ANKARAMIZI TANIYALIM-5

SAMANPAZARI

Kentin, Atpazarı ve Koyunpazarı semtlerinin altındaki, Denizciler ve Anafartalar caddeleri arasında kalan kesimine Samanpazarı denmiştir. Osmanlı döneminde, “Yukarı Yüz” adı verilen Hisar’ın ve çevresinin altındaki “Aşağı Yüz” kısmındadır. Numune Hastanesi’nin karşısındaki semtin adı ise Kağnıpazarı’dır (Arabapazarı). Buradaki düzlükte kurulan pazar, Ankaralının kışlık odununun kağnılarla getirilip satıldığı yerdir. Samanpazarı, Kağnıpazarı’ndan iki yüz metre yukarıda, bugünkü Anafartalar ve Ulucanlar caddeleri arasında kalan ve Altındağ Belediyesi’nin bulunduğu yeri de kısmen kaplayan meydanlıktır. Burada, kağnılarla gelen saman satılırdı.

capture(1)

 

1- Leblebicioğlu Cami, 2- Eskicioğlu Cami, 3- Sakalar İlkokulu, 4- Hundi Hoca Mescidi, 5- Sinagog, 6- Şengül Hamamı, 7- eski Anafartalar Lisesi (şimdi Ticaret Meslek Lisesi), 8- Tezveren Sultan, 9- Altındağ Belediyesi, 10- Kurşunlu (Sakalar) Cami, 11- eski Etibank Gen. Müd. (şimdi misafirhane), 12- Celal Gaddani Mescidi, 13- Gazi ve Latife Hanım İlkokulu (Anafartalar İlkokulu; şimdi Yıldırım Beyazıt Üniv.), 14- eski Adalet Bakanlığı, sonra Ankara Adliyesi (şimdi Ankara İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü), 15- Aziz Klemens Kilisesi, 16- Uzun Çarşı

Bu semtte İslamiyet, Hristiyanlık ve Musevilik açısından önemli yapılar bulunmaktadır. Ankara’nın kültürünü oluşturan bu yapıların bir kısmı günümüzde, artık, görülmemektedir. Denizciler Caddesinin Doğu ucundan Anafartalar Caddesine uzanan kısımda bulunan İstiklal Mahallesi (günümüzde Sakalar Mahallesi), Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar “Yahudi Mahallesi” olarak bilinmektedir. Hatta Denizciler Caddesinden, Leblebicioğlu Caminin önünden içeri doğru giren Acıçeşme Sokağın başında, 2015 yılı ortalarına kadar, bir “Yahudi Mahallesi” tabelası da bulunmaktaydı. Ankara’da deniz yok, nereden çıktı bu Denizciler adı diyebilirsiniz. Meclis Hükümeti’nin ilk yılları, Cumhuriyet’in başlangıcı … Ankara’da bina bulunmuyor. Deniz Komutanlığı için, bugünkü Denizciler Caddesi’nin sonlarına doğru sağ taraftaki Alişan Bey’in büyük konağı uygun görülüyor. Buraya gelip giden denizci subaylar nedeniyle caddeye de onların adı veriliyor.  Anafartalar Caddesi ile Çıkrıkçılar Yokuşunun kesiştiği köşede, kalıntıları yakın zamana kadar gelmiş bir Rum kilisesi olan Aziz Klemens Kilisesi ve bunun yakınlarında bir Ermeni kilisesinin bulunduğu da bilinmekteydi.

Eskicioğlu Caminin karşısındaki boş arsada, kayıtlara göre, Osmanlı devrinde Musevi mektebi vardı. Bir başka Musevi okulu da Sinagog’un bitişiğinde bulunuyormuş. Şengül Hamamı’nın karşısında, günümüzde Ticaret Meslek Lisesi ve ondan önce de Anafartalar Lisesi olan, Rum Okulu varmış.

Günümüzde artık görülemeyen, Samanpazarı’ndaki Osmanlı devrinin önemli yapılarından birisi de bugünkü Altındağ Belediye binasının yerinde bulunan Nakşıbendî tekkesi, medresesi ve Seyyid Hüseyin türbesi ile bunun haziresinden oluşan yapılardır. Nakşıbendî tekkesinin karşısında, o devirde Samanpazarı meydanının batı ucunda, günümüzde PTT binasının yanındaki küçük çarşının arkasında kalan alanda ise Helvaî tekkesi bulunmaktadır. 1924 tarihli Ankara haritasında (S. Aydın ve diğ., 2005)  bu yapılar görülmektedir. Ankara Valisi Abidin Paşa (1886-1894), 1889 yılında, Romalıların yaptığı gibi, Elmadağ’daki kaynaklardan künkler ile getirdiği suyu yaptırdığı su şebekesi ile bütün kente vermiştir ve 60’lı yıllarda, hâlâ, kentin eski semtlerinde bu su tesisatı kullanılıyordu. Bu su ağının şerefine, Abidin Paşa, Samanpazarı’nın kenarında, bugünkü Altındağ Belediye binasının bulunduğu yerde, mermerden, suyun 12 lüleden aktığı gösterişli bir anıt kent çeşmesi de yaptırmıştır. Ne yazık ki, diğerleri gibi, bu anıt da günümüze kadar ulaşamamıştır.

Ulucanlar Caddesi, 1924 tarihli Ankara haritasına göre, Osmanlı devrinde bugünkü gibi değildi. Bugünkü Saraçlar Sokak ile Arslanhane Camisi’ne doğru çıkan Can Sokak daha aşağıda birleşiyordu ve buradaki Koyunpazarı Meydanı’ndan Can Sokak boyunca yukarı doğru çıkarken daha Ahi Elvan Camisi’ne varmadan olan kısımda “Ulucanlar Çarşısı” bulunuyordu. Şeref Erdoğdu (2002), bu çarşıda demircilerin ve çilingirler ile sobacıların esnaflık yaptığını yazar. Koyunpazarı Meydanı’ndan Ulucanlar Çarşısı’na girişte sağ taraf demircilere ve sol taraf ise çilingir ve sobacılara ayrılmış. Sağ tarafta bulunan mescide (büyük olasılıkla Bayezıd Mescidi ve Ulucanlar Caddesi açılırken yıkılmıştır) giden dar yolun kenarında iki ya da üç tane yan yana dizilmiş, büyük yeşil kavuklu lahit vardır. İşte “Ulucanlar” adı bunlardan gelmektedir. Çarşıda bir de seğmenlerin kahvesi varmış. Efeler, minder serilmiş peykeler üzerinde nargilelerini çekerlermiş.

Leblebicioğlu Camii

1 Leblebecioğlu cami

Denizciler Caddesindeki Leblebicioğlu Camii çatılı, sade bir yapıdır. Kitabesine göre cami, Ankara Müftüsü Kantarzade Mustafa adına oğulları tarafından 1713 yılında yaptırılmıştır. Leblebici oğulları, Hacı Bayram-ı Velî soyundan “İnayetler” kolundandır; Ankara’nın bir semtini adını vermiş olan Saime Hatun, bu kolun başındaki Şeyh İnayetullah Baba’nın kızı olup kendisinden Müderriszadeler kolu yürümüştür (Erdoğan, 2004). Caminin kuzeybatı köşesinde çatıdan, ahşap şerefesiz minaresi yükselir. Boyuna dikdörtgen planlı cami, taş temel üstüne kerpiç duvarlı bir yapıdır. Önde, iki sütuna oturan üç yuvarlak kemerle dışa açılır. Kemer araları sonradan kapatılarak, ortaya kapı ve yanlara birer pencere bırakılmıştır. Doğu cephesi kapalı olan caminin güney cepheye iki alt ve iki üst, batı cepheye ise iki alt ve üç üst penceresi açılır. Duvarlar sıvayla kaplıdır. Son cemaat yerinin sağ tarafı imam odası olarak düzenlenmiş olup sol tarafında mahfele çıkış merdiveni bulunur. Ahşap minberi yenidir.

Eskicioğlu Camii (Öksüzce Cami)

2 Eskicioğlu cami 2a Eskicioğlu cami kapı 2b Eskicioğlu cami çeşme

Adnan Saygun Caddesi üzerinden Kargalı Sokak’tan girildiğinde, Eskicioğlu Sokakta bulunan cami, dikdörtgen planlı ve çatılı sade bir yapıdır. Vakfiyesi olmayan mescidin arşiv kayıtları “Eskicioğlu Camii” şeklindedir. Osmanlı döneminde buraya Öksüzce Mahallesi dendiğinden adı “Öksüzce Cami” olarak da anılmıştır. Kitabesi de olmayan cami, mimari üslubuna göre XVII-XVIII inci yüzyıllara tarihlenir. Caminin duvarları, taş temel üstüne ahşap hatıllı ve kerpiç örgülüdür. Çatısı alafranga kiremitle kaplıdır. Kuzey cepheye göre daha dar olan son cemaat yerindeki kalın üç ahşap direk, mahfelin devamı olan kapalı üst kısmı taşımaktadır. Üst kısmın kuzeye üç adet penceresi açılır. Yapının doğusu da tamamen kapalıdır. Batıya dört alt ve dört üst, güneye ise iki alt ve üç üst pencere açılır. Kuzey batı köşede şerefesiz küçük bir ahşap minare çatıdan yükselir. Minareye mahfelden çıkılmaktadır. Ahşap tavanı sadedir. Ahşap minberi oldukça sadedir. Alçı mihrap camideki en süslü elemandır. Ahşap giriş kapısı orijinaldir. Caminin karşısındaki çeşmesinin de kitabesi sökülmüştür.

Hundi Hoca (Örtmeli) Mescidi

3 Hundi Hoca (Örtmeli) mescidi 3a Hundi Hoca (Örtmeli) mescidi

Eskicioğlu Caminin önünden Kargalı Sokaktan devam edildiğinde Sakalar İlkokulu yanından giren Örtmeli ile Kalyon sokakların birleştiği yerdedir. Mescid olarak yapılmış bina çok sade dış görünüşlü olup ahşap hatıllı ve kerpiç duvarlıdır. Bir kitabesi ve şeriye sicillerinde kaydı yoktur. Hariminde, tavanı taşıyan biri Dor ve diğeri Korint tarzı devşirme sütun başlığıyla sonlanan iki ahşap sütun bulunur. Tavan hatıl ve kirişlerinde, lale ve papatya benzeri kırmızı, mavi ve sarı renkli çiçek motifleri görülür. Alçı mihrabındaki kalem işi süslemeleri döneminin özelliklerini taşır. Mihrap nişinin en dıştaki bordüründe sülüs yazıyla Kelime-i Tevhid yazılıdır. İçteki iki bordür mukarnas ve geometrik şekillerle doldurulmuştur. Mihrap köşelikleri, geometrik yıldız sistemleriyle doldurulmuştur. Simetrik olarak kişer adet patlıcan moru ve lacivert renkli İznik çinisinden kase içbükey olarak köşelere yerleştirilmiştir.  Ahşap tavanın yapı tarzı ve işlemeleri ile mihrap nişinin özelliklerinden yola çıkarak benzerlerinin yapım tarihine göre XIV veya XV inci yüzyıllara tarihlenir. Ahşap minberi yenidir.

Sakalar İlkokulu yanından Örtmeli Sokağa dönülen köşe başındaki evin duvarları Anakara Büyükşehir Belediyesi tarafından süslenmiştir. Avrupa’da sık sık örneğini gördüğümüz bu uygulama için neden bu ev seçilmiştir, niye çevredeki diğer yapılarda sürdürülmemiştir, bunlar yanıt aranan sorulardır.

7 süslü ev 7a süslü ev

Yahudi Mahallesi

Adnan Saygun, Denizciler ve Anafartalar caddeleri arasındaki üçgen alanda Ankara’nın antik dönemlerindeki kuruluşundan beri var olan Yahudi Mahallesi yer alır. Bu mahalledeki bazı yapıların temel kazıları sırasında, Roma dönemindeki su şebekesine ait künk borular bulunmuştur. Bugünkü adı Sakalar olan mahalleye Cumhuriyet döneminde İstiklâl Mahallesi adı verilmiştir. Yahudi Mahallesi’nde, bir sinagog ve bir hamam, ünlü Şengül Hamamı halen görülebilmektedir.  Osmanlı devrinde kurulmuş olan bu mahalle, tarihin hiçbir döneminde, Avrupa’dakiler gibi yüksek duvarlarla çevrilen ve gece olunca kapıları kapatılan Gettolara benzememiştir.

Sinagog’un hemen yanı başında, merkezi Paris’te bulunan “Aliance Israélite Universelle” (Evrensel İsrailliler Birliği) isimli kuruluş tarafından 1889 yılında, beş sınıflı bir Musevi erkek okulu açılmıştır. Sonraki yıllarda, okulun, avluya açılan heybetli iki kanatlı ahşap kapısı sökülerek duvar örülmüş ve sinagog ile olan köşesine de bir polis kulübesi yerleştirilmiştir. Eskicioğlu Camii`nin karşısında, yine aynı kuruluşun açtığı Musevi kız okulu olarak başlayan ve 1924’de, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile karma eğitime geçerek Ravza-i Terakki Türk–Musevi Muhtelit İlkokulu adını alan,  Ermeni ve Müslüman öğrencileri de olan üç sınıflı bir diğer okul bulunmaktadır. Bu okul, 1924 Ankara haritasında görülmektedir. Yahudi okullarında, diğer azınlık okullarının tersine, Türkçe’ye önem verilerek öne çıkarılmıştır. Bu okul, Alliance’ın 1936’da ortadan yok olmasına kadar bir süre daha eğitimi sürdürmüştür. Günümüzde çocuk parkı olarak kullanılan boş arsa bu okulun yeri olabilir. Yine o tarihlerde, 1924 kent haritasına göre, Şengül Hamamı’nın karşısında, günümüzde Ticaret meslek Lisesi ve ondan önce de Anafartalar Lisesi olan, Rum Okulu varmış. Bu mahalle henüz sit alanı ilan edilmeyerek kaderine, belki de yok olmaya terk edilmiştir.

5 Sinagog sokağındaki evler 5a Sinagog sokağındaki evler-detay 5b Sinagog sokağındaki evler-detay

(Soldan sağa) Acıçeşme Sokak; Sinagog sokağındaki evler; ve ortadaki cumbalı evden görüntüler

Eski Ankara’dan kalan tek Sinagog’un sokağında Yahudi ailelerine ait evler terk edilmiş bir halde durmaktadır. Hala güzelliklerini koruyan bu evler, sinagogun karşısında birbirine bitişik olarak bulunan, Bonomo Araf ve Haymaçi Albukrek’in evleridir (Bahar, 2003). Araf ve Albukrek’in evleri, Sinagogu yapan İtalyan mimar tarafından 1909 yılında yapılmıştır. Atatürk’ün Ankara’ya gelişinde, bir gece, sokağın köşesinde, çeşmenin karşısındaki Yasef Ruso’nun evinde konaklamış olduğu Ruso’nun torunu tarafından anlatılmıştır ve bu yıllarda, Atatürk’ü görmeye Ankara’ya gelen kardeşi Makbule Hanım da Kemal Sevilya’nın evinin üst katında misafir edilmiştir (Bahar, 2003). Büyük Millet Meclisi’nin ilk yıllarında, Ankara’da otel veya kiralık ev bulmak zor olduğundan Ali Çetinkaya, Tunalı Hilmi, İhsan Sabri Çağlayangil gibi önemli isimler de burada konaklamışlardır. İzmir’li olduğu sanılan Dario Moreno da bu mahallede yaşamıştır. Gündüzleri bir ıtriyatçıda çalışan, akşamları Sıhhiye’deki havagazı fabrikasının yanındaki Bomonti Gazinosu’nda sahneye çıkan şarkıcı ünlenince İzmir’e taşınmıştır (Bahar, 2003). İstanbul’da yaşayan ünlü iş adamı İshak Alaton ve ailesi de Ankara’nın Yahudi Mahallesi’ndendir (Bahar, 2003).

6 Kargı sokak

Kargı Sokak

Sinagog

Eskicioğlu Caminin yanındaki Eskicioğlu Sokaktan devam edilince sinagoga[1] varılır. Ankara’nın Müslüman olmayan halkına ait ibadet yerlerinden günümüze kalmış tek yapı burasıdır. Tamamen yenilenerek 1909 yılında ibadete açılan bu sinagogun ilk yapım tarihi bilinmemekte olup 750 yıldır hizmet verdiği söylenmektedir. Bizans dönemindeki yasalar, kiliselerin yakınına sinagog yapılmasını ve bu yapıların belli bir yükseklikten fazla inşa edilmesini yasaklamıştır. Hz. Ömer döneminde (634-644), müslümanlar, Bizans’ın bu yasalarını aynen kabul etmişler ve Osmanlılar da bu kuralları uygulamışlardır. Bu kurala rağmen, mahallenin güney ucundaki XVIII inci yüzyılın başına ait Leblebicioğlu ve Eskicioğlu camileri burada iken sinagogun, onlara bu kadar yakın bir yerde inşa edilmiş olması düşünülemez. Bu camilerden daha önceki bir tarihte yapılmış olmalıdır.

[1] Sinagog, Helencede, toplanma yeri anlamına gelmektedir. Kudüs’teki Büyük Tapınak için kullanılırken MS 70 yılında, burası yıkılıp da Yahudiler dört bir tarafa yayılınca gittikleri yerdeki dinsel tapınma yeri için kullanılır olmuştur.

Roma İmparatoru Claudius’un imparatorluk döneminde (MS 41-54), Roma İmparatorluğu’nun Yahudi topluluklarına tanıdığı ayrıcalıkların kazındığı bir tunç sütunun Hacı Bayram’daki Augustus anıtının yakınına dikildiği ancak zaman içinde birçok anıt gibi yok olduğu bilinmektedir (Bkz. Ankaramızı Tanıyalım-1 Çağlar Boyu Ankara). Şu halde Roma döneminden beri Ankara’da “Romaniyot” denilen bir Yahudi topluluğu bulunmakta olup bunlara, Avrupa’daki 1348-56 veba salgını sonrasında sürülen “Eşkenaz (Orta ve Doğu Avrupa) Yahudileri” ile 1492’de İspanya’dan ve birkaç yıl sonra da Portekiz’den gelen “Sefarad Yahudileri” katılmıştır. Osmanlı kayıtlarında, XVI ncı yüzyılda üç sinagog vardır. Kayıtlarda, 1843 yılında sinagogda büyük bir onarıma izin verilmiş olduğu görülmektedir. Ancak, bugün mevcut olan Sinagog ile aynı yerde olup olmadıkları bilinmemektedir. Osmanlı döneminde kitlesel göç ile gelip yerleşen Yahudilere sinagog açma izni verilmiş ve yerleşik mahallelerde yeni sinagog yapımına izin verilmemiştir. Bu bakımdan, daha önceki sinagogların da aynı yerde ve birbirine bitişik olarak büyütülmüş olmaları akla daha yakın gelmektedir. Zaten bugünkü sinagogun avlusunda küçük bir sinagog da görülmektedir.

8 Sinagog 1907 8a Sinagog 1907 8b

Bugünkü durumu yansıtan büyük restorasyon 1907 yılında başlamış ve İtalyan mimarlar tarafından yapılmıştır. Dışarıdan yapılan saldırılara karşı güvenlik için sonradan, yetmişli yıllarda yüksek duvarlar ve demir parmaklıklar ile çevrilmiş olan sinagog tek katlı ve taştan yapılmıştır. Bu tarihten önce, duvar yerine, dört köşe taş sütunların arasına yerleştirilmiş parmaklıklarla çevrelenmiştir. Günümüzdeki duvara bakınca, bu eski yapı dikkatli gözlerden kaçmamaktadır. Sokağa bakan cephesinde, hemen bütün yazarlar tarafından Siyon yıldızı olarak adlandırılan fakat daha çok bayrağımızdaki ay ve beş köşeli yıldızı temsil eden bir sembol bulunan, kilitlerle sabitlenmiş bir demir kapı bulunur. Avluya bakan pencereler yuvarlak kemerli ve oldukça büyüktür. Avluda, mermerden, üzerinde İbranice yazılar bulunan bir çeşme bulunmaktadır. Yapının üzeri alaturka kiremitli bir çatı ile örtülüdür. Sinagog günümüzde, yılda, sadece bir iki kez cenaze ve düğün törenleri için açılmaktadır.

Şengül Hamamı

Yahudi Mahallesinden Anafartalar Caddesi’ne çıkılan merdivenlerin dibindeki hamam Fatih’in Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa tarafından yaptırılmıştır. Hamam, yapıldığı tarihte olmayan cadde yerine bir tepeye dayanmaktadır. Kitabesi olmayan hamam XV inci yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilir. Daha sonra Şeyhülislam Ankaravî Mehmed Emin Efendi tarafından satın alındığından XVII nci yüzyıldaki Şerî Sicil kaydında onun vakıfları arasında görülmektedir. Mimarisinden, hamamın soyunma kısımlarının XIX uncu yüzyılda yeniden yapıldığı anlaşılmaktadır. Şengül Hamamı, Hergele Meydanı’ndaki İne Bey Hamamı ve Hamamönü’ndeki Karacabey Hamamı ile birlikte, Ankara halkına hâlâ hizmet veren Osmanlı devrinden kalma üç hamam olduklarından önemlidir.

Şengül Hamamı, bulunduğu yer bakımından, “eskiden her Yahudi cemaatinde bulunması gereken bir önkoşul olan hamam” şartını yerine getirmektedir. Yahudi Mahallesinde bulunan hamamda, zamanında, düğünden bir gün önce gelinlerin ve doğumdan sonra kadınların yıkanması gibi pek çok Yahudi geleneğine uygun tören gerçekleştirilmiştir (Bahar, 2003). Beş yüz yıllık bir geçmişi olan bu hamamda, yakın zamana kadar, Yahudi kadınların dinlerine uygun bir şekilde yıkanmalarına olanak veren bir Tevila bölümü de bulunuyordu. Bu bölüm, son yıllarda ana salona bağlanmıştır.

9a Şengül Hamamı 9b Şengül Hamamı 9c Şengül Hamamı 9d Şengül Hamamı

(Soldan sağa) Anafartalar Caddesinden inen merdivenden Şengül Hamamı; erkekler kısmı; buradan sola giden Kumrucuk Sokakta yapının sonundaki kadınlar kısmı; erkekler kısmında olmayan kadınlar kısmı girişinin alınlığı

Beden duvarları, kesme taş kaplıdır. Çok sayıdaki pencerelerde ve köşelerde şaşırtmalı kesme taş kullanılmıştır. Yıkanma bölümünün üstü beton mozaikle kaplıdır. Erkekler kısmının soyunmalığına kuzeydeki kemerli bir kapı ile girilir. Kare planlı soyunmalıkta iki katlı kabinler bulunur. İçindeki sekizgen havuz nedeniyle üst kat sekizgene döndüğünden ortadaki alan fenerlik yerine, Bağdadi bir kubbe ile örtülmüştür. Üstü alaturka kiremit kaplıdır. Aynı şekilde kadınlar kısmı soyunmalığının da sekizgen kasnaklı bağdadi kubbesi vardır. Soyunmalıktan kemerli bir kapı ile geçilen dikdörtgen planlı ılıklığın üzeri oval bir kubbeyle örtülüdür. Ortadan bir kapı ile girilen sıcaklığın ortasında kare bir göbek vardır. Üç yana kubbeli birer eyvanı olup, sivri kemerlerle ortaya açılan eyvanlar kubbelidir. Üç köşede birer halvet yer almaktadır. Halvet kapıları sivri kemerlidir. Girişin solundaki halvet bir dehlizden sonra, içinde derin bir havuz yer alan üzeri tonoz örtülü bir mekana açılır. Kadınlar kısmı da benzer yapıda inşa edilmiştir. Hamamın her iki kısmının sıcaklığı boyunca uzanan su deposunun gerisinde külhan bulunmaktadır.

Tezveren Sultan

Talatpaşa Bulvarı ile Anafartalar Caddesi kavşağında, Altındağ Belediye binasına gelmeden yol içinde kalmış tel kafesler içindeki kabirdir. Sonradan konmuş, üzerinde “Selçuklu ulularından Tezveren Sultan ruhuna fatiha” yazan mezar taşından başkaca bir kitabesi yoktur.

Tezveren 5

 

Sultan Yıldırım Bayezıd ile Timur Han arasında 1402 yılında gerçekleşen Ankara Savaşı’nda, o devrin Ankara Kalesi kumandanı Yakub Bey de şehit olur. Mübarek Galib, 1928 yılında yazdığı Ankara adlı eserinde Yakub Bey’in mezarının Samanpazarı’nda olduğunu belirtmiştir. Abdülkerim Erdoğan’a (2004) göre, Tezveren Sultan türbesi Yakub Bey’in mezarı olabilir.

Kabirin güneybatısında, Talat Paşa Bulvarından Hacettepe’ye inen yokuşun hemen başında ve bu caddenin doğu kenarında, 1971 yılında Mukaddem (Yeni) Mescidi bulunurdu. Adını bu mahalleden alan mescidin kitabesine göre yapılış tarihi 1420/21 yılıdır. Caddelerin genişletilmesi sırasında yıkılmıştır.

Sakalar (Kurşunlu) Camii

10 Sakalar cami

Anafartalar Caddesinin Ulucanlar Caddesi ile kesiştiği köşede Sakalar Cami bulunur. Kare planlı ve tek kubbeli sade bir yapı olan, kitabesi bulunmayan camiyi mimari üslûbuna göre XVI ncı yüzyıla tarihlemek mümkündür. Kubbesindeki kurşun plakalardan dolayı Kurşunlu Cami olarak da tanınmaktadır. Tek şerefeli minaresi, 1921 depreminden sonra yenilenmiştir.

Celal Kattani Mescidi

Celal Kaddani

Saraçlar Sokağının baş taraflarındaki mescit, 1765 yılında adını taşıdığı kişi tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı, taş temel üzerine ahşap hatıllı kerpiç duvarlıdır. Ahşap tavanı doğrudan beden duvarları üzerine oturtulmuştur. Ahşap minberi ve ahşap minaresi yakın tarihlidir. Günümüzde, çarşının içinde sıkışıp kalmış olan tarihi mescit güya güzelleştirilerek dış cephesi mermerle kaplanarak ve bir de süslü demir kapı takılarak bütün özelliklerini yitirmiştir.

Anafartalar Caddesi

11a Anafartalar Caddesi 11c Anafartalar Caddesi 11d 11f

11ga 11i1 11n Ankara Anafartalar Caddesi 15-11-2014 11u Ankara Anafartalar Caddesi 15-11-2014

Samanpazarı ile Hisar çevresinin, hemen hemen, sınırını oluşturan Anafartalar Caddesi (Samanpazarı’ndan gelirken caddenin Çıkrıkçılar Yokuşu sapağına kadar olan kısmı Anafartalar Caddesi 2 ve buradan Ulus’a kadar olan kısmı da Anafartalar Caddesi 1 olarak adlandırılmakta), Cumhuriyet ile birlikte Ankara’nın çağdaş yüzü olmuştur. Cumhuriyet ile birlikte bu cadde boyunca yeni binalar yapılmış ve aralarında, özellikle caddenin Samanpazarı tarafında, eskilerden kalan binalar da görülmektedir. Binaların yapıldığı dönemde, köşelerde yuvarlak hatlar ve kubbeler modadır. Resimlerden de görüldüğü gibi, bu binaların çoğu onarıldığı halde üzerleri gelişigüzel asılmış ve anlamsız reklam tabelaları ile doludur. Kentin tarihini yansıtan bu bölgedeki bu görüntü kirliliğinin temizlenmesi önemlidir.

Gazi ve Latife Hanım Nümune Mektepleri

12 Ankara Anafartalar Erkek Lisesi 15-11-2014 12 Gazi ve Latife Hanım Nümune Mektepleri

Cumhuriyeti yansıtan bir bina da 1925 yılında yapılan Gazi ve Latife Hanım Nümune Mektepleri’dir. Eskiden Anafartalar İlkokulu, şimdi ise Yıldırım Bayezid Üniversitesi olan yapı, Anafartalar Caddesi (2) üzerinde ve Denizciler Caddesi sapağına yakın bir yerdedir.

Adliye Binası

13 Adliye Binası 13a Adliye Binası

Cumhuriyetin ilk resmi binalarından olan önce Adalet Bakanlığı, ardından Adliye Binası (şimdi Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara İl Müdürlüğü olarak kullanılmakta) olarak kullanılan yapı Anafartalar Caddesi (2) üzerinde, Çıkrıkçılar Yokuşu’na yakın bir yerde 1925-26 yıllarında inşa edilmiştir. Adliye Binası’nın yerinin önemi Ankara’nın tarihinde çok eskilere kadar gitmektedir. Aynı yerde daha önce Yeğenbey Camii ve Medresesi ondan önce de Aziz Klemens Kilisesi vardır.

Yeğenbey Camii

Eski Adliye binasının kısmen yerinde ve arkasında bulunan cami, Ankara’nın büyük bir bölümünü yok eden 1917 yangınında tamamen harap olur. Bizans döneminden kalma Aziz Klemens Kilisesi, II. Murad döneminde, 1438 yılında, Turasan Bey’in yeğeni Hızır Balî Yeğen Bey tarafından camiye çevrilir ve kendi adını taşır. Kilise olması nedeniyle, haç planında ve ortası kubbeli kagir bir yapı olduğu eski kaynaklarda belirtilmektedir. Bu yapı, XIX uncu yüzyıldan önce harap olduğundan terk edilerek yanına yeni bir cami yapılmış ve 1917 yılında yanmış olan bu caminin bazı bölümlerinin 1931 yılına kadar ayakta kaldığı söylenir. Yeğenbey Caminin kitabesi ve minaresine ait bazı çiniler Etnografya Müzesinde bulunmaktadır.

Yeğenbey cami kitabesi 2

Yeğenbey Medresesi

Medrese binasının, Yeğenbey Camiinin yanında olduğu bilinir ve cami ile birlikte yaptırılmış olabileceği bazı kaynaklarda belirtilmektedir. Cumhuriyet devrine kadar faaliyette olan medresede, Osmanlı döneminde Ankara Müftüsü ve Cumhuriyet’in ilk Diyanet İşleri Başkanı olan Rıfat Börekçi’nin müderris olduğu bilinir.

Osmanlı devrinde Ankara’da çok sayıda mektep, medrese gibi eğitim kurumlarının bulunduğu çeşitli belgelerden bilinmektedir. Bu medreselerde, o devrin ünlü din bilginleri (ulema) yetişmiştir. Ankara medreselerinde yetişen bu müderrislerden Bayramzâdeler ve Dürrizâdeler gibi bazı soylar, Osmanlı döneminde Şeyhülislamlık kurumunun başında zincirleme görev yapar. Milli Mücadele’nin manevî dinamiği olan Ankara Fetvası’nı Ankaralı müderrisler hazırlar. Ne yazık ki hiçbir medrese binası günümüze kadar gelmemiştir.

Aziz Klemens Kilisesi

Aziz Clementios (Klemens), Hıristiyanlık tarihinde ünlenmiş bir Ankaralı piskopostur. Roma’nın Ankara valisi Diokletianus’un Hristiyanlığa karşı yürüttüğü şiddetli baskı sonucunda Ankara Kalesi yakınlarındaki Cryptus denilen (bir mahzen, kovuk veya mağara) yerde, M.S. 303 yılında, Agathangelos adlı bir müridiyle birlikte öldürülmüştür. Bizans döneminde Ortodoks Kilisesi tarafından aziz ilan edilmiş ve “Ankaralı Şehit Aziz Klemens ” olarak anılmaya başlamıştır. Kilise, Ocak ayının 23 üncü gününü, Aziz Klemens günü olarak resmen kabul etmiştir. Bizans döneminde, tahminen öldürüldüğü yerde M.S. 5 ila 9 uncu yüzyıllar arasında bir kilise inşa edilmiştir. II. Murad döneminde, kentin Osmanlılar tarafından ele geçirilmesi üzerine, 1438 yılında Ahmet bin Hızır Yeğen Bey tarafından camiye çevrilir. Ankara’daki tek Bizans mirası olan kilisenin, çevredeki yapılar arasında kalmış bir duvar kalıntısını bugün ziyaret etmek mümkün değildir. Anafartalar Caddesi ile Çıkrıkçılar Yokuşu’nun birleştiği köşedeki küçük meydana bakan iş hanının iç kısmında kalmıştır. Buradaki İş Bankası ve Al Baraka Türk binaları arasındaki kapıdan geçilerek, görevlileri ikna etmek koşuluyla, belki görülebilir. Hemen 100 m ilerideki eski Adliye binasına yerleşmiş olan Ankara İl Kültür Müdürlüğü ise olaya seyirci kalmayı sürdürmektedir.

Uzun Çarşı

Uzun Çarşı-Saraçlar Sk Uzun Çarşı-orta Uzun Çarşı-Çıkrıkçılar Yk Anafartalar bağlantısı

(Soldan sağa) Uzunçarşı’nın Ulucanlar tarafındaki Saraçlar Sokak girişi (görünen minare çarşıdaki Celali Kaddami (1763) mescidinin); orta kısımlar; Çıkrıkçılar Yokuşu’nun Anafartalar Caddesine inişi

Bu çarşı, günümüzdeki Çıkrıkçılar Yokuşu’dur ve hala eskisi gibi yoğun ve renklidir. Çıkrıkçılar Yokuşu adını, eskiden burada bulunan sof tezgâhlarından almıştır. Kentin eski adıyla “Yukarı Yüz” ile “Aşağı Yüz”ünde bulunan ticari yapılarını, etrafındaki her çeşit esnaf dükkânı ile gerçekten uzun bir çarşı olan Uzunçarşı birbirine bağlar. Mahmut Paşa Bedesteni’nden (bugünkü Anadolu Medeniyetleri Müzesi) Ulus’taki Sulu Han’a (Hasan Paşa Hanı) kadar, Anafartalar Caddesi’ni kestikten sonra Şekerciler ve Tenekeciler sokaklar ile uzanır. Eski zamanlarda, Uzun Çarşı’nın Anafartalar Caddesi tarafında Aziz Klemens Kilisesi ile Von Vincke’nin 1839 tarihli Ankara Haritası’nda görülen fakat adı belirlenememiş bir Ermeni kilisesinin bulunduğu bilinmektedir.

Vedat Oygür
Dr. Jeoloji Müh.
Ankara; İlk yayım: 25/03/2016, Gözden geçirme: 01/07/2017

İleri okuma için öneriler:

  • Ankara’daki Son Bizans Yapısı Aziz Klemens Kilisesi Yok Oluyor, Bensu Aldırmaz; Arkeofili, http://arkeofili.com/ankaradaki-son-bizans-yapisi-aziz-klemens-kilisesi-yok-oluyor/, 2016
  • Ankara Şehrengizi, Timur Özkan; Alter Yayınları, 2014.
  • Ankara Gezi Rehberi, Ernest Mamboury; İçişleri Bakanlığı ve Ankara Valiliği tarafından 1934 yılında basılan “Ankara Guide Touristique) kitabının tıpkı basımı, Ankara Üniv. Yayınları No 412, 2014.
  • Efsaneden Tarihe Ankara Yahudileri, Beki L. Bahar; Pan Yayıncılık, 2012.
  • Başka Kent Ankara, Feridun Büyükyıldız; Phoenix Yayınları, 2008
  • Osmanlıda Ankara, Abdülkerim Erdoğan; Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ankara Tarihi ve Kültürü Dizisi 2, 2007: http://www.ankararehberi.com/Ankara-PDF/Osmanli.pdf
  • Küçük Asya’nın Bin Yüzü: Ankara; Suavi Aydın ve diğ., Dost Kitabevi Yayınları, 2005.
  • Kale ve Sur: Ankara Kal’ası, Akın Atauz; Şehrin Zulası Ankara Kalesi, Güven Tunç (ed.), İletişim Yayınları, 2004, s. 61-220.
  • Unutulan Şehir Ankara, Abdülkerim Erdoğan; Akçağ Yayınları, 2004.
  • Ankara’nın tarihi semt isimleri ve öyküleri, Şeref Erdoğdu; Kültür Bakanlığı Yayınları, No 2292, 2002.
  • Ankara’da Türk Devri Yapıları, Gönül Öney; Ankara Üniv. Dil Tarih ve Coğrafya Fak. Yayınları, No: 209, 1971.

“Ankaramızı Tanıyalım” dizisinin önceki makaleleri:

1- Çağlar Boyu Ankara 
2- Ankara’nın Akropolisi: Hacı Bayram Tepesi
3- Ankara’nın Kalesi: Hisar
4- Atpazarı ve Koyunpazarı

Yazarın farklı konulardaki diğer blogları:

1- Sürdürülebilir Madencilik
2- Bitmeyen Yolculuk
3- Gezginin Not Defterinden
Reklamlar

ANKARAMIZI TANIYALIM-5” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s