzel camilerinden biridir. Ahiler zamanında bu caminin önünde Ahi Örgütlerinin toplantı ve törenlerinin yapıldığı bilinmektedir. Cami taç kapısı etrafındaki arslan heykellerinden dolayı Arslanhane Camisi ismi verilmiştir. Bu heykellerden başı kırılmış olan hala cami girişinde olmakla birlikte diğeri Etnoğrafya Müzesine kaldırılmıştır. 29 Ekim 1919 tarihinde, Ankara’da Müftü Rıfat Efendi tarafından kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Merkez Heyeti’nin dokuz kişilik üyeleri arasında Arslanhane Camii Hatibi Hacı Ahmet Efendi’nin de bulunması caminin önemini göstermektedir.

Aslanhane Camii 3-batı kapı Aslanhane Camii haziresi(Doğu kapı)

(Soldan sağa) Batı kapısı ve doğu kapısı ile hazire (cami bahçesindeki mezarlık)

Selçuklu ve Beylikler dönemi camileri Osmanlı camilerinden dış görünüşleriyle kolaylıkla ayırt edilir. Osmanlı camilerinde dış görünüşe önem verilerek dış cepheye bazı süsleme unsurları yerleştirilmiş iken Selçuklu camileri, tersine çok sadedir ve minaresi unutulduğunda, dört köşe düz yapısıyla bir eve benzer. Selçuklu camilerinin çatıları evler gibi kiremitli iken Osmanlı camilerinde bir ana kubbe ve çevresindeki küçük kubbeler çatıyı oluşturur. Osmanlıda her camide, caminin boyutuna göre bir veya birden fazla minare bulunur iken Selçukluda sadece Cuma ve bayram namazı kılınan kentin tek ulu camisinde minare vardır ve o kentteki diğer ibadethaneler mescit olarak adlandırılır. Osmanlı cami minareleri ince uzun bir kalem gibi ve birden çok şerefeli, Selçuklu camilerinin minareleriyse güdüktür (kısa ve kalın). Ayrıca Osmanlıda, minarenin boyu ile caminin boyu orantılı iken Selçuklu’da minare camiyle orantısız büyüklüktedir.

  3c Aslanhane Camii (taç kapı)_edited

Taç kapı (anıtsal kapı)

Minaresine bitişik olarak yapılmış olan kuzey kapı, tam bir taç kapı (anıtsal kapı) özelliğini taşımaktadır. Caminin ahşap kapı kanatları dikkate değer bir özelliğe sahip olmadığından sonradan değiştirilmiş olabilecekleri düşünülmektedir. 

Aslanhane Camii 4-minare kaidesi Aslanhane Camii minare

Minarenin kaidesi ve gövdesi

Kare kaideli minarenin alt kısmında Roma ve Bizans kalıntılarına ait taşlar kullanılmıştır. Minarenin silindir biçimli gövdesi tuğladandır ve gövdesi, enine çemberler biçiminde firuze renkli sırlı tuğlalar ile bezenmiştir. Aynı firuze tuğlalar, minare küpünün bitiminde bir sıra ve şerefesinin altında üç sıra olmak üzere kesikli hat halinde bilezik biçiminde de döşenmiştir. Minare kaidesinin önünde, biri Korint diğeri Roma tarzı olan tersine çevrilmiş iki sütun başlığı üzerine tersten yatırılmış bir lahit kapağından musalla taşı vardır.

Arslanhane’nin de aralarında bulunduğu ahşap direkli camiler Türkiye’de 12 tanedir. Selçuklu devrinde görülen ahşap direkli camilerin kökeni, Orta Asya Türklerinin ahşap direkli cami çadırlarıdır. Cami hariminde, 4 nefin her birinde altışar adet olmak üzere 24 tane ahşap direk ahşap tavanı taşır. Bütün direklerin üst kısmında, Roma dönemine ait yapılardan devşirilmiş yivli olan Dor ve çiçekli yapraklı olan Korint tipi mermer sütun başlıkları bulunmaktadır. Tavan, dikine hatılların arasını dolduran enine kirişlerle ve bu kirişlere geçişi sağlayan konsollarla işlenmiştir.

Aslanhane cami tavan 2

Kıble duvarı ortasında bulunan mozaik çinili muhteşem alçı mihrap benzeri mihrapların en güzellerinden birisidir. Mihrap, kaliteli çini mozaik işçiliği ve alçı kabartma süslemelerinden dolayı, sanat tarihçileri tarafından, İran’daki 12. yüzyıl sonu ve 13. yüzyıl başlarında Büyük Selçuklu Döneminde yapılmış alçı işçiliğinin özelliklerini yansıtan mihrapların Anadolu’daki ilk örneği olarak değerlendirilmektedir. Mihrabın üstündeki geniş alçı tepelikte ajur tekniğiyle oyularak yapılmış ejderi temsil eden figürler bulunmaktadır. O dönem Türk-islâm eserlerinde önemli bir motif olarak Bağdat, Halep ve Diyarbakır sur kapılarında da arma olarak kullanılmıştır. Mihrabı çevreleyen nişin üçüncü silmesinde çiçeklerle süslenmiş nesih hatlı Ayet-el-Kürsî yazısı (Bakara Sûresi, 255. Ayet) ajur tekniğinde alçıyla işlenmiştir. Nişin ortasındaki kuşakta, sülüs bir yazıyla Al-i İmran Suresi 18 ve 19 uncu Ayetler yazılıdır.

aslanhane mihrap

Ahşap minberi, ağaç oymacılığı bakımından, İç kaledeki Alaaddin Camii ve Ahi Elvan Camii ile birlikte Ankara camileri içindeki en güzel üç minberden bir tanesidir. Ceviz ağacından taklit kündekâri tekniği ile yapılmıştır. Minber aynalığında geometrik çerçeveler içinde bitkisel, korkulukta geometrik, dilimli kemerli kapısının köşeliklerinde ise bitkisel motifler dikkati çeker. Minberin yan aynalıkları ve köşk kısmının altında çokgen ve yıldızdan oluşan geometrik şekillerin içine rumi motifler oyulmuştur. Korkuluğun ortasındaki gergilerden mihrap tarafında minberi “Ebu Bekir oğlu marangoz Mehmet’in yaptığı”, diğerinde “Ümmet günahkâr, Allah affedicidir” ifadesi Arapça nesih hatla yazılmıştır. Minberin dilimli kapı kemerinin aynalığı zarif rumilerle süslenmiştir. Kemeri taşıyan sütunceler balık pulu şeklinde işlenmiştir. Kapı kanatları yoktur. Minberin kapı üstünde iki sıra halinde sülüs hatla yazılmış kitabe yer almaktadır.

aslanhane minber

Minber kitabesinin Türkçesi şöyledir: ‘Bu mübarek cami ulu sultan din ve dünyanın yardımcısı, memleketler fetheden Ka/ykâvusoğlu Mesud (II. Keykâvus) -Allah sultanlığını ebedi kılsın- zamanında mahlûkatın Allah’ı yüce Tanrı’nın yardımı ile fütüvvet ve mürüvvet sahibi kardeşler tarafından -Allah ömürlerini uzun eylesin- 689 (1289-90) yılı aylarında Allah için hulûs-i niyyetle ve onun rızasını isteyerek yapıldı. Allah onların işlerini kabul buyursun, günahlardan geçsin’.

Aslanhane cami minber 6

Mihraptaki çini bezemeler ile kullanılan renkler ve minberdeki oymaların geometrik desenleri ile bitki motiflerinin kaynaşması, bunların, XIII üncü yüzyıl sonlarına tarihlenmesine yol açar (Öney, 1990). Buna göre, her ikisi de minberdeki kitabe tarihi (1289-1290) olan onarım sırasında yapılmış olmalıdır. Batı kapısının üzerindeki kemer içerisinde de çok renkli çini bezemeler kullanılmıştır.

Aslanhane batı kapı çini

Ahi Şerafeddin Türbesi

Arslanhane Caminin karşısında, Kurnaz Sokak’ta bulunan zaviye yapısının ana kapısından girince sağda zaviye bölümüne giden koridor açılır ve soldaki kapıdan türbeye girilir. Türbenin bulunduğu avlunun tabanında Roma dönemine ait mermer bloklar yer döşemesi olarak kullanılmıştır. Türbe, daha sağ iken Ahi Şerafeddin (ölümü 1350) için 1330-1331 (hicri 731) yılında yapılmıştır. Sekiz köşeli bir plân gösteren türbe piramidal kubbe ile örtülüdür. Ahi Şerafeddin türbesinde 17 mezar bulunmaktadır. Ahi Şerafeddin’in oymalı ahşaptan sandukası 1933 yılında Etnoğrafya Müzesi’ne götürülmüştür. Babası Ahi Hüsameddin’e (ölümü 1330) ait başı serpuşlu büyük sanduka ve Ahi Şerafeddin’in oğlu Ahi Hüseyin ile kızları Devlet Hatun’un (ölümü 1361) mermerden lahdi ve Ayşe Hatun’un (ölümü 1429) sandukası buradadır.

aslanhane türbe dış aslanhane türbe iç

(Soldan sağa) Ahi Şerafeddin türbesinin dış ve iç görünümü

Aslanhane Ahi Şerafeddin Sanduka 4 Aslanhane Ahi Şerafeddin Sanduka 5

Ahi Şerafeddin sandukası (Etnoğrafya Müzesi)

Zaviye

Zaviye ve zaviye yapısının bahçesindeki türbe, Arslanhane Camisi’nin yanındaki sokak içerisindedir.

Ahi Şerafeddin zaviye 1 Aslanhane Camii 5-türbe ve zaviye

(Soldan sağa) Zaviye yapısı, türbe ve zaviye girişi

Binanın girişinde Roma devri sütunları kullanıldığı gibi duvarlarında kalıntılardan taşınmış eserler ve gömülü bir çeşme de bulunmaktadır. Giriş sahanlığına çıkan merdivenlerin hemen sağında, temelde, olasılıkla Frig dönemine ait büyük bir arslan heykeline ait olabilecek parça vardır.

Aslanhane Camii 6-türbe duvarı aslanhane türbe duvar çeşme Ahi Şerafeddin zaviye 2

(Soldan sağa) Zaviye binası duvarındaki Roma kalıntıları, çeşme ve giriş merdivenlerinin yanındaki arslan heykeli parçası

Kesikbaş Türbesi

Ahi Şerafeddin Türbesi’nin kuzeyinde, Atpazarı Sokak cephesindeki dört sütunlu, kubbe ile örtülü, etrafı açık türbeye de Kesikbaş Türbesi adı verilmiştir. Kitabesi olmayan türbenin mimari üslubuna göre (baldeken formda) 14 üncü yüzyıla tarihlenir ve Felekkeddin isminde bir şahsa ait olduğu sanılır.

Aslanhane camii-Kesikbaş Türbesi Aslanhane camii 6-tekke (Aslanhane Geylani Halisi Kolu)

(Soldan sağa) Kesikbaş türbesi ve  Arslanhane Tekkesi

Arslanhane Tekkesi

Caminin doğusunda, yanındaki Kurnaz Sokak ile Mete Sokağı’nın kesiştiği köşe başında Arslanhane Tekkesi (Geylani Halisi Kolu) binası vardır.

Ahi Elvan Cami

Koyunpazarı Sokağı ile Pirinç Hanı Sokağı’nın kesiştiği köşe başındadır. Ahi Elvan Mehmet Bey (1331-1382) tarafından yaptırılmıştır. Minber kitabesine göre, 1413 (hicri 816) yılında oğlu Hacı Ahi Elvan tarafından yenilenmiştir. Minber üzerindeki onarım yazıtlarında ise Osmanlı Sultanı I. Mehmed’in (Çelebi Mehmed), 1413-1414 yıllarında onarttığı yazılıdır. Ankara’da bulunan ahşap eserlerin en güzel örneklerinden birisidir. Caminin karşısında, 1925 yıllarında, bir de zaviye olduğu bilinmektedir. Caminin karşısında, Can Sokak kavşağındaki çeşmesinin suyu halen akmaktadır.

Pirinç sk ahi-elvan-cami ahi elvan cami

(Soldan sağa) Pirinç Sokaktan Ahi Elvan Cami, caminin dış ve iç görünümü

Selçuklu camilerinin bir çoğunda görülen, ahşap direkli ve ahşap tavanlı camilerden olan Ahi Elvan Camii’nin planı muntazam bir dikdörtgen olup dıştan çok sade bir görünümü vardır. Harimindeki 12 adet ahşap sütunların üzerlerine yöredeki Bizans ve Roma kalıntılarından toplanan sütun başlıkları yerleştirilmiştir.

ahi elvan 1

Caminin mihrabı bugün, Kıble duvarının ortasında değildir. Mihrabın sağ tarafında 4 nefli iki sütun sırası ve solundaysa yine 4 nefli fakat tek sütun sırası bulunmaktadır. Koyunpazarı sokağına bakan giriş cephesinden bir sütun sırası kaldırılmak suretiyle cami eninden daraltılmış olmalıdır. Buradan, Çelebi Sultan Mehmed zamanındaki onarım sırasında planında değişiklik yapılmış olabileceği düşünülmektedir. Osmanlı döneminin özelliklerini gösteren minaresi de bu onarımda eklenmiş olmalıdır.

Alçı mihrabı ve cevizden minberi, Selçuklu süsleme sanatının bir şaheseridir. Beylikler dönemi özelliklerini gösteren salkım tarzı alçı mihrabı sonradan beyaz yağlı boya ile boyanmıştır. Nişi çevreleyen üç geniş silmeden ilki neshî yazıyla Kelime-i Tevhid, ikincisi mukarnas friz ve üçüncüsü iç içe girmiş çokgenler ile doldurulmuştur. Mihrabın alınlığında, sülüs yazıyla Kuran’dan ayet yazılıdır. Nişin köşelikleri, altıgenler içinde yer alan yıldız motifleriyle doldurulmuştur. Ceviz minberi güzel bir işçilik örneğidir. Çakma yalancı kündekâri tekniği ile yapılmış yan aynalıkların içi altıgen, baklava ve yıldız şekillerde arabesk motiflerle doldurulmuştur. Kapı alınlığında girift sülüs yazıyla minber kitabesi bulunur. Minberin kapı kanatları Etnoğrafya Müzesi’ndedir. Kale içindeki Alaeddin Camii ve Arslanhane Camii minberi ile ahşap işçiliği ve şekil bakımından büyük benzerlik göstermektedir.

Hacı Arap Mescidi

Koyunpazarı Sokağı ile Asker Sokak köşe başında yer alır. Ahi Elvan’ın (1331-1389) katibi olan Ahi (Hacı) Arap’ın adına Ahi Elvan Camii’nden artık kalan malzeme ile yapılmıştır. Ahi (Hacı) Arap adına 1530 yılında tahrir defterine kayıt edilmiş olduğundan 14 üncü yüzyıl başlarına tarihlenmektedir. Başlarda mescid olarak kullanılır iken günümüzde camiye döndürülmüştür. Taş temel üzerine kerpiç duvarlı, düz ahşap tavanlı basit bir yapıdır. Mescidin giriş kapısının hemen yanındaki çeşmesi ve tesisat yapısı özgündür.

Hacı Arap Camii Hacı Arap Camii 2

Tiridzâde Hüseyin Efendi Türbesi

Tiridzâde Hüseyin Efendi, Osmanlı dönemi Ankara’sında çok yaygın olan Halvetiyye tarikatının Şabaniye kolunun şeyhi ve Şeyh Şaban-ı Velî hazretlerinin takipçisi Çerkeşî Mustafa Efendi’nin halifelerindendir. Tiridzâde 1779 yılında Ankara’da doğmuş ve 1863 yılında vefat etmiştir. Zamanında türbenin yanında bulunan Halvetî tekkesi tamamen yıkılmış ve önündeki mescidin arsası kalmıştır. Türbe dıştan çatılı fakat içten kubbeli bir yapıdır. Türbedeki iki sandukadan birisi Şeyh Hüseyin Efendi’ye aittir.

Tiridzade 2 Tiridzade 3

Zamanında, İzzeddin Paşa kırk kişi ile birlikte Hüseyin Efendi’yi ziyarete gelir. Evinde paşaya ikram edecek et suyundan başka bir şey olmayan Hüseyin Efendi, bu et suyuna ekmek doğrayıp “tirit” yaparak paşaya ve yanındakilere sunar. Bu yemek, misafirleri doyurduğu gibi artmıştır, bile. Bu olaydan sonra Hüseyin Efendi “Tiridzâde” lâkabı ile anılmaya başlar.

Geneği Mescidi

Kitabesi bulunmadığı için kimin tarafından yaptırıldığı bilinmeyen mescidin, mimari özelliklerine bakılarak XIV veya XV inci yüzyıla tarihlenebileceği düşünülmektedir. Mescit, Selçuklu ahşap işçiliğinin örneklerini sunması ve alçı mihrabı ile önem taşımaktadır. Dikdörtgen planlı, moloz taş temelli ve kerpiç duvarlıdır. Sonradan iki yanı kapatılan son cemaat yeri dört ahşap sütun ile taşınmaktadır. Mescit hariminin ortasındaki tek bir ahşap direk tavana destek olmaktadır. Zamanında, tavan ve pencere pervazlarıyla birlikte çok renkli bitki desenleriyle süslenmiş olduğu anlaşılan ahşap sütun başlığı sonradan yağlı boya ile örtülmüştür. Alçı mihrabın en dıştaki kenar kuşağında sülüs yazıyla Kur’an ayetleri yazılı, ortadaki kuşakta altıgenler oluşturan bir geometrik süsleme ve en içtekinde ise beşgenler ve yıldızlardan oluşan geometrik süslemeler bulunmaktadır.

Geneği mescidi 2 Geneği mescidi 3

İki Şerefeli (Resul Efendi) Cami

Kapısının üzerindeki kitabeye göre, 1674/75 yılında Resul Efendi tarafından yaptırılmıştır. Yapı taş temelli, ahşap hatıllı kerpiç duvarlı ve kiremit çatılıdır. Tavanın ortasındaki göbeğin içi çokgenler ile doldurulmuş ve kalem işi çiçek motifleriyle süslenmiştir. Kadınlar mahfelini oluşturan balkon uzantısının altında da aynı süslemeler bulunmaktadır. Pencere pervazları ve ahşap dolaplar çeşitli renklerde çiçek motifleriyle süslüdür. Mihrap ve minber, sonradan yağlı boya ile boyanarak özelliklerini yitirmiştir.

İki şerefeli

Seyyid Ali Türbesi

Ulucanlar’dan İki Şerefeli Camiye çıkan Mermerli Sokağın baş kısmında bulunan türbenin yanında, Osmanlı dönemi Ankara’sında yaygın olan Halvetiyye tarikatına ait Ebu İshak Zaviyesi bulunduğu bilinmektedir. Zaviyeden günümüze, içinde dört adet mezar bulunan bu türbe kalmıştır. Zaviye, 1530 tarihli tapu kayıtlarında bulunduğuna göre XVI ncı yüzyıldan önce inşa edilmiş olmalıdır. Türbedeki mezarlardan birisi, vakıf senedinde zaviyeyi kurduğu yazılı olan Alemdar adıyla anılan Seyyid Ahmed oğlu Seyyid Ali’ye aittir.

Seyyid Ali türbesi 1 Seyyid Ali türbesi 2

(Soldan sağa) Ulucanlar’dan Mermerli Sokağa giriş ve türbe

Gecik Mescidi

Kapı üzerindeki kitabesine göre, 1443 yılında İbrahim oğlu Hacı İsmail kızı Azize Gecik tarafından yaptırılmıştır. İlk onarımı da, müezzin mahfilindeki kitabeye göre, 1765 yılında yapılmıştır. 1963 yılına kadar Kızılay Genel Müdürlüğü deposu olarak kullanılmış ve bu tarihte Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılarak yeniden ibadete açılmıştır.

Gecik

Dikdörtgen planlı, moloz taş temel üzerine kerpiç ile birlikte ahşap hatıl duvarlı, sivri kiremit çatılı ve basit görünümlü bir yapıdır. Osmanlı cami mimarisine uygun olarak iki sıra halinde dikdörtgen pencereleri vardır. Taban ve tavanı ahşaptır. Eski zamanlarda sarı fon üzerinde yeşil ve kırmızı renkli bitki süslemelerinin yer aldığı bilinen tavan, 1963’deki onarım sırasında boyanarak basit bir ahşap yapıya döndürülmüştür.

Mescidin en dikkate değer bölümü tavana kadar uzanan mihrabıdır. Mihrap nişi mukarnaslı ve üzeri geometrik motiflerle süslü olup iki yanında birer sütünce bulunmaktadır. Çevresi, sülüs yazıyla Kelime-i Tevhid’in yinelendiği bir bordür ve geometrik dokulu ikinci bir bordür ile kuşatılmıştır. Alınlıkta, üç pano halinde sülüs yazıyla Kuran’dan ayetler yazılmıştır.

Saraç Sinan Türbe ve Mescidi

Mescit, merdivenlerle çıkarken sağda batı cephesi duvarı üzerinde bulunan mermer kitabesine göre 1288 yılında, Hasan oğlu Yusuf tarafından yaptırılmıştır. Mescit ile türbenin arasında mescidin son cemaat yeri bulunmaktadır.

Mescit, eğimli bir arazi üzerine, bir platforma oturtularak inşa edilmiştir. Moloz taştan yapılmış ve bol miktarda devşirme malzeme kullanılmıştır. Yapının üstü kiremit bir çatıyla örtülüdür. Beşik tonoz biçimindeki giriş cephesi önceleri eyvan şeklinde açıkken zamanla kapatılmıştır. Batı yüzündeki duvarda bulunan tek bir pencereyle aydınlatılmıştır. Mescit içeriden, duvarlardan daha içeride başlayan bir kubbeyle, belki de daha sonraki onarımlar sırasında örtülmüştür. Yine bu onarımlar sırasında özelliklerini kaybetmiştir.

Saraç Sinan 1

Mescit ve türbenin birlikte olduğu bu plan, Öney’e (1971) göre, bir medrese veya zaviyenin ana eyvanı ile iki mekânını andırmaktadır. Yapıya dıştan bakıldığında da bu izlenim kolayca edinilmektedir.

Türbeye, mescidin son cemaat yerinin sağındaki kapıdan girilmektedir. Dikdörtgen planlı olarak moloz taştan yapılmıştır. Taşlar arasında, Roma kalıntılarından devşirme parçaların kullanılmış olduğu görülmektedir. Çatısı dışarıdan kiremit ve içeriden ise beşik tonozludur. Mescidin avlusuna bakan tek bir penceresi vardır. İçinde hiçbir süsleme görülmemektedir. Çeşitli büyüklüklerde, çimento ile sıvanarak özelliklerini yitirmiş sekiz adet mezar vardır.

Birinci sırada bulunan dördüncü mezarın başındaki taşta “Merhum el-hac Sinaneddin Yusuf bin Hasan” ve ayak ucundaki taşta iss “13 Cemaziyelahir, Sene 711” (1336) yazmaktadır. Bu kabir, mescidi yaptıran Sinaneddin Yusuf’a aittir.

Vakıflar Genel Müdürlüğünde, 1249 tarihli “Seyyidülmeşayih el-hac Sinaneddin Yusuf b. Hasan” vakfiyesi bulunmaktadır. Ayrıca “Saraç Sinan”ın 1287 tarihli medrese vakfiyesi de vardır.

Direkli Cami

Vakfiyesi ve kitabesi olmayan mescidin bulunduğu mahalleye, 1522 tarihli tapu kayıtlarında “Çeşme Mahallesi” denmekte ve bu kayıtlarda bir “Çeşme Mahallesi mescidi” geçmektedir. Daha sonra bu mahalle Direkli adını aldığından tapu kayıtlarında geçen mescit olmalıdır.

Çevreden yüksek bir kaya kütlesi üzerine inşa edilmiş olan çatılı, dikdörtgen planlı yapının duvarları kesme taş temel üzerine ahşap hatıllı kerpiç örgülüdür. Mescidin doğu tarafındaki son cemaat yerinin önündeki ahşap direklerden dolayı bu ad verilmiştir. Güney cephe duvarında, altlı üstlü ikişer pencere vardır. Kuzeydoğusundaki silindirik ahşap minaresi sonradan eklenmiştir.

Direkli cami 4 Direkli cami 1

Mescit içerisinde, ahşap tavan beden duvarlarına oturmaktadır. Ahşap minber ve tavanın dikkati çeken bir özelliği yoktur. Alçı mihrap tavana kadar yükselir. Mihrap nişinin çevresini kuşatan iki sıra silmeden dıştakinde neshi yazıyla bir ayet vardır. İçteki silmede geometrik motifler görülür. Nişin iki köşesinde birer sütünce vardır. Mihrabın üst kısmında da iki satır halinde bir Kuran  suresi yazılı pano bulunur.

Mescidin kuzey duvarına bitişik bir mezar mekânı bulunur. İbrahim Hakkı Konyalı, 1980’li yılların ikinci yarısında kapısı olmayan bir oda biçimindeki bu mekânda “Direkli Baba” mezarı bulunduğunu yazmıştır. Günümüzde, bu kapı boşluğu tuğla ile örülerek sıvanmıştır.

Kadılar (Kırklar) Mezarlığı

Kadılar Mezarlığı, Yazbaşı Sokak başında, dört tarafı andezit taşlardan örülmüş yüksek bir duvarla çevrilidir. Belki yakın zamanlarda kapısına demir parmaklık takılarak içeriye giriş engellenmiştir. Mezarlık bakımsız olup ağaçlar ve otlar her yanı kaplamıştır. Parmaklık arasından mezar taşları görülebilmektedir.

Kadılar mezarlığı 4 Kadılar mezarlığı 2

(Soldan sağa) Kayabaşı Sokak’tan Başyazı Sokak’a girişten Kadılar Mezarlığı; bir mermer lahit

Mezarlıkta kırka yakın mezar olduğu için “Kırklar” ve mezar taşlarındaki ünvanların çoğu da kadı olduğu için “Kadılar Mezarlığı” olarak adlandırılmıştır. Mübarek Galip[1], buradaki mezar taşları için şöyle yazmıştır: ‘Bu mezarlıkta incelenen mezar taşlarının her biri tam bir itina ile işlenmiş, süslü nakışlarla süslenmiş, olağanüstü nefis sülüs hattıyla tezyin edilmiş olduklarından Ankara’da rastlanan bütün mezar taşlarının en sanatlılarıdır’. Abdülkerim Erdoğan (2004), okuyabildiği en eski mezar taşının 1262 tarihli bir kadı mezarına ait olduğunu yazmıştır. Mezarlık girişinde, solda, üzeri arapça yazılarla işlenmiş mermer lahitler ve mezarlığın doğu tarafına doğru mezar taşları görülmektedir.

Mübarek Galib, Ankara isimli eserinde Kadılar Mezarlığı’na yakın bir yerde, Ahi Elvan ailesine ait olduğundan önemi bulunan “Yediler Mezarlığı”ndan söz eder (Erdoğan, 2004). Sonraki yıllarda, imar çalışmaları sırasında kaldırılan bu mezarlıktaki kabirler ve her biri birer sanat eseri olan mezar taşları Kırklar Mezarlığı’na taşınmıştır. Erdoğan (2004), Ahi Elvan ve eşi Seher Hatun’a ait mezar taşlarının parçalara ayrılmış halde yerde yattığını yazmıştır.

Molla Büyük Mescidi

Kimin tarafından ve ne zaman yaptırıldığı bilinmeyen yapının mimari özelliklerine göre XIV veya XV inci yüzyıla ait olduğu düşünülmektedir. Dikdörtgen planlı ve moloz taşlardan temel üzerine ahşap hatıllı kerpiç duvarlıdır. İkisi yanlarda gömülü ve biri de ortada olmak üzere, üzerlerinde ahşap başlıklar bulunan üç ahşap sütun tarafından taşınan ahşap tavan sonradan yapılan değişikliklerle özgünlüğünü yitirmiştir.

Mihrabı, işlemeleriyle diğer Ankara cami ve mescitlerinden ayrılmaktadır. Mihrap nişini çevreleyen silmelerden (bordür) en dıştakinde neshi yazıyla Kelime-i Tevhid işlenmiştir. İkincisinde, dört üçgenin iç içe geçmesiyle oluşan 12 köşeli geometrik motifler görülür. Her motifin merkezinde mavi-beyaz renkli İznik çini tabağı bulunur. Tabaklardaki süslemeler, sırayla, bir bitki ve bir geometrik motifler olarak değişmektedir. Merkezdeki tabağın hemen yakın çevresinde bu üçgenlerin kesişmesinden oluşan dört yanda daha küçük seramik parçaları vardır. Silmelerin iç tarafında, mihrap panosunda da aynı geometrik motifler görülür. Ahşap minberi ve minaresi yakın tarihlidir.

Kayabaşı Mescidi

Kitabesi olmayan ve vakfiyesi bilinmeyen caminin XIX uncu yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Bir kaya kütlesi üzerinde inşa edilmiş olan caminin özgün yapısı bozulmuştur. Caminin kuzey cephesinde, üst pencere hizasında çatısından çıkan tarihi ahşap ezanlık var iken son cemaat yeri üzerine sonradan bir minare eklenmiştir. Son cemaat yerinde bir mihrabiye de görülmektedir. Caminin mihrabı ve minberi sadedir.

[1] Mübarek Galip, Anadolu Türk Asar ve Mahkukâtı Tetebbuâtına Esas Ankara, İstanbul, 1341 (1923).

A. Vedat Oygür
Dr. Jeoloji Müh. 
Ankara,  İlk Yayım: 08/05/2015; Gözden Geçirme: 01/07/2017

İleri okuma için öneriler:

Hanlar:

Dinsel Yapılar:

  • Ankara Gezi Rehberi, Ernest Mamboury; İçişleri Bakanlığı ve Ankara Valiliği tarafından 1934 yılında basılan “Ankara Guide Touristique) kitabının tıpkı basımı, Ankara Üniv. Yayınları No 412, 2014.
  • Antik Ankara; Haluk Sargın, Arkadaş Yayınları, 2012
  • Ankara’da Selçuklu Mirası Arslanhane Camii (Ahi Şerafeddin); Mehmet Emin Yılmaz, 2011: http://www.mimaremin.net/wp-content/uploads/Arslanhane_Camii.pdf
  • Ahiler Şehri Ankara- XIII, XIV, XV. Yüzyıllarda Ankara’da Ahilik ve Ahiler, M. A. Hacıgökmen; Kömen Yayınları, 2011.
  • Aslanhane (Ahi Şerafettin) Camii Mimari Koruma Projesi Raporu – 2008: http://www.anbmimarlik.com/pdf/Aslanhane.pdf
  • Tarih İçinde Ankara; Abdülkerim Erdoğan, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ankara Tarihi ve Kültürü Dizisi 1, 2007: http://webdeyim.net/tr/e_kitap/ankara-buyuksehir-belediyesi/tarih-icinde-ankara/1/213
  • Osmanlıda Ankara; Abdülkerim Erdoğan, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ankara Tarihi ve Kültürü Dizisi 2, 2007: http://www.ankararehberi.com/Ankara-PDF/Osmanli.pdf
  • Küçük Asya’nın Bin Yüzü: Ankara; Suavi Aydın ve diğ., Dost Kitabevi Yayınları, 2005.
  • Unutulan Şehir Ankara, Abdülkerim Erdoğan; Akçağ Yayınları, 2004.
  • Ankara 1920’ler ve Ötesinden, Beriye; Düş Hekimi Yalçın Ergir, 2004: http://www.ergir.com/Ankara.htm
  • Ankara’nın tarihi semt isimleri ve öyküleri, Şeref Erdoğdu; Kültür Bakanlığı Yayınları, No 2292, 2002.
  • Ankara (Angora) Şehri Merkez Gelişimi (14.- 20.Yy); Mehmet Tunçer, Kültür Bak. yayınl., 2001: http://mehmet-conservation.blogcu.com/ankara-angora-sehri-merkez-gelisimi-14-20-yy/10239964
  • Burası Ankara; Nejat Akgün, Ankara Kulübü Yayınları, 1996.
  • Ankara Arslanhane Camii, Gönül Öney; Kültür Bak. Yayınl. No 1125, 1990.
  • Ankara’da Türk Devri Yapıları, Gönül Öney; Ankara Üniv. Dil Tarih ve Coğrafya Fak. Yayınları, No: 209, 1971.

“Ankaramızı Tanıyalım” dizisinin önceki makaleleri:

1- Çağlar Boyu Ankara
2- Ankara'nın Akropolisi: Hacı Bayram Tepesi
3- Ankara'nın Kalesi: Hisar

Yazarın farklı konulardaki yazılarının bulunduğu diğer blogları:

1- Sürdürülebilir Madencilik
2- Bitmeyen Yolculuk
3- Gezginin Not Defterinden
Reklamlar

ANKARAMIZI TANIYALIM-4” için 2 yorum

  1. Ali Vedat Bey, çalışmalarınız ve emeğiniz için çok teşekkürler.
    Mail adresinizi bulamadım, rica etsem yazabilir misiniz?
    Kullandığınız bir kaynakla ilgili soru sormam lazım da.
    İyi çalışmalar.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s