ANKARAMIZI TANIYALIM-6

HACETTEPE (HACI TEPESİ) ile HAMAMÖNÜ ve HAMAMARKASI

Hacettepe sırtlarından başlayarak Karacabey Hamamı’nın önünden geçen Talât Paşa Bulvarı’na kadar uzanan bölge, hamamdan dolayı, belki de hamamın yapıldığı zamandan beri “Hamamönü” olarak anılmaktadır. Hamamdan kuzeye doğru, Ulucanlar Caddesi’ne kadar uzanan bölge de “Hamamarkası” olarak adlandırılır. Yirminci yüzyılın başlarında, hamamın önü, “Hamit Tarlası” denilen geniş bir düzlük imiş, o devirde bayram yerleri burada kurulurmuş. Hem Hamamönü hem de Hacettepe bölgelerinin dini yapıları barındıran kesimleri Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek Kaleiçi ve Koyunpazarı’ndan sonra Ankara’nın gezilesi bir tarihi gezi parkına döndürülmüştür. Bu günlerde, Hamamarkası da giderek sayıları artan yenilenmiş yapılar ile dikkat çekmektedir.

1 Hamamönü sokak 5 1 Hamamönü sokak 4

Hamamönü’nde yeniden düzenlenmiş sokaklardan bazısı

Bu tarihi bölgenin gün batısını tutan Hacettepesi’nin adının nereden geldiğini de anlatmak uygun olacaktır. O zamanların Ankaralısı eğer bir ihtiyacı (hacet) var ise hacetinin görülmesi için bunu ya suya salar ya da tepeye verirmiş. Eğer suya salacak ise Çubuk Çayı’na gider, bir kağıda yazdığı duasını suya bırakır; yok tepeye verecek ise Hacet Tepe’ye gider, duasını rüzgâra okurmuş. O tepenin adı o günden beri “Hacet Tepesi”dir (Mehmed Kemal, Türkiye’nin Kalbi Ankara, 1983). Semtin adının kökeni konusunda bir başka söylence daha vardır. Osmanlı zamanında, deve kervanlarının beklediği ve yeni bir yolculuğa hazırlandığı “Deve Konağı” denilen alan, Hacettepesi’ne hiç de uzak olmayan bugünkü Yüksek İhtisas Hastanesi’nin yeridir. Burada dizilen Hac Kervanı’na katılan hacı adayları, adının nereden geldiğini araştırdığımız tepede yakınları tarafından uğurlandığından buraya verien “Hacı Tepesi” adı zamanla Hacettepe’ye dönüşmüş olabilir.

Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşımızı yazdığı Taceddin Dergâhı buradadır. Türkiye’nin belki de ilk ve tek edebiyat müzesi de Sarı Kadı Sokak’taki yapılardan birisinde Mehmet Akif Ersoy Edebiyat Müze Kütüphanesi olarak kurulmuştur.

1 Edebiyat müzesi 1a Şair ve Yazarlar Evi 2

Solda, Mehmet Akif Ersoy Edebiyat Müzesi ve sağda, Şairler ve Yazarlar Evi

Hamamarkası’nda, Talat Paşa Bulvarı yakınında, Tilkicioğlu Sokak içinde açılan “Şairler ve Yazarlar Evi” bu semtteki bir diğer kültür mekânıdır. Üç sergi odası ve bir söyleşi odasının bulunduğu binada, Türk Edebiyatı’na damga vurmuş Necip Fazıl Kısakürek’ten Nazım Hikmet’e, Mehmet Akif Ersoy’dan Attila İlhan’a, Cemal Süreya’dan Nuri Pakdil’e kadar 30 şair ve yazara ait anı eşyalar ve eserler bulunmaktadır. Elbette, Ankaralı olanlara öncelik tanınmıştır. Cumhuriyet Dönemi’nden günümüze kadar yayımlanan edebi dergiler de vardır.

Hamamarkası’ndaki bir diğer tarihi yapıda da Altındağ Belediyesi ile Gazi Üniversitesi tarafından Ankara Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi oluşturulmuştur. Burada Hacivat Karagöz’den gelin odasına, geleneksel masallarımızdan halk deyimlerimizin kökenlerine kadar çeşitli kültürel değerlerimiz yaşatılmaktadır. Burada, yine Altındağ Belediyesi tarafından Ankara Mevlevihanesi inşa edilmiştir. Mehmet Akif Ersoy Sokak’ta bulunan Beynamlı Hacı Mustafa Efendi (1866-1931) Konağı da restore edilmiştir. Beynamlı Hacı Mustafa Efendi, Ankara’da müderris ve Osmanlı Mebusan Meclisi’nde Ankara mebusu iken Ankara Müftüsü Börekçizade Rıfat Efendi ile birlikte Kurtuluş Savaşı’na Ankara’nın Millî Mücadele’ye çok erken bir zamanda, Sivas Kongresi’nden önce katılmasında öncülük etmiştir. 5 Ekim 1919 günü, bugün Etnoğrafya Müzesi’nin bulunduğu Namazgâh Tepe’ye sancak çekilir ve Ankara Halkı topluca Cuma namazı kılar. Cuma namazı hutbesini Beynamlı Hacı Mustafa Efendi okur ve ardından kurtuluş andı içilerek Börekçizade Rıfat Efendi başkanlığında Ankara Millî Alayı kurulur.

1 Beynamlı Konağı 1 Kamil Paşa Konağı

Beynamlı Hacı Mustafa Efendi Konağı ve Kamil Paşa Konağı

Hamamönü Sokak’taki, Ankara’nın eski Merkez Kumandanı Kâmil Paşa’nın 19 uncu yüzyılın sonlarına doğru inşa edilen konağı da Altındağ Belediyesi Kültür Merkezi olarak düzenlenmiştir. Hamamönü’nün en doğusunda, Ulucanlar’ın Kestane Caddesi ile birleştiği köşede, bir zamanların ünlü cezaevi, günümüzde ise Ulucanlar Cezaevi Müzesi vardır.

St Petersburg Meydanı 1 St Petersburg Meydanı-eski rus sefareti 2

Hamamı geçip de Talat Paşa Bulvarından Cebeci tarafına giderken, İnci Sokaktan sola girdiğinizde hemen Hamam Arkası Sokak (Çağlayan Sokak) ile kesiştiği köşede St Petersburg Meydanı vardır. Sovyetler Birliği, Millî Mücadele ile birlikte, 1920 yılında Ankara’da, Samanpazarı’ndaki Kurşunlu Caminin yanında bulunan bir binayı Sefarathane yapar. Hatta çevresindeki binalar da kamulaştırılarak elçiliğe geniş bir alan kazandırılır. Bina, çevresindeki 21 ev, bir cami ve bir dükkân ile birlikte 15 Ağustos 1922 gecesi yanar. Yapılan incelemede, yangının, yere benzin dökülmek suretiyle çıkarıldığı anlaşılır. Anlaşılan birileri, o yıllardaki Sovyetler ile olan yakınlaşmadan sıkıntı duymuştur. Ardından, Sovyet elçiliği, şimdi St Petersburg adı verilen meydanın arkasındaki eski Ankara Belediye Başkanlarından Mavazade (Mavioğlu) Tevfik Bey’in konağına yerleşir ve bugün, Atatürk Bulvarı üzerindeki elçilik binasına yerleştiği 1927 yılına kadar burada çalışmıştır. Bu bina şimdi, Türk-Rus Dostluk Evi olup müze biçiminde hizmet vermektedir.

 1 Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi 1b Satranç Müzesi 2

(Soldan sağa) Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi ve Satranç Müzesi

Hamamarkası’ndaki bir diğer kültür yapısı da Altındağ Belediyesi ile Gazi Üniversitesi tarafından “Ankara Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi” olarak oluşturulmuştur. Burada Hacivat Karagöz’den gelin odasına, geleneksel masallarımızdan halk deyimlerimizin kökenlerine kadar çeşitli kültürel değerlerimiz yaşatılmaktadır. Burada, yine Altındağ Belediyesi tarafından “Ankara Mevlevihanesi” inşa edilmektedir. Altındağ Belediyesi binasının hemen arkasında, Talât Paşa Bulvarı’na çıkan sokak üzerinde “Gökyay Vakfı Satranç Müzesi” açılmıştır.

Hamamönü harita

 

Dini Yapılar: 1- Karacabey Cami ve Türbesi, 2- Hacettepe Cami, 3- Mehmet Çelebi Cami, 4- Sarı Kadı Cami, 5- Tacettin Cami ve Türbesi, 6- Mehmet Akif Ersoy Evi (Tacettin Dergâhı), 7- Hacı Musa Cami, 8-  Hacı İlyas Cami (Poyracı Mescidi), 9- Karacabey Hamamı, 10- Çiçeklioğlu Cami, 11- Hacı Ayvaz Cami, 12- Telli Hacı Halil Cami, 13- Ağaçayak Cami, 14- Yeşil Ahi Cami, 15- Zeynel Abidin Cami ve Türbesi, 16- Karanlık Sabuni Cami, 17- Hemhüm (Kattani) Cami, 18- Öksüzler Çeşmesi, 19-Yörük Dede (Doğan Bey) Türbesi, 19- Cenabi (Hayali) Ahmet Paşa Cami ve Türbesi; Binalar: A- eskiden Taş Mektep, B- Mehmet Akif Ersoy Edebiyat Müze Kütüphanesi, C- Beynamlı Hacı Mustafa Efendi Konağı, D- Kamil Paşa Konağı (Altındağ Beled. Kültür Merkezi), E- Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi, F- Satranç Müzesi, G- Şair ve Yazarlar Evi, H- St Petersburg Meydanı, I- eskiden Ankara Mevlevihanesi, İ- Ulucanlar Cezaevi Müzesi

Haritaya göz attığımızda, Selçuklu dönemine ait dinsel yapıların Ulucanlar Caddesi’nin kuzey bölümünde kaldığını görürüz (Bkz. Ankaramızı Tanıyalım-4: Atpazarı ve Koyunpazarı). Yazı dizimizin bu bölümünde göreceğimiz gibi, Osmanlı dönemine ait dinsel yapılar da bu caddenin güney tarafında yer almaktadır. Ulucanlar Caddesi, Selçuklu ve Osmanlı dönemini ayıran bir hat oluşturmaktadır.

Taş Mektep

Bugün artık bulunmayan Osmanlı’nın bu son dönemi yapısına, Ankara tarihindeki öneminden dolayı yer vermek uygun olacaktır. II. Abdülhamid’in eğitime önem vermesiyle birlikte Ankara’da da matematik, fen, yabancı dil eğitimine ağırlık verilen o zamanlar “yeni usul” denilen Hamidî okullar açılmıştır. Bunlardan birisi olan bünyesinde rüşdiye (ortaokul) ve idadi (lise) barındıran Taş Mektep de 1887’de, o vakitler Deve Konağı denilen bugünkü Yüksek İhtisas Hastanesi’nin bulunduğu yerde inşa edilmiştir. Ankara’nın ilk çağdaş eğitim yapan orta öğretim kurumudur.

1917 yılında, adı Ankara Sultanî’si olur. Kurtuluş Savaşı döneminde öğretmenler ve öğrenciler cepheye gittiği için öğretime ara verilir. Bu dönemde, Taş Mektebin üst katı hastane ve alt katı da Milli Müdafaa Vekaleti olarak kullanılır. 1921 yılında, Ulus’taki Darülmuallimin (Öğretmen Okulu) binasında tekrar eğitime başlar. 1924 yılında, kendi binasında adı Ankara Erkek Lisesi olur. 1939 yılında ise Sıhhiye’de yapılan yeni binaya taşınarak Atatürk Lisesi olur ve Ankara tarihinde önemli bir yeri olan bina yıkılır.

Karacabey Külliyesi

1. Murad’ın (1421-1446) eniştesi ve Anadolu Beylerbeyi Celâleddin Karaca Bey, Hacet Tepe’sinin kuzeydoğu yamacına, o dönemde kentin kenarına, 1427 yılında inşaatına başlanan bir külliye (cami, türbe, çifte hamam ve suyolları) yaptırarak şehrin bu yöne doğru gelişmesini sağlar. Külliyenin vakıf senedinin hazırlandığı 1440 tarihine göre, inşaat bu yılda veya hemen öncesinde bitmiş olmalıdır.

Ankara’nın ileri gelen ailelerinden “Karacalar”ın bey oğlu olan Celâleddin Karaca Bey, Gazi Lisesi’nin yerinde bulunan ve XX nci yüzyıla kadar gelen bir konakta doğmuştur. İbrahim Hakkı Konyalı’nın yaptığı incelemelere göre, Karacabey ailesi, XIII üncü yüzyılın başlarında Ankara’ya gelen Dülkadir oğulları beyliğinin kurucu ailesi olup “Karacalar” namıyla bilinirler[1]. Karaca Bey, 1424 yılında, Sultan Murad’ın eniştesi ve merhum Sultan I. Mehmed’in de damadı olmuştur. Bütün tarihçiler, Karaca Bey’in bu düğünden önce Anadolu Beylerbeyi olduğunu yazmışlardır. Karaca Bey, 1444/45 Varna Savaşı’nda şehid olunca cenazesi II. Murad tarafından getirilerek sağlığında inşaatı tamamlanmış olan külliye içerisindeki türbeye defnedilmiştir.

[1] Ailenin üçüncü beyi Sülü Bey, küçük kızını şehzadeliği zamanında Ankara’da bulunan ve Fetret Devri’nde Ankara’da hükümdarlığını ilan eden Çelebi Sultan Mehmed’e vermiştir. Yerine geçen oğlu Süleyman Bey de kızlarından Sitti Mükrime hatunu II. Murad’ın şehzadesi Sultan Mehmed’e, 1449’da vermiştir. Dokuzuncu bey Bozkurt ise kızı Ayşe’yi (Gülbahar Hatun) II. Bayezıd’a vermiş ve Yavuz Sultan Selim bu birleşmeden doğmuştur. Ailenin Osmanlı Sarayı ile bu yakın bağlantısının bir diğer örneği olarak, II. Murad, Candaroğlu İsfendiyar Beyin kızı Halime Hatun ile 1424 yılındaki düğün günü kız kardeşiyle de Celâleddin Karaca Beyi evlendirmiştir.

Günümüzde, Külliyenin merkez yapısı olan zaviyeli cami Hacettepe Üniversitesi yerleşkesi içinde kalmıştır. Avlu kapısındaki özgün biçimi bozulmuş çeşme de o zamana aittir. Günümüzde cami, türbe ve Talat Paşa Bulvarı’nın kenarındaki hamamı görülen külliyenin, zamanında caminin doğu-kuzeydoğu tarafında Hacettepe’ye kadar uzanan alanda bulunan aşevi, mutfak, mahzen, samanlık ve ahır gibi yapılar ile hamamın yanında bulunan iki medreseden bir eser kalmamıştır.

Karacabey (İmaret) Camii

Osmanlı döneminde, böyle külliye biçimindeki yapıların bir arada bulunmasına “imaret” dendiğinden bu isimle de anılmaktadır. 1892 tarihli depremden[2] büyük zarar gören cami, türbe duvarındaki kitabeye göre III. Selim zamanında 1796’daki tamirattan sonra Osmanlı saltanatı devrinde oldukça ihmal edilmiş, ancak 1938’de, İzzet Karacabey’in gayretleri ile asıl şekli bozulmuş olarak onarılmıştır. İki küçük kubbesinden birisi de yıkıldığından yerine düz çatı yapılmıştır. Kurtuluş Savaşı yıllarında, camii askeri kışla olarak da kullanılmıştır. Atmışlı yıllarda Hacettepe Üniversitesi’nin kapalı otoparkı yapılır iken oluşan çatlamalar nedeniyle yıkılmaya yüz tutan cami özgün biçimiyle yeniden onarılmıştır.

[2] Çorum-Ankara yöresini etkileyen VIII şiddetindeki 1844 Osmancık depremi olabilir; AFAD Tarihsel Depremler.

2 Karacabey cami 1a 2 Karacabey cami 2

“Zaviyeli (küçük tekke) cami” denilen erken Osmanlı mimarisinin Ankara’daki tek örneği olan cami ters T planlıdır. Karacabey Camisinin yan ve ön duvarları üç sıra tuğla ve bir sıra kesme taş düzeninde örülmüştür. Arka cephe ve yan duvarların minareye kadar olan bölümü ise kerpiçten ve ahşap hatıllıdır.

2 Karacabey cami 1 2 Karacabey cami sütun

Birbirlerine revaklarla bağlanan girişin iki yanında iki yığma taş sütun ve yanlarında iki mermer sütun üzerinde beş küçük kubbe son cemaat yerinin üzerini örter. Bu kemerleri taşıyan sütunlar ve sütun başları Roma yapılarından devşirmedir.

2 Karacabey cami tavan

Ana kubbe altında, iki yanda tab kapıları görülmekte; dıştaki bacalar için en üstte sağdaki resime bakılmalı

Ana girişin devamındaki cami harimi üzerinde de önde küçük ve arka ana salon üzerinde büyük bir kubbe vardır. Son cemaat yerinin önündeki kıble duvarının sağ ve sol yanlarında bulunan mihrapçıklarda açılan birer küçük kapı ile zaviye odalarına (tabhane) girilir. Kente gelen yabancılar burada misafir edildiklerinden, dışarıdan bakıldığında, bu odaların üzerindeki kubbelerin dış kenarlarında birer baca yükselmektedir.

 2 Karacabey cami Taç Kapı 2 Karacabey cami Taç Kapı kitabe

Caminin ana girişi, Ankara taşından işlenmiş bir şanat eseri olan bir “taç kapı” biçimindedir. Ana girişin iki yan duvarında birer tane mihrabiye yerleştirilmiştir. Kapının üst kısmındaki sarkıtlar (stalaktit) arasında ve salkımların uç kısımlarında kalmış bazı parçalardan buraların renkli çini taşlarla süslenmiş olduğunu anlıyoruz. Salkımların baş kısımlarında, beş köşeli yıldız biçimli renkli taşlar da vardır. Kapının üzerindeki kafes biçimli kabartmanın çok zarif süslerinin altında da çinilerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Olasıdır ki restorasyon sırasında bu renkli taşların üzerleri örtülmüştür. Kapının iki yanındaki hücresel mihrabiyelerin üst kısımları ile sarkıtların alt kısımları çiçekleştirilmiş “Şühesiz Allah selâmet evine çağırır ve dilediğini doğru yolda hidayete erdirir” anlamındaki Arapça kûfi yazıyla doldurulmuştur. Bu kitabenin okunabilen yerlerinden anlaşıldı kadarıyla “meşhur üstad oğlu üstad Ahmet ibni Ebubekir” tarafından yapılmıştır. Giriş kapısının ahşap kanatları özgündür.

2 Karacabey cami Taç Kapı kanat

2 Karacabey mihrap 2 Karacabey minber

Caminin iç mekânı oldukça sade olup alçı mihrap ve minberi yakın tarihlidir. Özgün mihrap nişinin salkım biçimli (stalaktit) olması gerekir. Harimin üzerini örten iki kubbe depremde çöktüğünden 1938 onarımında çatıyla örtülmüş ve son restorasyon sırasında özgün mimariye uygun olarak yeniden inşa edilmiştir.

 2 Karacabey cami minare

Tek şerefeli minare, sırlı tuğla ve çini işçiliği ile kendine has bir mimariye sahiptir. Son cemaat yerinin sağ kenarından minareye çıkan düzensiz merdivenlerin sonradan eklenmiş olduğu düşünülmektedir. Minarenin kaidesi kesme taşla yapılmıştır. Kaidenin üzerine gelen kısım minare küpüne kadar sekiz cepheli olarak tuğladan örülmüştür. Bu bölümün üç cephesi cami duvarına yapışıktır. Diğer beş cephede, çeşitli renkteki çinilerden yapılmış yarım daireyle sonlanan birer pano vardır. Minaredeki çinilerde koyu yeşil, yeşil, mavi, mor ve sarı renkler kullanılmıştır. Konyalı’ya göre, Karacabey çinilerinde görülen bu renk çeşitliliğine Fatih döneminin hiçbir yapısında ve hatta 1472 tarihli İstanbul, Çinili Köşk’te bile rastlanmaz. Minarenin küpünün bitiminde tuğladan bir sıra konsol ve bunun üzerinde yarım koni biçiminde Selçuk üçgenlerinden oluşan bölüm gelir. Bundan sonra patlıcan moru renginde ve bilek kalınlığında bir çini kuşak görülür. Bunun üzerine 2,90 m yüksekliğinde, 20 cm aralıklarla minareye döne döne sarılan çok renkli çini burma bileziklerin bulunduğu silindirik bir kısım gelir. Bu burmalar, yeniden koyu mavi bir çini kuşak ile sonlanır ve bundan sonra yeniden sekiz köşeli inşa edilmiş tuğladan asıl minare yapısı başlar. Şerefe korkuluğu Ankara taşından yapılmış ve şerefe altı çok sadedir. Şerefeden sonra minarenin gövdesi incelir fakat yine sekiz köşeli olarak külaha kadar devam eder.

Karacabey Türbesi

2a Karacabey cami ve türbe 2a Karacabey türbe 2a1 Karacabey türbe

Karacabey cami avlusunda bulunan türbe, cami ile birlikte Anadolu Beylerbeyi Celaleddin Karaca Bey’in sağlığında yapılmış ve 1444/45 Varna Savaşı’nda şehit olunca eniştesi Sultan II. Murad tarafından buraya defnedilmiştir. Sekizgen planlı türbenin duvarları, üç sıra tuğla ve bir sıra kesme taştan yapılmıştır. Türbenin içine girince, kasnağında sekiz penceresi bulunan derin bir kubbe görülür. Türbe içindeki Karacabey’in büyük sandukasının yanında bulunan diğerlerinde oğlu Ahmet Çelebi ve camiyi onaran İzzet Karacabey’in babası İsmet Karacabey bulunmaktadır. Kimileri de ikinci lahidin Ahmet Çelebi’ye değil de Celaleddin Karacabey’in karısına ait olduğunu ileri sürmektedir. 93 Harbi’nde (1877-78) cephane imalinde kullanılmak üzere sökülen kubbesi 1943 yılında yeniden kurşunla kaplanmıştır.

Karacabey Hamamı

2b Karacabey hamam 1 2b Karacabey hamam 2

Hamamönü semtinde, Talat Paşa Bulvarı’nın kenarında bulunan hamam hem erkekler hem de kadınlar için çifte hamam olarak, cami gibi Mimar Bekir oğlu Ahmet tarafından yapılmıştır. Kareye yakın planlı hamamın duvarları moloz taş, kerpiç ve ahşap ile örülmüş, kemer ve kubbeleri tuğladan yapılmıştır. Hamamın batı kısmında, ortalarında fıskiyeli birer havuz bulunan soyunmalıklar, doğu kısmında sıcaklık ve halvet bölümleri yer alır. Erkekler bölümüne, Bulvar’a açılan kapıdan ve kadınlar bölümüne ise arka sokaktaki başka bir kapıdan girilir. Ankaralılar için bir hatıra olan “Dede çeşmesi” ve “Dede kurnası” bugün yoktur. Karaca Bey, hamamın ve imaretin suyunu Romalılar gibi Elmadağ’dan künkler ile getirmiştir. Ankara Valisi Abidin Paşa, bu özel su hattını 1889 yılında bütün kente yaptırdığı Elmadağ su şebekesi ile birleştirmiştir.

Hacettepe (Duvartepe) Camii

3 Hacettepe cami 1

Hacettepe Üniversitesi’nin Kurtuluş girişindeki caminin kapısı üzerindeki kitabeden, Lütfi isimli bir hayırsever tarafından caminin onarımının 1595-96 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Vakfiyesi bilinmeyen camiyi, mihrabına göre XIV-XV inci yüzyıllara tarihlemek uygun olacaktır. Dikdörtgen planlı, kerpiç duvarlı yapının doğusundaki sonradan kapatılan son cemaat yerinin altında bodrumu vardır. Caminin duvarları, taş temel üstüne, ahşap hatıllı kerpiç örgüdür. Tavanı sade olup ahşap minberi yenidir. Stalaktit nişli alçı mihrabı caminin ilk yapılışına ait olması bakımından önemlidir. Nişin köşelikleri yıldız motifleriyle doldurulmuş olup iki yandaki sütunceler yivlidir. Mihrabın alınlığındaki panoda sülüs yazıyla Kuran’dan ayet yazılmış olup çiçekli bir bordür ile kuşatılmıştır. Nişin en dıştaki birinci silmesinde neshî yazıyla Kelime-i Tevhid tekrarlanmış, ikincisi altıgenler oluşturan bir geometrik ağla doldurulmuş ve üçüncüsü iç içe geçme çokgenlerle süslenmiştir. Minaresi ahşaptır.

Mehmed Çelebi Mescidi

4 Mehmed çelebi cami 1

Gündoğdu Mahallesinde, Hacettepe Üniversitesi Yurdunun arkasında Zülüflü Sokakta bulunan ve Osmanlı döneminde Erzurum Mahallesi denilen semte ithafen Yukarı Erzurum Mescidi olarak da bilinen yapının kitabesi yoktur. Şeyh Mehmed Çelebi adlı kişi veya Erzurumlu bir celep tarafından yaptırıldığına dair rivayetler vardır. Yapı mimarisine göre XIX uncu yüzyıla tarihlendirilir.  Mescid boyuna dikdörtgen planlı, sade bir yapıdır. Taş temel üstüne, ahşap hatıllı kerpiç örgü bir duvar sistemi vardır. Mescidin son cemaat yeri yoktur. Mescid çatısının kuzeybatı köşesinde kısa gövdeli ahşap minare yükselmektedir. Kuzey taraftaki ahşap mahfelin ortasında bir köşk kısmı vardır. Ahşap tavanı sadedir. Ahşap minberi sade olmakla birlikte, zarif bir yapıya sahiptir. Alçı mihrap nişinin kenarlarını bitkisel süslemeli iki silme içinde bir yazı kuşağı dolaşır. Nişin iki yanında birer sütunce yer alır. Mihrabın yüzeyi bitkisel süslemelidir.

Sarı Kadı (Mimarzade) Mescidi

5 Sarı Kadı cami 1 5 Sarı Kadı cami 2 5 Sarı Kadı cami 3

Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi’nin bitişiğindeki Tanış Sokak ile Sarıkadı Sokağı kesişmesinde bulunan mescidin ahşap minberindeki imzadan 1759 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Boyuna dikdörtgen planlı mescid taş temeller üstünde, ahşap hatıllı kerpiç duvarlı olarak inşa edilmiştir. Minaresi yoktur. Kuzeydeki son cemaat yeri, dört adet ahşap direkle taşınan geniş bir açıklıktır. Mescidin avlusundaki hazirede, camiyi yaptıran Mimarzâde ailesine ait mezarlar bulunmaktadır.

5 Sarıkadı 6 5 Sarıkadı 5

Özgün halinde kadın mahfelindeki renkli çiçek süslemeleri bulunması gereken tavanı yenilenerek özgünlüğünü yitirmiştir. Alçı mihrabı yuvarlak nişli ve nişin içi ile iki yanı geometrik geçmelerle süslüdür. Nişin iki yanında uzun birer sütunce vardır. Mihrabın çevresini dolaşan üçsilmeden ortadaki yazı ve bunun iki yanındakiler bitki süslemelidir. Mihrabın üst kısmında bir yazı panosu bulunur. Restorasyon sırasında, mirabın süslemeleri renklendirilmemiştir. İyi korunmuş ve sade ahşap minberi özgün olup devrinin güzel örneklerindendir. Kitabesindeki imzadan, 1759 yılında Ahmed isimli bir ustanın yaptığı anlaşılmaktadır.

5 Sarıkadı 7 5 Sarıkadı 4

Mescidin kadın mahfelinin eteğinde duvardan duvara yazılmış yazı kuşağından 1784 yılında Ankara Müftüsü Mimarzade Mehmed Şakir Efendi[3] tarafından onarıldığı anlaşılmaktadır. Mahfelin köşk çıkıntısının altında yuvarlk bir göbek vardır. Mahfel köşkünün altındaki ve caminin alt pencerelerini çevreleyen pervazlarındaki kalem işi renkli süslemeler üzerindeki yağlı boya örtüler restorasyon sırasında kaldırılmıştır. Mehmed Şakir Efendi, o tarihte oturmakta oldukları Erzurum Mahallesinde bir medrese ve Ulus’taki Kasaplar Çarşısı’nda Mimarzade Hanı da yaptırmış olup her ikisi de bugün yoktur. Caminin avlu kapısının tam karşısında bulunan Sarı Kadı Çeşmesi, 1996 yılında, yola engel olduğu gerekçesiyle Belediye tarafından yıkılmıştır.

[3] XVIII inci yüzyılın başından itibaren Osmanlı’da Sancak Beyliği artık “arpalık” (iltizam) olarak verilmektedir. Beyliği alan kişi de Sancak’tan toplanacak vergi gelirlerinin karşılığı olarak peşin para ile yerine mütesellim tayin etmektedir. Mimarzade ailesi, bu düzen içinde, yolsuzluk yaptıkları için görevden alınan Müderriszadelerin ardından Ankara’ya ayan ve mütesellim olan ikinci önemli ailedir. Mimarzade Mehmed Şakir Efendi, 1769-1774 arasında ayanlık yapmış fakat haksız yere fazla vergi toplaması ve yolsuzluk nedeniyle şikâyet edilince paraları vermemek için oluşturduğu birkaç yüz kişilik çeteyle Niğde’ye kaçmıştır. Sarayla arasına aracılar koyarak kendisini affettirmiş ve 1777 yılında Ankara’ya dönerek ayanlığa devam etmiştir. Ölünce, yerine oğulları ayanlık sistemini sürdürmüş ve yolsuzluklarla baş edilemeyince Mimarzade Mehmed Emin Efendi, 1807’de Kastamonu’ya sürgün edilmiştir. Bu ibret verici öyküden anlaşıldığına göre, yolsuzlukları ve usulsüzlükleri din kisvesiyle örtmek Osmanlı’nın gerileme devrinden beri gelmektedir.

Taceddin Dergâhı

Sümer Mahallesi, Hamamönü Mevkii, Şair Mehmet Akif Ersoy Sokağı’nda bulunan cami ve türbenin yakınındaki ayrı bir avlu içinde dergâha ait yapı (Kasr-ı Ebniye) bulunur. Osmanlı devrinde, Hacı Bayram-ı Velî mahallesi ile birlikte Taceddin Velî (Tekke Ahmed) mahallesinde oturanlar, bu iki büyük gönül sultanının ‘yüzü suyu hürmetine’ vergiden muaf tutulurdu. Polatlı’nın Hacıtuğrul Köyü’ndeki türbesinde 1391 tarihli kitabesi bulunan Şeyh Paşa’nın (Hacı Tuğrul Baba) vakfiye senedinde Ankara’nın Tekke Ahmed mahallesinde bir dergâh yaptırdığı yazılıdır. Mahallenin adının, Şeyh Paşa’nın babası Ahmed Paşa’dan geldiği düşünülmektedir. Bu dergâhın, Kanuni Sultan Süleyman devrinde (1520-1566), Celvetî Tarikatı[4] için tekke olarak kullanıldığı söylenegelmiştir. XVII nci yüzyıl başındaki Celali isyanları sırasında yıkılıp harap olan bu yapı ile birlikte cami ve türbe Şeyh Taceddin Velî’nin oğlu Şeyh Mustafa Efendi tarafından yeniden yaptırılmıştır.

[4] Celvetî (Celvetiyye) Tarikatı, Üftâde (Muhammed Muhyiddin, 1488-1580), Hızır Dede ve nihayet Akbıyık Sultan feyz silsilesiyle Hacı Bayram-ı Velî’ye ulaşan Ankara Şereflikoçhisar’lı Aziz Mahmud Hüdayi (1541-1628) tarafından, 1573 yılında müderris ve kadı yardımcısı olarak Bursa’ya atanmasıyla 1576 yılından sonra Bayramî’liğin bir kolu olarak Bursa’da kurulmuştur. Arapça’da yerini, yurdunu, terk etmek anlamına gelen “celvet”, tasavvuf özelinde, kulun, Allah sıfatları ile “halvet”ten çıkışı ve Allah’ın varlığında ölümlü (fena fillah) oluşu anlamını taşır. Kulun Hakk’ın sıfat ve vasıflarıyla süslenmesi, kulun kendi varlığından geçmesi ve Hakk varlığında yok olmasıdır. Celvetiyye, celvete mensup olanlara verilen isimdir. Celvet, halvetten çıkmaktır. Bu da itibarî olan her şeyi çıkarmak, hakikate bürünmek demektir. Halvet ile celvet arasında anlam ve imlâ açısından alt ve üstteki noktadan başka bir fark yoktur. Celvet halka karışarak, halk ile beraber olmaktır. Celvetiler, halka karışmakta hayır olduğu inancındadırlar.

 Ankara’lı olan Şeyh Taceddin Velî’nin doğum tarihi bilinmemektedir. Türbesindeki kitabeye göre, babasının adı da Taceddin’dir. H. 1269 (1853) yılında Ankara Mevlevihanesi Şeyhi Derviş Muslî Mevlevî tarafından yazılan “Taceddin Sultan Hazretlerinin Evrâd-ı Şerifi” risalesinde de künyesi “Taceddin oğlu Taceddin” olarak verilmiştir. Geleneğe uygun olarak, kendisi doğmadan babası öldüğü için babasının adı verilmiştir. Sicili Osmanî’de, Şeyhülislam Bostanzâde’nin “tezkireciliğini”[5] yapan Ankara’lı Taceddin Efendi’nin kısa bir özgeçmişi verilmiştir. 1571 tarihli Ankara Vakıf Defteri’nde, Tezkireci Taceddin Efendi’nin Ak Medrese’de müderris olarak görev yaptığı yazılıdır. 1601 yılında Ankara Müftüsü olarak atanmıştır. Şeyh Taceddin Velî’nin, Bursa’da görevliyken Celvetî tarikatına girdiği düşünülmektedir. Ankara’da, H. 1018 (1609) yılında ölmüştür.

[5] 1) Sadrazamın ve öteki vezirlerin özel kalem müdürlerine verilen ad. 2) Padişah divanında, reisülküttaba (katiplerin şefi) bağlı olarak, yazı işlerini yürüten görevlinin sanı. (TDK Sözlüğü)

Dergâh, Sultan Abdülmecit döneminde, 1845’de, ilaveler yapılarak yenilenmiştir. Yapının selamlık kısmı, İstanbul işgal edilince Millî Mücadele’ye katılmak üzere 24 Nisan 1920 tarihinde Ankara’ya gelen Mehmet Akif’e zamanın Taceddin Şeyhi Osman Vafi Efendi tarafından tahsis edilmiştir. Milletvekili olduktan sonra da 1921 yılı Mayıs ayı sonuna kadar yaşamayı sürdürdüğü bu yapı restore edilerek Mehmet Akif Kültür Evi müzesi haline getirilmiştir. Şair, İstiklal Marşı’nı ve ünlü Bülbül şiirini bu evde yazmıştır.

6 Taceddin Dergah 3 6 Taceddin Dergah 1 6 Taceddin Dergah 2

(soldan sağa) Taceddin cami ve dergâh, Mehmet Akif Ersoy müzesi ön cephe ve yandan görünüm

6a Mehmet Akif Ersoy evi 1 6a Mehmet Akif Ersoy evi 2 6a Mehmet Akif Ersoy evi 3

(soldan sağa) Mehmet Akif Ersoy müzesi toplantı odası, oturma odası ve yatak odası

Tacettin Camii ve Türbesi

Cami ve türbeyi, Şeyh Taceddin’in oğlu Şeyh Mustafa Efendi yaptırmıştır. Sultan II. Abdülhamit, 1901 yılında yeniden inşa ettirmiştir. Bir avlu duvarı içindeki cami ve türbe, birbirine bitişik yapılardır. Her ikisi de kuzey cephesi kesme ve diğer cepheleri moloz taşla yapılmış çatılı yapılardır. Son cemaat yeri yoktur. Kapı üstündeki dikdörtgen çerçevede, üstünde II. Abdülhamid’in tuğrası olan yenileme kitabesi vardır.

5 Taceddin cami ve türbe 1 5 Taceddin cami ve türbe 2 5 Taceddin cami ve türbe 3

(soldan sağa) Taceddin Cami kuzey avlu giriş, dergâh avlusundan görünüm, cami ve türbe yanyana

Cami hariminin içi sade olup ahşap tavan ortasında Celvetî tarikatının sembolü olan ahşap rozet vardır. Alçı mihrap nişinin silmeleri de sade olup yazı veya süsleme yoktur. Ahşap minber de sadedir.

5 Taceddin cami ve türbe 4 5b Taceddin türbe 5b1 Taceddin türbe

(soldan sağa) Cami girişi, türbe girişi, türbe içi

Batıdaki türbenin kapısından kare planlı, ahşap tavanlı bir ön mekâna girilir. Devamındaki kare planlı türbe bölümünün üstü bağdadi bir kubbe ile örtülüdür. İçerideki iki adet yeni ahşap sandukadan ilki Şeyh Taceddin-i Veli’ye ve diğeri de oğlu Şeyh Mustafa Efendi’ye aittir. Odanın güneybatı köşesinde, ahşap taban döşemesinde sonradan açılan bir açıklıktan ahşap bir merdivenle bodrumdaki cenazeliğe inilir.

6 Taceddin hazire

Caminin doğusundaki avludan, güneyindeki hazireye (mezarlık kısmına) geçilmektedir. Bu kısım dergâhın gerçek haziresi olmayıp burada tekke görevlilerinin mezarları ile Hacı Bayram Camii’nin haziresinden getirilen mezar taşları da bulunmaktadır. Dergâhın esas haziresi cami avlusunun kuzeydoğu köşesinde yer alırken sonradan kaldırılmıştır.

Hacı Musa Camii (Hacı Seyyid Mescidi)

7 Hacı Musa Cami 1 7 Hacı Musa Cami 2

Hacettepe Üniversitesi’nin kuzeydoğu tarafında, Talat Paşa Bulvarı’nın altında bulunan ve vakfiyesi bilinmeyen cami, Hacı Musa oğlu Seyfeddin tarafından 1485 yılında yaptırılmıştır. Kare planlı, çatılı, ahşap aksamı ile dikkat çeken bir yapıdır. Yapının taş temel üstüne oturan duvarları kerpiç örgülü ve sıvalıdır. İki yanı kapalı son cemaat yeri, ortada devşirme iki sütuna ve yanlarda duvarlara oturmakta; tuğla örgülü üç sivri kemerle dışa açılmaktadır. Kemer araları sonradan camekânla kapatılmıştır. Kesme taştan yapılmış bir kare kaide üzerindeki minaresi tek şerefeli olup şerefenin altı kirpi saçaklıdır.

7 Hacı Musa Cami 3 7 Hacı Musa Cami 5

Basık bir kemerin altında iki kanatlı cevizden yapılmış özgün kapısı görülür. Kemerin altında yapım kitabesi bulunur. Bu kitabede bulunan tarih, M. Galib tarafından 1422 ve E. H. Ayverdi tarafından 1432 olarak okunmuştur. Fakat Karacabey Külliyesi sınırları içerisinde bulunan cami, Karaca Bey vakfiyesinde (1440) geçmediğinden İ. H. Konyalı’nın vermiş olduğu 1485 tarihi kabul edilmelidir. Kapı kanatları, Türk-İslâm ahşap oymacılığının önemli eserlerindendir. Sağdaki kapı kanadının üzerinde “La ilahe illallah” ve soldakinde “Muhammedün resûlallah” yazmaktadır. Rumî motiflerle süslenmiş kapılar iyi korunmuş durumdadır.

7 Hacı Musa 11 7 Hacı Musa 19

Kasetleme işçiliği ile yapılmış ahşap tavanı, sütun veya destek kullanmaksızın doğrudan duvarlara oturur. Tavanın kenarlarında, boydan boya iki sıra halinde renkli çiçekli süslemeli bordür görülür. Tavanın ortasında, üç sıra geometrik çerçeveli bir arabesk dolgulu altıgen rozet (göbek) bulunur.

7 Hacı Musa 14

Osmanlı dönemi camileri için karakteristik olarak, doğu ve batı duvarlarında altlı üstlü üçer pencere vardır. Üst pencereler geometril şebekelerle süslü vitraylara sahiptir (Bkz. Alttaki mihrap fotoğrafları).  Alt pencerelerin pervazları papatya, karanfil, şakayık çiçeklerinden ve madalyonlardan oluşan renkli nakışlarla süslenmiştir. Pencere alınlığında Kelime-i Tevhid yazılıdır.

7 Hacı Musa Cami 6 7 Hacı Musa Cami 7

Tavana kadar yükselen ve bir palmet dizisiyle taçlandırılmış stalaktit nişli alçı mihrabı orijinal olup üzerindeki işlemelerin restorasyonu sürmektedir. Nişin çevresindeki iki silmeden dıştakinde sülüs yazıyla Kelime-i Tevhid tekrarlanmış ve ikinci silme ile nişin köşelikleri yıldız oluşturan girift geometrik ağla doldurulmuştur. Sülüs yazıyla yazılmış Kuran ayeti iki pano halinde mihrabın alınlığına yerleştirilmiştir. Ahşap minberi de özgün olup işlemeleriyle Ankara’daki sanat şaheserlerinden bir tanesidir. Minberin külahı yenilenmiştir. Kapı kanatları yoktur ve alınlığında Kuran ayeti yazılmıştır.

7 Hacı Musa Cami 8 7 Hacı Musa Cami 9

En son yapılan restorasyon sırasında, tavanın kenarlarını çevreleyen pervazlarda, tavanın ortasındaki altıgen göbekte ve kirişlerde, daha önce yağlı boya ile üzeri kapatılmış olan, kırmızı leylağın hâkim olduğu renkli kalem işi nakışlar ortaya çıkarılmıştır. Bu nakışlarda Türk kalem işçiliğinin cömertçe sergilendiği görülür. Caminin alt pencerelerindeki ahşap kanatların pervazlarında da aynı nakışlar bulunur.

7 Hacı Musa Cami 4

Minarenin sağında kesme taşla yapılmış tek cepheli bir çeşme vardır. Mamboury, kitabının çeşmeler bölümünde, Ankara’nın en eski çeşmesinin, Hacı Musa Mahallesi’ndeki 1233-34 tarihli Mustafa Efendi Çeşmesi olduğunu yazmıştır. 1924 tarihli Ankara kent haritasında  (S. Aydın ve diğ., 2005) , bu mahalledeki Hacı Musa Cami önünde bir çeşme görülmektedir. Belki de günümüzde Hacı Musa Cami önündeki ile tarihi Mustafa Efendi çeşmesi aynı çeşmelerdir. Çeşmenin üzerindeki kitabe, Hacı Satılmış’ın kızı Hafize Hatun hayratından 1867 yılında yapılan onarıma aittir.

Hacı İlyas (Poyracı) Mescidi

8 Hacı İlyas cami 1 8 Hacı İlyas cami 2

Hacettepe Üniversitesi yerleşkesi içinde, üniversite binalarının gölgesinde kalmış çatılı küçük bir mesciddir. Mescidin kitabesi ve vakfiyesi yoktur. Giriş kapısının karşısındaki çeşmenin yazıtına göre, 1704 yılında Enverzade İbrahim Ağa tarafından yaptırılmıştır. Duvarları taş temel üstüne oturmuş ahşap hatıllı kerpiç örgülüdür. Ahşap tavan, o devrin mimarisine uygun olarak kasetleme tekniğiyle karelere bölünmüştür ve ortasında altıgen bir rozet vardır. Rozetin üzerinde aşınmış çiçek desenleri görülür. Tavana kadar yükselen mihrapta dışta yazılı bir silme, irice bir zencirekten sonra yıldız ve çokgenlerden oluşan geniş bir süsleme kuşağı niş çevresini kuşatır. Nişin iki yanı geometrik geçmelerle doldurulmuştur. Daha üstteki alınlık kısmında ise Kuran’dan sureler yazılı bir yazı kuşağı uzanır. Boyuna dikdörtgen planlı mescidin kuzeyindeki son cemaat yerinin iki yanı kapalı, önü açıktır.

Çiçeklioğlu Camii

9 Çiçekli Oylu cami-Göztepe sk 1 9 Çiçekli Oylu cami-Göztepe sk 2

Alparslan Mahallesi, Gebze Sokakta yer alan, eski bir konağı andıran ve çevresindeki evler arasında sıkışmış dikdörtgen planlı, çatılı bir yapıdır. Kapısının üstündeki kitabesi okunamayan cami, 1924 tarihli Ankara haritasında (S. Aydın ve diğ., 2005) Yakub Harrat Camii olarak görülmektedir. Yakub Harrat tarafından yaptırılan caminin 1530 tarihinde ayakta olduğu tahrir defterinde görüldüğünden camiyi XV-XVI ncı yüzyıla tarihlemek mümkündür. Caminin güneydoğu köşesi önünde kesme taştan depolu yüksek bir çeşme bulunmaktadır. Kitabesine göre çeşmeyi 1809-10 yılında Kütükçüzade İzzet Efendinin kızı Necmiye Hanım yaptırmıştır. Duvarları taş temel üstüne ahşap hatıllı, kerpiç örgülü ve kireç sıvalıdır. Son cemaat yeri doğu cepheye bitişik olup ahşap parmaklıkla sokaktan ayrılmıştır. Minaresi yoktur. Son cemaat yerinin güney duvarında bir mihrabiye vardır. Basit kalem işi çiçekler görülen ahşap tavanın ortasında sade bir altıgen göbek vardır. Ahşap minberi önemsizdir. Tavana kadar yükselen alçı mihrap beş kenarlı bir nişe sahiptir. Nişin içi bitkisel motiflerle süslenmiş ve çevresi üç sıra silme ile kuşatılmıştır. Orta silme bitkisel motiflerle diğer ikisi Kelime-i Tevhid yazısı ile süslenmiştir. Nişin üstünde altta bitkisel silmeyle kuşatılmış, üstte daha geniş sülüs yazıyla Kuran ayeti panosu yer alır. Alt pencerelerin üst kısmında da sülüs yazıyla Kelime-i Tevhid yazılmıştır.

Hacı İvaz (Hacı Ayvaz) Mescidi

10 Hacı Ayvaz mescidi 1 10 Hacı Ayvaz mescidi 2

Altındağ Belediyesini geçince, Ulucanlar Caddesi’nin güneyindeki Enez Sokağın Tilkicioğlu Sokak ile olan köşesindedir. Kitabesi ve vakfiyesi bulunmayan mescidin, süslemelerindeki çiçek ve yaprak motiflerinin Bursa Yeşil Cami ile benzerlik göstermesinden yola çıkılarak mimar Hacı İvaz Paşa[6] tarafından XV inci yüzyılda yapılmış olabileceği düşünülmektedir. Dikdörtgen planlı, çatılı, dıştan sade bir yapıdır. Duvarları taş temel üstünde, kerpiç örgü olarak yükselmektedir. Çatıda, 1963 yılında eklenen küçük bir ahşap minare vardır. Alçı süslemeleri ile önem kazanır.

[6] Hacı İvaz Paşa (öl. 1429), Ahi Bayezıt oğlu olarak Tokat doğumlu olup Çelebi Mehmed’in Amasya Sancakbeyliği sırasında maiyetine katılmış ve Ankara’ya gelmiştir. Sultan I. Mehmed olarak tahta çıkınca da Bursa Subaşısı olmuş ve 1414-1419 yılları arasında yapılan Yeşil Cami ve Yeşil Türbe’nin planlarını çizerek inşaata nezaret etmiştir. Cami harcamalarını karşılamak üzere Sultan Han ve Fidan Hanı da inşa etmiştir. Timur’un ve Karamanoğulları’nın saldırıları karşısında Bursa’yı savunarak telim etmemesi üzerine vezirliğe yükseltilmiş ve II. Murad devrinde de vezirlik yapmıştır.

Sekiz ahşap sütun ile taşınmakta olan son cemaat yeri sonradan kapatılmıştır. İki mihrabiye arasında kalan harim giriş kapısının üstünde sekizgen bir alçı pano olup, ortasında sekiz kollu bir yıldız vardır. Yıldızın ortasında İznik işi bir tabak vardır. Çevresindeki geometrik süslemenin dışındaki ince silme bitkisel süslemelidir.

10 Hacı Ayvaz mescidi 3 10 Hacı Ayvaz mescidi 4

Harimin ahşap tavanı, tepesinde Dor tarzı mermer bir başlık bulunan üzeri boyanmış tek bir ahşap sütun ile taşınmaktadır. Sütunun oturduğu profilli ahşap yastığın bulunduğu ahşap hatıl harim tavanını ikiye böler. Hatılın iki yanında profilli konsol sırası ve hatıla dik uzanan ahşap kirişler bulunur. Özgün halinde, konsollar arasında bulunan üzerleri çiçek desenli yeşil, sarı, kırmızı boyalı üçgenler üzeri son restorasyon sırasında boyanarak kapatılmıştır. Kirişlerin üzerinde, birbirine geçme palmet yaprakları bulunur.

10 Hacı Ayvaz mescidi 5 10 Hacı Ayvaz mescidi 7

Mescidin stalaktit nişli alçı mihrabı tavana kadar yükselir. Nişin, üzerinde neshî yazıyla Kuran ayeti bulunan en dıştaki silmesi, mihrabın çevresini dolaşıp pencerelerin üstünde iki yana dönerek duvarlara bitişir. Birinci ve ikinci silmeler arasında mukarnas friz vardır. Daha geniş ikinci silme geometrik motiflerden oluşan bir ağ ile doldurulmuştur. Peşinden önce ince bir halat bordürü ve ardından bitkisel desenli daha ince bir silme gelir. Mihrap alınlığında girift sülüs yazıyla Kuran ayeti panosu bulunur. Mihrabın tavan ile birleştiği kenarı bir palmet sırasıyla taçlandırılmıştır. Nişin alt iki yanındaki sütunceler ve nişin içi arabesk motiflerle örülmüştür. Son restorasyon sırasında mihrap renklendirilmemiştir. Ahşap minber yenidir.

Öney (1971), Hacı İvaz mescidine aynı zamanda Helvai mescidi adını parantez içinde vermişse de 1924 kent haritasında (S. Aydın ve diğ., 2005) Helvai Mescidi, Çiçeklioğlu Cami (Yakup Harrat Cami) batısında, günümüzdeki Göztepe, Fener ve Baş sokaklarının kesitiği köşede görülmektedir.

Telli Hacı Halil Mescidi

11 Telli Hacı Halil 1 11 Telli Hacı Halil 2 11 Telli Hacı Halil 3

Ulucanlar Caddesi, Gebze Sokakta yer alan mescid dikdörtgen planlı, çatılı, sade bir yapıdır. Mihraptaki 1765-66 tarihine uygun olarak, Ankara’lı Hacı Halil tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir. Kuzey tarafı yamaca yaslandığından tamamen kapalıdır. İri antik devşirme taşlar kullanılan yüksek bir temele oturan ahşap hatıllı kerpiç örgülü duvarlara sahiptir. Son cemaat yerinin özgünlüğü ile dikkati çekmektedir.

11 Telli Hacı Halil 7 11 Telli Hacı Halil 5

Geniş ahşap saçaklı ve tavanlı olan son cemaat yeri altı ahşap direkle taşınır. Direklerin tepesinde zengin profilli ahşap yastıklar vardır. Son cemaat yerinin kıble duvarında, çevresinde Kuran ayeti dolaşan bir mihrabiye vardır.

11 Telli Hacı Halil 6 11 Telli Hacı Halil 4

Parçalı renkli segment kemerli sade ahşap kapı kanadı cami ile çağdaş olmalıdır. Üzerinde Kuran ayeti yazılmış ve tarih verilmeyen iki satırlık bir kitabe vardır: “Allah selâmet evine çağırır ve istediğine doğru yolda hidayet verir”. Restorasyon nedeniyle kitabe, mescidin güneybatı köşesindeki olasılıkla ezanlık olarak kullanılmış olan antik bir yapıya ait devşirme taş üzerinde durmaktadır. Çatısının kuzey batısında küçük ahşap bir minare yükselmektedir.

Harimi örten ahşap tavanın ortasında içi kasetli altıgen bir göbek yer almaktadır. Batı duvarı boyunca uzanan ahşap kadınlar mahfeli üç direk tarafından taşınmaktadır. Yağlı boya ile boyanmış stalaktit nişli alçı mihrabı tavana kadar yükselir. Nişi çevreleyen üç silmeden iki kenardakinde yapraklı bir sarmaşık motifi ve ortadakinde Kelime-i Tevhid’in tekrarlandığı neshî yazı görülür. Nişin içinde de Kelime-i Tevhid’in tekrarlanır. Ahşap minberi yenidir.

Ağaçayak Camii

12 Ağaçayak 1a

Ulucanlar Caddesi üzerindeki kitabesi olmayan caminin Şer’i Sicillerde 1705-1706 tarihli vakfiyesinde Yusuf Habbaz Mahallesinde Ağaçayakzade Hacı Mehmed Camii şeklinde kayıt vardır. Cami kurucusunun camiyle birlikte, tam karşısında yaptırdığı onun benzeri konak günümüzde yoktur. Cami eskiden toprak damlı minaresiz bir yapı iken yapılan onarımlarla şimdiki şeklini almıştır. Caminin duvarları üzerine konulan ağaç hatıl ve direklerden dolayı, Ağaçayak Camii adını almıştır. Boyuna dikdörtgen planlı, kerpiç duvarlı, çatılı bir yapıdır. Duvarlarında subasman seviyesine kadar moloz taş, onun üstünde üç cephede ahşap hatıllı kerpiç, kuzey cephesinde tuğla kullanılmıştır. Son cemaat yeri olmayan caminin kuzeybatı köşesinde, kısa bir ahşap minare yükselmektedir.

12 Ağaçayak 2 12 Ağaçayak 3

Tavan işçiliği oldukça dikkat çekicidir. Sonradan boyanmış olan ahşap tavan ve kadınlar mahfelinin altı, kasetleme tekniğiyle kareler oluşturacak biçimde bölünmüştür. Tavanın ortasında altıgen bir rozet vardır. Rozetin kenar sularında, mahfelin küpeştesinde ve kenarlarında çiçek desenli boyalı nakışlar bulunur.

12 Ağaçayak 12 12 Ağaçayak 13

Bu caminin ayırt edici özelliği, Mamboury’ye göre, içindeki bütün ahşap kısımları dolduran, Nakkaş Mustafa’nın bir öğrencisi tarafından yapılmış resimli süslemeleridir. Badem yeşili zemin üzerindeki leylak, şebboy, papatya, gül goncası, nar çiçeklerinden oluşan dekoratif motiflerden ibarettir. Ne yazık ki beceriksizce yapılan onarımlar sırasında süslemelere ve yazıtlara büyük ölçüde zarar verilmiştir.

12 Ağaçayak 2a 12 Ağaçayak 4

Kadınlar mahfeli, caminin kuzey girişinde olup çift ahşap sütunla taşınmaktadır. Mahfele açılan iç kapı da ahşap üzeri motif boyalıdır.

12 Ağaçayak 7 12 Ağaçayak 5

Aynı süslemeler pencere sövelerinde de görülür. Pencere alınlıklarında, sülüs yazıyla boyama olarak Kelime-i Tevhid yazılıdır. Harime girişte, kanatsız iç kapının pervazı zigzag renklendirilmiştir.

12 Ağaçayak 9 12 Ağaçayak 11

Kıble duvarı ortasındaki alçı mihrabı tavan hizasına kadar yükselir. Nişin çevresinde, birbirlerinden halat şeridi ile ayrılmış üç silme bulunur. Kenardakilerde neshî yazıyla Kuran ayeti tekrarlanır. Ortadakiyse bitkisel arabesk motiflerle doldurulmuştur. Mihrabın alınlığında, üç sıra halinde sülüs yazıyla Kuran ayeti yazılmış tabla yer alır. Bunlardan ortadaki tabla iki panoya ayrılmıştır. Alınlık tablası ile nişin tacı arasında, mazgal gibi bir palmet sırası vardır. Nişin köşelikleri ve kaidesi yıldızlar oluşturan geometrik bir ağ ile örülmüştür. Ahşap minber, renkli boya nakışlarıyla dikkat çeker. Yan aynalıklar taklit kündekâri tekniğiyle işlenmiştir.

Yeşil Ahi Cami

Ahi Şemseddin Ahmed’in Nisan 1439 tarihli vakfiyesinde, Karacabey Hamamı arkasında, babasının adını taşıyan Ahi Murad Mahallesinde, “Yeşil Ahi” lakabını taşıyan dedesi Ahi Hüsam’ın mescidinin-zaviyesinin yanına Yeşilhane Medresesi olarak anılan bir medrese-külliye yaptırdığı kayıtlıdır. Bu külliyeden günümüze, sadece Yeşil Ahi Camii kalmıştır. Bu medresede, Cumhuriyetin ilanında eğitime devam ettiği bilinir. Günümüzde Medresenin yerinde bir fırın vardır.

13 Yeşil Ahi cami-Sarıca sk 1 13 Yeşil Ahi cami-Sarıca sk 2

Yeşil Ahi Cami, kesme taş kaidesi, ahşap hatıllı kerpiç duvarı ile sade bir yapıdır. Ön yüzündeki üç sivri kemerli son cemaat yeri sonradan kapatılmıştır. Ahşap tavanın ortası, içi çeşitli renkli motiflerle dolu altıgen biçimli rozetle süslenmiştir.

Tavan hizasına kadar yükselen stalaktit nişli alçı mihrabı, mazgal gibi bir palmet sırası ile sonlanır. Nişin çevresinde üç silme bulunur. Kenardakilerde sülüs yazıyla Kelime-i Tevhid tekrarlanır. Ortadakiyse bitkisel arabesk motiflerle doldurulmuştur. Mihrabın alınlığında, üç sıra halinde sülüs yazıyla Kuran ayeti yazılmış tabla yer alır. Bunlardan ortadaki tabla iki panoya ayrılmıştır. Nişin köşelikleri ve kaidesi yıldızlar oluşturan geometrik bir ağ ile örülmüştür. Ahşap minberi yenidir.

Eyüp Cami

Kitabesi olmayan cami, diğer örnekleri ile karşılaştırma yoluyla XIV üncü yüzyıl sonu veya XV inci yüzyıl başına tarihlenebilir. Taş kaide üzerine kerpiç duvarlı çok sade görünüşlü bir yapıdır. Enine asimetrik dikdörtgen planlıdır. Son cemaat yerinin büyüklüğü cami harimine yakındır. Düz tavanı harimde bir ve son cemaat yerinde dört ahşap sütun ile taşınır. Tavan ahşap kirişlerindeki kırmızı, sarı, mavi renklerde aşı boyalı bitki motiflerinden nakışlarıyla dikkat çekicidir.

Eyüp cami-Sarıca sk

Eski tarihli bir onarım sırasında mihrabının biçimi büyük ölçüde değişerek özgün halini yitirmiştir. Nişteki sarkıt dokulu sarkıtların dış silmelerinin atılmasıyla mihrap, sivri tepeli bir niş biçimini almıştır. Nişin alt kısmı geometrik bir ağla süslenmiştir. Mihrabın üzerinde, duvarda asılı Kuran sûresi yazılı kitabe özgün mihraptan alınarak tekrar kullanılmıştır. Ahşap minberi yakın tarihlidir.

Zeynel Abidin Mescidi ve Türbesi

14 Zeynel Abidin türbesi-Kümbet sk

Turan Mahallesi, Kümbet Sokakta bulunan mescid, boyuna dikdörtgen planlı, çatılı, sade, küçük bir yapıdır. Kitabesi olmayan ve vakfiyesi bilinmeyen yapı, mimari üslubuna göre XVII-XVIII inci yüzyıla tarihlenir. Mescidin avlusunda Müderriszâde Hacı Hasan Efendi’nin yaptırdığı beş hücreli medrese ve batısında Sabûnî Mahallesi Muallimhanesi (Sıbyan mektebi) var iken günümüzde bunların yerleri özel şahıslara geçmiştir. Millî Mücadele sırasında yayımlanan “Ankara Fetvası”na imza koyan din adamlarından birisi de bu medresede görev yapmakta olan Hamza (Koru) Efendi’dir. Medrese, 1925 yılına kadar eğitimini sürdürmüştür.

Taş temel üstüne kerpiç duvarlı yapının güneyine bitişik türbesi, altında bodrum katı vardır. Kuzeyden sade bir kapı ile girilen harimin kuzeyinde, ahşap mahfel yer almaktadır. Ahşap tavanı ve minberi önemsizdir. Stalaktit nişli alçı mihrabın çevresindeki üç silmeden kenardakilerde neshî yazıyla Kelime-i Tevhid tekrarlanır. Ortadakiyse bitkisel arabesk motiflerle doldurulmuştur. Mihrabın alınlığında sülüs yazıyla Kuran ayeti yazılmış bir pano vardır. Nişin köşelikleri ve kaidesi yıldızlar oluşturan geometrik bir ağ ile örülmüştür.  Mihrabın iki yanındaki pencereler geometrik motifli vitrayla süslenmiştir. Mescidin kıble duvarındaki pencerelerin alçı içlikleri geometrik süslemelidir.

Mescidin güney duvarına bitişik çatılı türbe, değişik zamanlarda yenilenerek asıl şeklini kaybetmiştir. İçinde, camiyi yaptıran kişi olması muhtemel Zeynel Abidin, eşi ve çocuğunun mezarları vardır.

Karanlık Sabuni Mescidi

16 Karanlık Sabuni 1

Mimarisinden yola çıkılarak XIV-XV inci yüzyıla tarihlenen mescid Hacı Hasan tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı, taş temel üzerine kerpiç duvarlı son derece sade bir yapıdır. İki ahşap direkle taşınan bir tavan ile örtülü son cemaat yeri bir kafes ile sokaktan ayrılmıştır. Yapıldığı zamanın güzel bir örneği olan ceviz kapısı İstanbul Türk-İslam Eserlei Müzesi’nde sergilenmektedir. Harimindeki tavan, Dor tarzında devşirme başlıklara dayanan iki ahşap sütun ile desteklenmektedir. Özgün halinde tuğla olan taban, günümüzde, ahşap kaplıdır. Ahşap minberi ve kısa ahşap minaresi daha yenidir.

Hemhüm (Kattani) Mescidi

17 Hemhüm

Kitabesi ve vakıf kaydı olmayan Kattani Mescidi olarak da bilinen yapı, mimarisine göre, XV inci yüzyıla tarihlenmektedir. Mescidin bakım ve onarımı mahalle halkı tarafından yapılmaktadır. Özbekler Mahallesi, Gelin Sokakta yer alan dikdörtgen planlı mescid çatılı, içi ve dışı ile tamamen sade bir görünüşe sahiptir. Duvarları taş temel üstüne kerpiç örgülüdür. Kuzeybatıda ezanlığı vardır. Kuzeydeki son cemaat yerinin batısı, beden duvarının devamı olup kuzeyi ve doğusu açıktır. İkisi duvara bitişik beş direkle taşınan son cemaat yeri yakın zamanda kapatılarak, sağ tarafı abdest alma yeri, sol tarafı imam odası haline getirilmiştir. Batısına bir ev bitişiktir. Kuzeyde mahfeli yer almaktadır. Minberi yenidir. Çatıdan yükselen ahşap ezanlık kapalı şerefelidir.

Yörük Dede (Doğan Bey) Türbesi

18 Yörük Dede 2 18 Yörük Dede 3

Özbekler Mahallesi’nde bulunan türbenin mimari yapısına bakılarak XIV üncü yüzyıl sonlarında yapıldığı düşünülmektedir ve bu “kümbet” yapısı Anakara’daki tek örnektir. Halk arasında “Yürüyen Dede” olarak da anılmaktadır. 1530 yılına ait vakıf ve tapu kayıtlarında Doğan Bey Zaviyesi olarak geçmektedir. 1440 tarihli Karacabey Vakfiyesinde, ahi büyüklerinden Çeribaşı Doğan Bey Zaviyesi ve medresesi de yer almaktadır. Daha önceleri, özel mülkiyete ait bir evin bahçesinde bulunan kümbet 2003 yılında kamulaştırılarak çevresi yıkılmış ve bugünkü halini almıştır. İçinde, süslemesiz tek bir mezar ve altında kriptası (mezar odası) vardır. Beşgen planlı beden duvarları bir sıra ikili veya üçlü tuğla hatıl ve bir sıra kesme taş ile örülmüştür. Ongen bir kasnağa oturtulan piraimdal külah tamamen tuğladan yapılmıştır.

Öksüzler Çeşmesi

Yörük Dede türbesinin arkasındaki Öksüzler Sokağı boyunca Talat Paşa Bulvarı’na doğru inerken, sağda Osmanlı devrinden kalma bir sokak çeşmesi hâlâ yerinde durmaktadır. Belki bir sonraki gezimizde göremeyebiliriz!

Ankara’nın eski çeşmelerinin çoğu, sadece, suyun kovalar veya güğümlerle evlere taşındığı yapay kaynaklar biçimindedir. Çeşmelerin az bir kısmı, İstanbul’da olduğu gibi, yoldan geçenin susuzluğunu gidermesi için zincirle çeşmeye tutturulmuş bakır tastan suyun içildiği ve çeşmenin deposunun sebilciler tarafından doldurulduğu çeşmelerdir. Bunun nedeni, Vali Abidin Paşa’ya (1886-1894) kadar kentte, evlere su dağıtan bir boru ağı olmamasıdır. Abidin Paşa, 1889 yılında, Romalıların yaptığı gibi, Elmadağ’daki kaynaklardan künkler ile getirdiği suyu yaptırdığı su şebekesi ile bütün kente vermiştir ve 60’lı yıllarda, hâlâ, kentin eski semtlerinde bu su tesisatı kullanılıyordu. Bu su ağının şerefine, Abidin Paşa, Samanpazarı’nın kenarında, bugünkü Altındağ Belediye binasının bulunduğu yerde, mermerden, suyun 12 lüleden aktığı gösterişli bir anıt kent çeşmesi de yaptırmıştır. Ne yazık ki, diğerleri gibi, bu anıt da günümüze kadar ulaşamamıştır.

Mah Çş-Hamam arkası Öksüzler-Cingöz sokaklar köşesi

Öksüzler Çeşmesi, Ankara taşından (andezit) yapılmış, yer yer iri devşirme taşlar da kullanılmış depolu bir yapıdır. Çeşmenin geniş cephesine bir hareketlilik kazandıran sivri kemer içerisinde bir kitabesi vardır. Kitabeye göre, çeşme 1784 yılında yapılmıştır. Çeşmenin solundaki duvarı üzerindeki diğer kitabe ise bir namazgâha ait olup buraya nereden ve nasıl geldiği bilinmemektedir.

Mah Çş-Ulucanlar cezaevi kavşağında mahalle çeşmesi Mah Çş-Hanifi Kum çeşmesi 1804

Osmanlı devrinden kalmış çeşmelerden, gerçek yerinin burası olup olmadığı bilinmeyen, bir başka örnek de Ulucanlar kavşağında bulunmaktadır. 1924 tarihli Ankara haritasında (S. Aydın ve diğ., 2005) bu noktada bir çeşme görülmektedir. Ulucanlar Cezaevi Müzesi bahçesi içerisinde, korunmak amacıyla sembolik olarak buraya konmuş, mükemmel bir sanat eseri görünümlü 1804 tarihli Hanif Kum Çeşmesi vardır.

Cenabî Ahmed Paşa Külliyesi

Bosna doğumlu Cenabî Ahmed Paşa, Kanunî Sultan Süleyman döneminde (1520-1566), 1541 yılında atandığı Anadolu Beylerbeyliğinde[7] 20 yıl boyunca görev yapmış ve 1561 yılının Ramazan ayında görevi başında vefat etmiştir. Cenabi Ahmet Paşa’nın Beylerbeyliği döneminde, önce Şehzade Bayezid’in ve ardından II. Selim’in Kütahya’da vali olarak bulunmaları nedeniyle Anadolu Beylerbeyliği geçici olarak 1541-1565 arasında Ankara’ya taşınmıştır. Paşa, aynı zamanda, Cenabî ve Harfî mahlaslarını kullanan kuvvetli bir divan şairidir. Ulucanlar Caddesinde yer alan ve Yeni Cami diye de anılan cami, türbe, Ankara Mevlevihanesi, çeşme ve hazireden oluşan geniş bir avlu duvarı ile çevrili külliyeden günümüze cami ve türbe gelebilmiştir. Cenabî Ahmed Paşa’nın vakfiyesi ele geçmemiştir. Külliyeye sonradan, türbe ve caminin arasında Azimî Türbesi (Hacı Esat Efendi) eklenmiştir. Külliyenin hamamı ise buradan uzakta, Ulus’ta Hükümet Meydanı’nda iken bu bölgenin imarı sırasında yıkılmıştır. Celali isyanlarına karşı kenti korumak amacıyla 1607 yılında yapılan dış surun (Bkz. Ankaramızı Tanıyalım-1: Çağlar Boyu Ankara; 3: Ankara’nın Kalesi: Hisar) Ankara’nın doğu yoluna açılan Kayseri Kapısı bu külliyenin yakınında olduğundan Cenab-ı Ahmed kapısı olarak da anılır.

[7] Anadolu Eyaleti, Yıldırım Bayezıd zamanında, 1393 yılında Rumeli’ye geçerken Kara Timurtaş Paşa’yı Anadolu Beylerbeyi olarak Ankara‘da bırakması ile  kurulmuş ve eyaletin merkezi, Fatih Sultan Mehmed zamanında, Menteşe Beyliği’nin Osmanlı egemenliği altına alınması üzerine, 1451’de Kütahya’ya taşınana kadar Ankara olmuştur. Kanuni Sultan Süleyman’ın şehzadeleri Bayezid ve II. Selim, sırasıyla, Kütahya’da vali olduklarından Anadolu Beyerbeyliği’nin merkezi 1541-1566 yılları arasında tekrar Ankara’ya alınmıştır.

Cenabî Ahmed Paşa (Yeni) Camii

Kaynaklarda, Ankara’daki Mimar Sinan’ın eserleri arasında sayılan iki yapıdan birisi Cenabî Ahmed Paşa camisidir. Bu konudaki önemli kaynaklardan birisi Tezkiret-ül Ebniye (Yapılar Kitabı) isimli eserdir[8]. Bu güvenilir kaynakda Cami, Mimar Sinan eserleri arasında sayıldığından bazı kaynaklarda geçen bir öğrencisi tarafından yapıldığı ifadesi doğru kabul edilmemelidir. Mimar Sinan’ın Ankara’daki diğer eseri, Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde belirtilen fakat yeri bilinmeyen Hüsrev Kethüda Medresesi’dir.

[8] Mimar Sinan’ın hayatının son günlerinde, çocukluk arkadaşı şair ve nakkaş Sai Mustafa Çelebi’ye anlatarak yazdırdığı tezkireler adı altında toplanan Mimar Sinan’ın otobiyografisi, tezkirelerin diğer kitapları Tezkiret-ül Bünyan ve Tuhfet-ül Mi’marin isimli eserlerdir.

19 Cenabi Ahmed Paşa cami 1 19 Cenabi Ahmed Paşa cami 3

Eski zamanlarda Ankara şehrinin en kenarındaki cami, sonradan açılan Ulucanlar Caddesinin kenarında ve gelişen yeni kentin ortasında yer almaktadır. Caminin kapısının üstündeki kitabeden Kanunî Sultan Süleyman’ın veziri ve Anadolu Beylerbeyliği yapmış olan Cenabî Ahmed Paşa tarafından yaptırılmaya başlandığı ölümünden sonra 1565-66 yılında tamamlandığı anlaşılıyor. Mimar Sinan’ın Ankara’daki tek eseri olan klasik Osmanlı mimari üslubundaki cami ve türbe, bir ustalık ürünüdür. Yapımında eksiksiz bir işçilik bulunur, çok iyi çevrelenen taşlar kusursuz bir biçimde birbirleriyle demir kancalarla birleştirilmiştir ve eklem yerleri kusursuzdur. Cami, Kurtuluş Savaşı sırasında karargâh olarak ve 1940 yıllarında bir müddet askeri amaçla kullanılmıştır.

19 Cenabi Ahmed Paşa cami 2 19 Cenabi Ahmed Paşa cami 9

Kare planlı, tek kubbeli cami, kuzeydeki üç kubbeli son cemaat yeri ve onun batısındaki minaresi ile Ankara’nın en güzel camilerinden biridir. Tamamı düzgün kesme taşla yapılan caminin kubbesi, kurşun kaplıdır. Kuzeydeki son cemaat yerinin kubbeleri, sivri kemerlerle dört mermer sütuna oturur. Sütun başları, Selçuk işine benzer ters üçgenlerle donatılmıştır. Son cemaat yeri kubbelerinin göbeğinde cami ana kubbesinin göbeğinde bulunan kalem işi süslemenin benzeri vardır. Kırmızı ve beyaz renkli taşlarla örülen kemerler, demir gergilerle desteklenmiştir. İki kademeli kare kürsünün üzerindeki ters ve düz üçgenlerden oluşan pabuç kısmından geçilen minare gövdesi 16 kenarlı olup tek şerefeli minaresi sivri bir külâhla bitmektedir.

19 Cenabi Ahmed Paşa cami 4

Son cemaat yerinin ortasındaki taç kapısının iki yanında, iki renkli taştan yüksek kemere sahip ikişer dikdörtgen pencere ile pencerelerin aralarında birer mihrabiye bulunmaktadır. Ana kapının solundaki pencere kemerinin altında, H. 1305 (1887/88) tarihli Ankara Valisi Abidin Paşa ve Abdülcelilzade Hacı Hidayet’in onarım kitabesi vardır. Mermer ana kapının dikdörtgen dış bordürü içerisinde stalaktit kavsaralı niş bulunur. Dış bordürü, dairelerin iç içe geçmesinden oluşan geometrik bir ağ doldurmuştur. Kapı kemeri iki renkli taştan yapılmış olup üzerinde üç pano halinde iki sıralı sülüs yazılı kitabesi vardır. Kapının ahşap kanatları sadedir. Kapının iki yanında üstü mukarnaslı yuvarlak nişli birer mihrabiye bulunmaktadır. Nişin iki köşesi, kum saati şeklindeki sütuncelerle hareketlendirilmiştir.

19 Cenabi Ahmed Paşa cami 5 19 Cenabi Ahmed Paşa cami 7

Kubbesinin oturduğu sekizgen kasnak beden duvarlarından kubbeye kadar daralarak yükselir. Kubbenin eteğinde, kubbe altını dolaşan küçük bir galeri vardır. Orta kubbenin ortası da zarif bir kalem işi göbekle süslüdür. Sinan çağı camisi olarak ışık sorununu çözmek için toplam 51 adet pencere ile aydınlanmıştır. Alt pencerelerin iki renkli taşla örülmüş sivri kemerleri ve kemerlerin içinde, bitkisel desenli kalem işiyle süslenmiş alınlıkları vardır. Harim içinde, giriş kapısının üzerindeki duvarda H. 1217 (M. 1802/3) tarihli kitabede Safranbolu’lu Hacı Alime Hatun’un camiyi onarttığı yazılıdır.

19 Cenabi Ahmed Paşa cami 6 19 Cenabi Ahmed Paşa cami 8

Mihrap gibi mermerden yapılmış minber ana hatları ile sade bir anlayışla yapılmıştır. Üç bordürle çevrili stalaktit nişli mihrap mazgal gibi bir palmet sırasıyla taçlanır. Mihrabın iki yanında, Geç Döneme ait iki büyük şamdan vardır. Minberin külâhı ahşaptır. Kuzeybatı köşedeki mermer müezzin mahfeli de aynı özellikleri taşımaktadır. Döşemesi ahşap olan mahfele, batı duvarının kuzeyindeki minareye de geçilen gizli kemeri altındaki alınlığında stilize çiçek motifi bulunan bir kapıdan çıkılmaktadır.

Cenabî Ahmed Paşa Türbesi

Cenabî Ahmed Paşa, ölümünden sonra, 1565-66 yılında yapılan türbeye defnedilmiştir. Türbe, camiden yüksekçe ve ondan nispeten uzak bir yere yapılarak caminin gölgesinde bırakılmamıştır. Ankara taşından türbe, sekizgen gövdeli ve kubbeli bir yapıdır. Beyaz düzgün kesme taş ile inşa edilmiştir. Kemer örgülerinde, camideki gibi, kırmızı ve beyaz taşlar birlikte kullanılmıştır. Türbenin taç kapısına dört basamaklı bir merdiven ile çıkılır. Kapı kemeri üzerindeki kitabelik boş bırakılmıştır. Kubbesinin ortasında bir “Mührü Süleyman” vardır. Kubbesi kurşun kaplıdır. Türbenin arkasında, Mevlevilere ait hazire vardır. Bunun devamındaki caminin kendi haziresi parka dönmüştür.

19 Cenabi Ahmed Paşa türbe 4 19 Cenabi Ahmed Paşa türbe 3

19 Cenabi Ahmed Paşa türbe 1a 19 Cenabi Ahmed Paşa türbe 2

Azîmi Türbesi (İsmail Paşazade Hacı Esad)

19 Cenabi Ahmed Paşa türbe 1

Aslen Konyalı olan ve daha sonra Suriye’ye yerleşen Türkmen aşiretinin ilk reisi “Kemik Hüseyin” olduğundan bu soy Arapçada kemik anlamına gelen “Azm” lakabıyla (Osmanlıcada Azîmî) anılır. Türbedeki mezar kitabesine göre, Hac Emiri Azmzade İsmail Paşa’nın oğlu Esad Paşa, babası gibi, Şam Valisi ve Hac Emiri iken 1757-58 yılında görevini suiistimal ettiğinden Ankara’da idam edilmiştir. Cenabî Ahmed Paşa’nın türbesi yanında inşa edilen Azîmî türbesi de diğeri gibi bir set üzerinde yer alır, kare planlı ve çatı ile örtülü sade bir yapıdır. Türbe gövdesi doğuda tamamen tuğladan ve diğer yönlerde kesme taş arasındaki dört sıra tuğladan oluşan bir hatıl kullanılarak inşa edilmiştir. Ahşap tavanı sadedir.

Ankara Mevlevihanesi

Mevlevihane, Cami avlusunun kuzey doğusundaki türbenin doğusunda ve Ulucanlar Caddesi açılır iken kısmen yol üzerinde kalan kuzeydoğu köşede idi. Cami harimi, Mevlevihanenin semahanesi olarak da kullanılmıştır. Mevlevi Seyyid Sahih Ahmed Dede, mevlevihanenin 1633 yılında yapıldığını Mevlevilerin Tarihi adlı eserinde belirtir. Son şeyh Mustafa Nuri Dede 25 dervişi ile Mevlevi alayına katılmış, cepheye gitmiştir. 1660’lü yıllarda Ankara’ya gelen Evliya Çelebi, mevlevihanenin etrafının gül bahçesi olduğunu yazmıştır. Caminin avlusundaki hazirede Mevlevi postnişinlerinin mezar kitabeleri mevcuttur.

Ulucanlar Cezaevi Müzesi

İlk bina, 1923 yılında askeri depo olarak inşa edilir. Jansen kent planına uygun olarak 1925 yılında cezaevine (o zamanlarda adı Cebeci Tevkifhanesi) dönüştürülür ve 1 Temmuz 2006’da kapatılır. Dönem dönem Cebeci Umum Hapishanesi, Ankara Hapishanesi ve Ankara Merkez Kapalı Cezaevi gibi isimler de alır. Burada hem erkek, hem kadın hem de çocuk mahkûmlar kalmış. Ulucanlar Cezaevi, bu 81 yıl boyunca, aralarında siyasetçi, gazeteci ve sanatçıların da bulunduğu sayısız infazın ve bu sürede 18 idamın tanığı olur. Tarihe tanıklık eden bu yapının, Altındağ Belediyesi tarafından 2006 yılında başlanan restorasyonu 2011 Haziran’ında tamamlanarak Ulucanlar Cezaevi Müzesi olarak hizmete girmiştir.

20 Ulucanlar cezaevi müzesi 1 20 Ulucanlar cezaevi müzesi 2 20 Ulucanlar cezaevi müzesi 3

Cezaevinde Nazım HikmetYaşar KemalKemal TahirMetin TokerCüneyt ArcayürekFakir BaykurtYılmaz Güney, Necip Fazıl Kısakürek gibi yazar ve sanatçılar ile Bülent EcevitYavuz ÖbekciSelim Sadak, Hatip DicleOrhan DoğanMahmut AlınakSırrı SakıkLeyla Zana ve Muhsin Yazıcıoğlu gibi siyasetçilerden oluşan çok sayıda ünlü tutuklu ve mahkûm kaldı.

Müze gezisi, kadın ve erkek mahkûmların karşılaşmaması için ayrı ayrı kapılardan içeri alındığı “Kapıaltı”ndan başlıyor. Kayıt işlemi tamamlanıp da içeri girince gittiğiniz yolun adını gazeteciler, siyasi nedenler ile kendilerini kodese tıkan kişiye atfen “Adnan Menderes Bulvarı” koymuşlar.

20 Ulucanlar cezaevi müzesi 5 20 Ulucanlar cezaevi müzesi 6 Adnan Menderes Bulvarı

(Soldan sağa) Kapı altı, Adnan Menderes Bulvarı.

Üst katından Ankara manzarası görüldüğü ve biraz daha konforlu olduğu için “Hilton” olarak adlandırılan 9 ve 10 uncu koğuşlar ziyaret edilebiliyor. Adını, kader arkadaşı Cüneyt Arcayürek hapise atıldığı gün İstanbul Hilton Oteli açıldığı için Metin Toker koymuş. Adına bakıp da içerisinin çok lüks olduğu sanmayın. Sadece, demir parmaklıklardan dışarı baktığınızda, uzakta, Ankara manzarasını görebiliyorsunuz. Bu koğuşlarda çoğunlukla gazeteci, yazar ve şairler kalmış.

20 Ulucanlar cezaevi müzesi 7 Hilton 1 20 Ulucanlar cezaevi müzesi 7 Hilton 2 20 Ulucanlar cezaevi müzesi 7 Hilton 3

Hilton’un yanındaki kapıdan “müteferrika” denilen tek kişilik tecrit hücrelerine geçiliyor. Hapishaneye girenlere burada bir intizam veriliyor. Buradaki balmumu heykeller ve fondaki mahkûm sesleri çok etkileyici.

20 Ulucanlar cezaevi müzesi 8 Tecrit 1 20 Ulucanlar cezaevi müzesi 8 Tecrit 2

Tecritten sonra, iki tarafı yüksek duvarlı bir cadde boyunca dizilmiş koğuşlar bölgesine geliniyor. Her bir koğuş, yüksek duvarlarla çevrili bir avlunun ardında bulunuyor. Koğuşların açıldığı avlunun duvarları cezaevinde kalan ünlü mahkûmların fotoğraflarıyla donatılmış. O zamanlar ağır suçluların kaldıkları 6 ncı koğuş, bazı mahkûmların ailelerinden temin edilen özel eşyalar ile sergi salonu olarak düzenlenmiş.

20 Ulucanlar cezaevi müzesi 9 koğuş 1 20 Ulucanlar cezaevi müzesi 9 koğuş 2 20 Ulucanlar cezaevi müzesi 9 koğuş 3

20 Ulucanlar cezaevi müzesi 9 koğuş 4 20 Ulucanlar cezaevi müzesi 9 koğuş 5 20 Ulucanlar cezaevi müzesi 9 koğuş 6

20 Ulucanlar cezaevi müzesi 9 koğuş 7 20 Ulucanlar cezaevi müzesi 9 koğuş 8

(Soldan sağa) Bir koğuş bölümüne ana giriş, mahkûmların havalandırılmaya çıkarıldığı avlu, koğuşun kapısı, yemek masasının solunda mutfak ve sağında koğuş, mutfak, tuvaletler, koğuş ve mahkûmların hapishane hatıralarından oluşan küçük bir müze.

“Disiplin hücresi” denilen zindanlar, ders verilmek istenilen mahkûmların kapatıldığı tek kişilik hücrelerdir.

20 Ulucanlar cezaevi müzesi 10 zindan 2 20 Ulucanlar cezaevi müzesi 10 zindan 3

Hapishanenin, belki de tek düzgün yeri hamamıdır. Ziyaretçilerin, yakınlarıyla uzaktan uzağa görüşmeye çalıştıkları hücrelerin de içeriden pek farkı yoktur.

20 Ulucanlar cezaevi müzesi 11 hamam 20 Ulucanlar cezaevi müzesi 12 görüşme

Tarihi idamların gerçekleştirildiği avluya temsili olarak kurulan darağacı, idamın kaldırılışını vurgulamak üzere bir demir parmaklık içine alınmış. Parmaklığın üzerine, Türkiye’de idamın 2004 yılında kaldırıldığını belirten bir levha konmuş. Bir başka levhada da 1926’dan 1982’ye kadar Ulucanlar’da idam edilen 19 kişinin isimleri ve idam tarihleri yazılmış. Bunların arasında, 1964 yılındaki darbe kalkışmasının önderleri Talat Aydemir ve Fethi Gürcan var. 68 kuşağının önde gelen isimlerinden Deniz GezmişYusuf Aslan ve Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972 tarihinde, cezaevi avlusundaki kavak ağacının altında idam edildi. 1980 ihtilalinin ilk infazları da 8 Ekim gecesinde, sol görüşlü Necdet Adalı ile sağ görüşlü Mustafa Pehlivanoğlu‘nun idam edilmesiyle bu cezaevinde gerçekleşti. 13 Aralık 1980’de ise 18 yaşından küçük Erdal Eren‘e verilen idam cezası yine burada infaz edildi.

20 Ulucanlar cezaevi müzesi 13 darağacı 1 20 Ulucanlar cezaevi müzesi 13 darağacı 2

29 Eylül 1999’da başlatılan Hayata Dönüş Operasyonu sırasında cezaevinde 10 kişi öldü ve yüze yakın kişi de yaralandı.

Ulucanlar Cezaevi sanat etkinliklerine de konu oldu. Uçurtmayı Vurmasınlar filmi 1989 yılında bu cezaevinde çekildi ve Yılmaz Güney‘in Duvar filminin esin kaynağı oldu.

Cezaevinin matbaa binası ise Altındağ Belediyesi ile birlikte Ankara Kulübü Derneği ve Ankaralılar Vakfı’nın katkılarıyla Kent Müzesi olarak hazırlanmaktadır.

A. Vedat Oygür
Dr. Jeoloji Müh.
Ankara, İlk yayım: 10/05/2016; Düzeltme: 09/07/2017

İleri okuma için öneriler:

  • Şeyh Taceddin Velî, Abdülkerim Erdoğan; Ankara Büyükşehir Belediyesi, Kültür Yayınları, 2015.
  • Ankara Gezi Rehberi, Ernest Mamboury; İçişleri Bakanlığı ve Ankara Valiliği tarafından 1934 yılında basılan “Ankara Guide Touristique) kitabının tıpkı basımı, Ankara Üniv. Yayınları No 412, 2014.
  • Ankara Şehrengizi, Timur Özkan; Alter Yayınları, 2014.
  • Tarihten Bugüne Ankara’nın Camileri, Turhan Demirbaş; Gezgin Gözüyle Ankara, Timur Özkan (ed.), Alter Yayıncılık, 2013.
  • Ulucanlar Müzesi, Nesrin Armağan; ; Gezgin Gözüyle Ankara, Timur Özkan (ed.), Alter Yayıncılık, 2013.
  • Antik Ankara; Haluk Sargın, Arkadaş Yayınları, 2012.
  • Osmanlıda Ankara, Abdülkerim Erdoğan; Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ankara Tarihi ve Kültürü Dizisi 2, 2007: http://www.ankararehberi.com/Ankara-PDF/Osmanli.pdf
  • Küçük Asya’nın Bin Yüzü: Ankara; Suavi Aydın ve diğ., Dost Kitabevi Yayınları, 2005.
  • Unutulan Şehir Ankara, Abdülkerim Erdoğan; Akçağ Yayınları, 2004.
  • Ankara’nın tarihi semt isimleri ve öyküleri, Şeref Erdoğdu; Kültür Bakanlığı Yayınları, No 2292, 2002.
  • Burası Ankara, Nejat Akgün; Ankara Kulübü Yayınları, 1996.
  • Ankara Cenabî Ahmet Paşa Camii, Seyfi Başkan; Kültür Bakanlığı Yayınları, No 1407, 1992.
  • Ankara’da Türk Devri Yapıları, Gönül Öney; Ankara Üniv. Dil Tarih ve Coğrafya Fak. Yayınları, No: 209, 1971.
  • Ankara Abidelerinden: Karacabey Mamuresi, İbrahim Hakkı Konyalı; İstanbul Nümune Matbaası, 1943.

“Ankaramızı Tanıyalım” dizisinin önceki makaleleri:

1- Ankara’nın Tarihi

2- Ankara’nın Akropolisi: Hacı Bayram Tepesi

3- Ankara’nın Kalesi: Hisar

4- Atpazarı ve Koyunpazarı

5- Samanpazarı

Yazarın farklı konulardaki diğer blogları:

1- Sürdürülebilir Madencilik
2- Bitmeyen Yolculuk
Reklamlar

ANKARAMIZI TANIYALIM-6” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s