ANKARAMIZI TANIYALIM – 7

OSMANLI’NIN İZLERİNDEN ULUS

Fatih Sultan Mehmed Han zamanından itibaren Ankara bir ticaret şehri ve “Hisarönü Hanlar Bölgesi” de ticari hayatı yönlendiren bir merkez olmuştur. Hisar ve çevresindeki bedesten ve hanları kapsayan “Yukarı Yüz”ün aşağısındaki, kentin ikincil ticari merkezi konumundaki Ulus, Bent Deresi, Yeğenbey ve Kağnı Pazarı (Nümune Hastanesinin karşısındaki meydan, Eskiciler Pazarı) kısmına “Aşağı Yüz” denmiştir.

Selçuklu döneminde, Kale kapısının dışında fakat kaleye gelen yolun üzerindeki bir meydan çevresinde ticaretin yoğunlaştığı pazarlar (Atpazarı, Koyunpazarı, vb) ve hanlar görülür. Osmanlı devrinde, XIV ve XV inci yüzyıldan itibaren, kent biraz daha doğuya ve batıya doğru büyüyerek buralarda çarşılar (Uzunçarşı, Tahtakale çarşısı, Karaoğlan çarşısı, Balıkpazarı, vb) gelişmiştir. Bu ikinci merkez, Cumhuriyet’e kadar kentin merkezi olmuştur.

Bugünkü Ulus bölgesi, Osmanlı döneminde, Karaoğlan Çarşısı olarak uzunca bir süre yaşamını sürdürmüş ve Cumhuriyet ile birlikte Ulus adını almıştır. Ankara’ya 1892 yılında demiryolunun gelişiyle çarşıdaki dükkân ve mağaza sayısı daha da artar. Ankara Sultanisi (Taş Mektep) (1887), Gureba Hastanesi (1891), Hamidiye Sanayi Mektebi (1907), Posta Binası, Osmanlı Bankası (1893) gibi yapıların inşası XIX uncu yüzyıl sonundaki bu gelişmenin sonucudur.

Osmanlıda Ulus harita

1- Hükümet Meydanı, 2- Valilik, 3- Karaoğlan Caddesi ve Çarşısı, 4- Taşhan, 5- İttihat ve Terakki Kulübü, 6- Dar-ül Muallimin, 7- Millet Bahçesi, 8- Hamidiye Sanayi Mektebi, 9- Kızılbey Külliyesi, 10- Zincirli Cami, 11- Tahtakale Çarşısı, 12- Sulu Han (Hasan Paşa Hanı), 13- İbadullah Cami, 14- Hallac Mahmud Mescidi ve Türbesi, 15- Uzun Çarşı, 16- Balık Pazarı, 17- Hergele Meydanı, 18- Melike Hatun Türbesi, 19- Eyne Bey Hamamı, 20- Karyağdı Hatun Türbesi.

Ankara’nın 1917’de yaşadığı Büyük Yangın bir anlamda Osmanlı Ankara’sının sonu olmuştur. Üç gün üç gece süren ve o dönemde kentin merkezi olan Hisaraltı, Hisarönü Mahallesi, Çıkrıkçılar Yokuşu, Mahmutpaşa Bedesteni, Saraçlar Çarşısı ve Atpazarı’nı tamamıyla yok eden yangın ancak yanacak bir şey kalmayınca kendiliğinden söner. Yangında 1900 kadar ev, bine yakın dükkân, altı fırın, dört han, on mağaza, altı mektep, iki cami, altı mescit, yedi kilise, üç hastane, iki hapishane ve bir karakol yok olur. Bu semtte, yangından önce görkemli konaklarda oturan ve buradaki işyerlerinde ticaret yapan zengin Rum, Ermeni ve Yahudi esnafının Ankara’yı terk etmesiyle kentin belki de iki bin yılda oluşan rengi kaybolmuştur.

Hükümet Meydanı

1a Ankara vilayet meydanı

Bugünkü Valilik binasının bulunduğu yerdir. Ankara Sancağının mülki yöneticisi (mutasarrıf), XIX uncu yüzyılın ilk çeyreğine kadar kiralık olarak tutulan büyükçe bir konakta ailesiyle birlikte oturmakta ve valilik görevlileriyle birlikte bu binanın birinci katında görev yapmaktaydı. Ekim sonları 1819 tarihli bir sicilde, Ankara ve Çankırı mutasarrıfı Vezir Seyyid Mehmed Galip Paşa’nın, Tûlice Mahallesindeki (Karaoğlan Çarşısının doğu ucu) böyle bir sarayda oturduğu kayıtlıdır. 15 Ocak 1824 tarihinde, yine aynı mahallede oturan Ümmühan Hanım’dan Hacı Abdi Paşa Konağı adıyla bilinen yapı satın alınarak sürekli bir vilayet binası hizmete sokulmuştur. Binbaşı von Vincke’nin 1838 tarihli haritasında, bu Paşa Sarayı bugünkü Valilik Binası yerinde gösterilmiştir. Bu yapı, Vali Abidin Paşa tarafından 1897 yılında yıkılarak ve genişletilerek günümüzdeki bina inşa edilmiştir. O tarihte, bu binanın kuzeybatısında bir telgrafhane binası (Ankara Posta Binası) bulunmakta ve sokağın adı hâlâ Telgraf Sokağı’dır. Ankara’ya telgraf, İstanbul’dan Basra’ya çekilen hat sayesinde 1860 yılında ulaşmıştır. Ankara 1901 yılında vilayet merkezi olunca meydan çevresine Emlak Dairesi, Evkaf Kalemi, Defter-i Hakani[1], Belediye Meclisi gibi ahşap binalar yapılır. Valilik binasının güneyinde ve meydanın doğusunda eski Maliye Bakanlığı binasının yerinde Polis Müdürlüğü binası vardır.

[1] Defter-i Hakani (Tahrir Defterleri): Vergi ödeyecek nüfusun doğru ve sistematik bir biçimde saptanmasına olanak veren nüfus ve arazi kayıtları olup Tapu Kadastro Dairesi anlamına gelmektedir. Burada, vergi ödeyen hanelerin (Avarız Hanesi) dökümü bulunur. Yöneticisine “Defter Nazırı” denir.

1b Vilayet 0 1b Vilayet 1 1c Vilayet 2

(Soldan sağa) Vilayet binası cepheden, yandan ve bina ana kapısı

Osmanlı devrinde Belkıs Mahallesi olarak geçen Taşhan’ın arkasındaki Hükümet Meydanı’nda, Şeyhülislam Ankaravî Mehmed Emin Efendi külliyesine ait Hasan Paşa Hamamı bulunur. 1924 şehir haritasında görülen, hem erkek hem de kadınlar için çifte hamam binası meydan düzenlenirken yıkılır. Meydanın batı kısmında, Cumhuriyet’in başlarında Başbakanlık binası olan yerde de İğneci Belkıs Mescidi vardır. Bu yapı da meydan düzenlemesi sırasında yıkılır. Bu meydanın imarı sırasında yıkılan bir başka hamam da Ulucanlar Caddesi üzerindeki Cenabî Ahmed Paşa Külliyesi’nin hamamıdır.

Karaoğlan Çarşısı

Ulus Meydanı’nda bulunan Taşhan’dan Hükümet Caddesi’ne kadar uzanan Karaoğlan Caddesi (günümüzde Anafartalar Caddesi) ile sağında kalan birkaç sokağın bulunduğu bölgedeki çarşıdır. Taşhan’dan sonra Şakir Bey’e ait bir han ve Kayseri Hanı gelirdi. Karşıda Dar-ül Muallimin Mektebi’nin (şimdi Ulus İş Hanı) ön kısmında sıra dükkanlar ile han, otel, mağaza, pastane gibi önemli işyerleri bulunmaktaydı. Ankara’nın ilk sinemalarından Yeni Sinema da bu çarşıdaydı. Buradaki hanların alt katlarında bulunan kahvehaneler, Milli Mücadele yıllarının önemli buluşma yerleri olmuştur. Karaoğlan Caddesi ile Hacı Bayram’dan gelen Hükümet Caddesinin kesiştiği köşede, Zincirli Caminin üzerinde Kuyulu Cami var idi. Caminin hemen yanında da Kuyulu Kahve ve karşısında da Merkez Kıraathanesi bulunmaktaydı. Kuyulu Kahvenin yanından Hükümet Meydanı’na doğru inen sokağın adı da İncirli Kuyu’dur (günümüzde Mahmut Atalay Sokak).

2 Karaoğlan Çarşısı

Bugünkü Karaoğlan Çarşısı (Anafartalar Caddesi başlangıcı); solda Taşhan yerine yapılan Sümerbank ve sağda Dar-ül Muallimin yerine yapılan Ulus İş Hanı

Ulus bölgesinde bulunan Osmanlı Ankarası’nın önemli binaları günümüzde yoktur. Taşhan’ın tam karşısında, bugünkü Ulus İş Hanı yerinde bulunan Dar-ül Muallimin Mektebi (Erkek Öğretmen Okulu) 1899-1900 yılında inşası başlamış ve 1907 yılında eğitime açılmıştır. Yapının, Karaoğlan Çarşısı’na bakan yanında bulunan “antik duvar” olasılıkla eskiden burada bulunan Bizans Sarayı’na ait olmalıdır. Kurtuluş Savaşı döneminde, Meclis’in açılışına gelen mebuslar bu binada yerlere serilmiş yataklarda misafir edilirler. Bu bina, Cumhuriyet döneminde önce Milli Savunma Bakanlığı ve peşinden Milli Eğitim Bakanlığı olur; 1950 yılındaki yangında da yanıp kül olur.

Öğretmen Okulu’nun karşısında ve Mekteb-i Sanayi Caddesi’nin (bugünkü Atatürk Bulvarı) öbür tarafında çalışkan ve becerikli Ankara Valisi (1886-1893) Abidin Paşa tarafından 1886 yılında kurulmuş olan Millet Bahçesi bulunur. Etrafındaki yüksek ağaçların ortasında fıskıyeli bir havuz ve aşağı, İstasyon’a doğru bir tiyatro binası bulunur. Sonradan Şehir Çarşısı adını alan bu bölge, 70’li yılların başına kadar yaşamıştır. Abidin Paşa, o dönemde, Ankara’nın çarşılarının bulunduğu kesime elli bin ağaç fidanı da dikmiştir.

Atatürk Bulvarı’ndan ileri doğru, Milet Bahçesi’ni geçince bugünkü Merkez Bankası ile Ziraat Bankası arasında, ağaçlıklı bir bahçe içindeki üç katlı gösterişli bir konakta Düyunu Umumîye (o günlerde halk tarafından Tuz Nazırlığı denilen) binası bulunur.

Düyunu Umumîye binasının yanında, günümüzdeki Ziraat Bankası yerinde cami, medrese ve türbeden oluşan Kızılbey külliyesi vardı. Anadolu Selçuklu’larının taht kavgası sonucunda yenilen Alaeddin Keykubat 1210 yılında Ankara Kalesi’ne sığınır ve kardeşi Sultan İzzeddin Keykavus, onu yok etmek üzere kenti kuşatır. Ankara halkı, Keykubat’ı teslim etmez. Bu devirde Ankara bölgesinde söz sahibi olan Bayındır Aşireti beyi Seyfeddin Kızıl Bey, Ankara’yı korumak amacıyla iki kardeş arasında arabuluculuk yaparak 1212-13 yılında iki kardeşi barıştırır ve Anadolu’da hüküm süren kargaşaya son verir. Keykavus’un ölümünden sonra, 1231’de Selçuklu tahtına çıkan I. Alaeddin Keykubat, Kızıl Bey’i unutmayarak Ankara Valisi yapar. Kızıl Bey, daha sonra kendi adıyla anılan bu mahalleye bir külliye yaptırır. Bugün Etnoğrafya Müzesi’nde bulunan ahşap minberindeki yazıta göre, cami 1299 yılında, III.  Alaeddin Keykubat döneminde Germiyanoğlu Yakub Bey tarafından onarılmıştır. Külliye arazisi Vakıflar tarafından Ziraat Bankası’na satılır ve yıkılan cami ile türbe üzerine yapılacak inşaatta işçinin çalışmak istememesi üzerine banka biraz yukarı, Düyunu Umumîye binasına doğru kaydırılarak 1926-29 yıllarında inşa edilir.

Taşhan

Taşhan, Ulus Meydanında, zamanın Hükümet Meydanı’nda bugünkü Sümerbank’ın yerinde bulunmaktaydı. Ankara Valisi Abidin Paşa’nın mektupçusu İsmail Bey tarafından 1888 yılında yaptırılmıştır. Taşhan, Ankara’ya gelenlerin hayvanlarıyla konakladığı 100 odalı bir handır. Taşhan’ın içerisinde, demiryolu ile birlikte Hotel d’Angora (Ankara Oteli) adıyla bir otel de açılmıştır. Kurtuluş Savaşı yıllarında cepheden gelen yaralıların barındığı hastane olmuştur. Karaoğlan Çarşısı’nın başlangıcı olan ve zamanla önündeki meydana adını vermiş olan Taşhan, 1936 yılında yıkılmış ve yerine Sümerbank binası yapılmıştır.

İttihat ve Terakki Kulübü

3a ittihat Terakki TBMM-I 15-11-2014

Bir yandan Taşhan’ın diğer yandan Millet Bahçesi’nin karşısında olacak biçimde, İstasyon Caddesi (bugünkü Cumhuriyet Caddesi) başında İttihat ve Terakki Partisi’nin Ankara’daki kulüp binası 1915-16 yılında Enver Paşa’nın talebi üzerine inşa edilmiştir. Kurtuluş Savaşı döneminde Birinci Meclis olarak kullanılmış olup bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi binasıdır.

Hamidiye Sanayi Mektebi

4a Sanat Mektebi 1 4b Sanat Mektebi 2

II. Abdülhamid tarafından uygulamaya konulan eğitimdeki yenileşme hareketi doğrultusunda 1891 yılında yeni usul eğitim yapacak olan Medrese-i Hamidiye (bugünkü Atatürk Bulvarı üzerinde, Ulus Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi) inşa edilir. Nitelikli bir eğitim veren okul, 1896-97’de Ankara İdadîsi adını alır. 1907 yılında, Ankara Valisi Dr. Reşid Bey tarafından Hamidiye Sanayi Mektebi’ne dönüştürülür ve günümüze kadar bir meslek okulu olarak eğitim verir. Okulun arka cephesi boyunca Atatürk Bulvarı’na paralel giden caddenin adı da okuldan dolayı Sanayi Caddesi’dir.

II. Abdülhamid’in eğitime verdiği önem kapsamında, Dar-ül Muallimin, Ankara Sultanisi ve Sanayi Mektebi’nden başka 1889’da, Keçiören bağlarına gelmeden Kalaba Köyü girişinde bir örnek çiftlik kurulmuş ve bir çoban mektebi de açılmıştır. 1907 yılında, yine Kalaba Köyü’nde bir de Ziraat Mektebi açılmıştır. Bu bina, günümüzde, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü olarak halen hizmet vermektedir.

Tahtakale (Taht’el-Kale) Çarşısı

XVI ve XVII nci yüzyıllarda Ankara’nın “Aşağı Yüz”ünde yer alan, kale altı veya kale dibi anlamına gelen Tahtakale Çarşısı, günümüzde de aynı adla anılan Doğanbey Mahallesi ile çevrelenmiş han, hamam, cami, mescid gibi anıtsal yapılarla belirlenen şehrin ikinci bir merkezi durumunda olan çarşı niteliğindedir. Çarşı, Hacı Bayram Caddesi ile Karaoğlan Caddesinin kesiştiği Karaoğlan Meydanı’ndan bugünkü sebze haline doğru devam eden ve Sulu Han’a ulaşan caddenin iki tarafındaki dükkânlardan oluşuyordu. Haseki Camisi, Fanfani Camisi ve Tahtakale Hamamı çeşit çeşit esnaf dükkanlarının bulunduğu çarşının belirleyici ögeleriydi. Haseki Camisi, bugünkü Posta Caddesi’nde Ulus Sebze Hali’nin yanındaydı. Eski Ankara fotoğraflarında, tuğla minareli ve kubbeli bir yapı olduğu görülmektedir. Haseki Hürrem Sultan tarafından yaptırıldığı, 1551-52 yılına ait vakfiyesindeki kayıtlarda bulunmaktadır. Sulu Han girişinin tam karşısında Toygarzade Seyyid Mehmed Efendi’nin 1816 yılında yaptırdığı daha küçük boyutlu Tahtakale Hanı bulunurdu. Tahtakale Hamamı, hem erkek hem de kadın kısmı bulunan “çifte hamam” sınıfından olup 1461-62 yılında Fatih Sultan Mehmed’in Anadolu Beylerbeyi ve Şengül Hamamı’nı da yaptırmış olan İshak Paşa tarafından yaptırılmıştır. Karaoğlan Çarşısına açılan Keçeciler sokakta, Sulu Han’ı vakfeden Hasan Paşa’nın 1511-12 yılına ait aynı vakfiyesinde kayıtlı bir hamam daha vardır. Haseki Cami bitişiğinde, Abdülkerimzade Eşref Elkuddat Hacı Mehmet Emin Efendi tarafından 1728-29 yılında bir dershaneli ve sekiz odalı Eminiye Medresesi kurulmuştur. Keresteciler ve hırdavatçılar da bu çarşıdaydı. Tahtakale Çarşısı ve çevresindeki yapılar, Sulu Han dışında, 1929 yangınında yok olmuştur.

1792 tarihli bir şer’i sicilde, Sulu Han’ın batısında bir “attar çarşısı” bulunduğu ve bu çevreye kalaycıların da yerleştiği belirtilmektedir.

Şeyhülislam Ankaravî Mehmed Emin Efendi Külliyesi

Ankaravî Mehmed Emin Efendi (Ankara 1618-İstanbul 1687), Müderrisîn-i Kiram (Yüksek Müderrisler) sınıfına yükselerek önce İstanbul Kadısı (1663), Anadolu Kadıaskeri (Kazasker) (1672), Rumeli Kadıaskeri (1673) ve nihayet Şeyhülislam (1685) olmuştur. Şeyhülislamlığı döneminde Ankara’nın imarı ve ihtiyaçları ile ilgilenmiş; cami, mescid, medrese, darü’l-kurra[1], mektep ve 20 adet çeşme yaptırıp Şengül Hamamı, Hasan Paşa Hamamı ve Suluhan’ı (Hasan Paşa Hanı) satın alarak imar ettiği ve gelirlerini hayratına vakfettiği şer’i sicillerde geçmektedir. Külliyeden günümüze Ulus’ta yer alan Zincirli Cami, Şengül Hamamı ve Suluhan gelmiştir.

[1] Darü’l-kurra, cami ve mescit gibi yerlerin hemen yanında yapılan tek kubbeli ve iki göz revaklı Kur’an okuma yeri ve okuma yöntemlerini (tecvid) öğreten medrese bölümüdür.

Zincirli (Kazasker) Camii

5a Zincirli Camii (1685) 5b

Zincirli Caminin yapım yazıtı ve vakfiyesi yoktur. Ancak Şeyhülislam Ankaravî Mehmed Emin Efendi tarafından yaptırıldığına dair belgeler vardır. Buna göre, caminin XVII nci yüzyılın sonlarında yapıldığı kabul edilir. Caminin yanındaki ahşap medrese 1910 yılından sonra yıkılmıştır. Zincirli Cami, boyuna dikdörtgen planlı, çatılı bir yapıdır. Minaresi kuzey batı köşededir. Temeli kesme taş, duvarları kerpiç olup dört sıra ahşap hatılla desteklenmiştir. Duvarların dışı son onarımda tuğla ile kaplanmıştır. Sonradan kapatılan son cemaat yeri öne üç, iki yana birer sivri kemerle açılmaktadır. Kemerleri taşıyan ayaklar, kesme taşla örülmüştür. Alttaki pencerelerin çevresini ve mahfel tavanındaki dikdörtgen panonun da çevresini dolaşan pervazda şerit halinde karanfil, narçiçeği ve yaprak motifleri tekrarlanmıştır.

Sulu Han (Hasan Paşa Hanı)

Hasan Paşa, Sultan II. Bayezid devrinde 1503-4 yılında Anadolu ve 1505-6 yılında Rumeli Beylerbeyi olmuş ve Yavuz Sultan Selim devrinde Rumeli Beylerbeyi iken 1514 yılında Çaldıran Savaşı’nda şehit düşmüştür. Ankara’da yaptırdığı 63 odalı hanı ve hana bitişik on beş dükkânı, Akşehir’deki imaretine gelir getirmek üzere vakfettiği 1508 tarihli vakfiyesinin 1511 tarihli ekinde yazılıdır. Şu halde han, bu tarihler arasında inşa edilmiş olmalıdır. 1676 yılına ait şer’i sicil kayıtlarından Hasan Paşa hanı ile hamamının, Rumeli Kazaskeri Ankaravî Mehmed Emin Efendi tarafından satın alınıp onarılarak Ankara’da yaptırdığı hayratına vakfettiğini öğreniyoruz. Bu onarım sırasında han genişletilerek 102 odaya sahip olmuştur. Altı ahır olan hanın ikinci kısmının üst katı da, muhtemelen bu sırada eklenmiş olmalıdır. Hasan Paşa Hanı, 1688 yılına ait bir sicilden itibaren Sulu Han olarak anılmaya başlanmıştır. Osmanlı devrinde kahve ve iplik ticareti yapılan Sulu Han, 1929 yılındaki Balıkpazarı yangınından sonra hızla tahrip olmaya başlamış bir harabe haline gelmiştir. Sulu Han, 1984 yılında tamamlanan onarım sonrasında yeniden yapılarak inşa edilmiştir.

Hanın inşa edildiği devirde Ankara, Anadolu’yu kat eden üç önemli kervan yolunun (Bursa-Tebriz İpek Yolu, İstanbul-Halep-Şam Yolu ve İstanbul-Bursa-Antalya-İskenderun Deniz Yolu) kavşağıdır. Sulu Han, bu yollardan gelen kervanların, Ankara’nın 1607 yılında yapılan dış surundaki kapılardan kente girerek Bedestene ve Atpazarına, yani ticaret merkezine ulaştıkları kent içi ulaşım yollarının kesiştiği bir eksen üzerindedir.

6b Sulu Han Köşk mescidi 6c 6d

(Soldan sağa)Sulu Han iç avlunun ortasında köşk mescidi, avlunun içinden ikinci kata çıkan merdiven ve yan duvar

Sulu Han iki katlı, iki avlulu kagir bir şehir hanıdır. Çatısı alaturka kiremit taklidi malzemeyle kaplanmıştır. Hanın kuzeye açılan taç kapısı, Posta Caddesinin altında kalmıştır. Taç kapı geniş bir eyvan şeklindedir. Eyvanın iki yanındaki ikişer yan eyvandan sonraki basık kemerli bir kapı ile hana girilir. Odalar beşik tonozla örtülüdür. Odalarda bir pencere, bir niş ve bir baca vardır. Avlunun ortasındaki kare planlı köşk mescid, köşelerde dört adet kare ayağa ahşap döşeme vasıtası ile oturmaktadır.

İbadullah Camii

7a ibadullah cami 014 7b 7c

Yazıtı olmayan cami, vakıf kayıtlarına göre, XV-XVI ncı yüzyılda yaşayan Hoca İbadullah tarafından yaptırılmıştır. Zamanla harap olan caminin Hoca Kasım oğlu Hacı Yusuf Ağa tarafından yeniden yaptırıldığı, Temmuz 1738 tarihli vakfiyesinden anlaşılmaktadır. Ulus’ta, Suluhan’ın batısında bulunan cami, kerpiç ve taş duvarlı çatılı bir yapıdır. Son cemaat yeri, minaresi ve alçı mihrabı ile tipik bir Ankara camisidir. Boyuna dikdörtgen planlı caminin duvarları, temelde kesme taş, üstü ahşap hatıllı kerpiç örgüdür. Çeşitli onarımlarda kerpiç örgü tuğla ile değiştirilmiştir. Kuzeydeki iki yanı kapalı son cemaat yerinin ortada dar, iki yanda geniş kemerleri iki yanda duvar, ortada kare iki sütuna oturmaktadır. Kemerlerin arası sonradan kapatılmıştır. Soldaki sütun, Bizans devrinden yazıtlı bir mezar anıtı olup, üst kısmında kabartma olarak yapılmış erkek figürü vardır. Tuğla gövdeli minarenin kaidesi, son cemaat yerinde doğu duvarının içinde yükselmektedir. Minarenin üst kısımlarında yeşil renkli, sırlı tuğlalı üç sıra kuşak olup, şerefe altı kirpi saçaklıdır. Çatısı alafranga kiremitle kaplıdır. Harimin ahşap tavanının kenarları aşı boyalı kalem işleriyle süslü pervazla çevrilidir. Çıtalarla karelere bölünen mahfel tavanında, içi geometrik motiflerle doldurulmuş altıgen bir göbek vardır. Alçı mihrabı tavana kadar yükselir.

Eskiden doğu tarafında Yusufiye Medresesi bulunmaktaydı.

Hallac Mahmud (Er Sultan) Mescidi ve Türbesi

Karaoğlan ve Tahtakale çarşıları arasında bulunan Hallac Mahmud mescidi ve türbesi, 1530 tarihli tahrir defterinde yer aldığından XV-XVI ncı yüzyılda yaptırılmış olmalıdır. 1522 tarihli tapu tahririnde aynı isimle bir mahalle olduğu da kayıtlıdır. Avram Galanti, mescidin yazıtında, 1496-97 yılında bina edildiğini yazar. Mescidin yazıtından 1545 yılında Ali oğlu Abdullah tarafından onarıldığını öğreniyoruz. Yapıda bildiğimiz diğer bir onarım 1905 yılında Hacı Hakkı tarafından yaptırılmıştır. 1950-1955 arasında Vakıflar Genel Müdürlüğünce gerçekleştirilen onarımda, kubbesi kurşun kaplanmış, iç mekânı kalem işleriyle süslenmiştir.

Hallac Mahmud, Ankara doğumlu olup Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde, 1660 yılında Ankara’ya geldiğinde gördüğü rüya üzerine Er Sultan türbesini arayarak bulduğunu yazar. Evliya Çelebi’ye göre, Hallac Mahmud, Hacı Bayram-ı Veli’nin hocasıdır. Ancak Hacı Bayram’ın yaşadığı tarih (1352-1430) ve mescidin kayıtları dikkate alındığında bunun olası olmayacağı anlaşılmaktadır.

8a Hallac Mansur 8b 8c

Hallac Mahmud Mescidi kare planlı, kubbeli bir yapıdır. Duvarları sıralı moloz taş örgüdür. Kuzey cephede alt kısımlarda iri blok taşlar kullanılmıştır. Tamamen yenilenmiş bir şehir dokusu içinde kalan mescidin üç tarafı /eklentilerle kapatılmıştır. Mescidi genişletmek için yapılan bu eklentinin güneyine, yeni mihrap ve minber yapılmıştır. Mihrabın üst kısmındaki çiniler sonradan yerleştirilmiştir. Minberi yoktur.

Uzun Çarşı

Uzun Çarşı-Ulus 1 Uzun Çarşı-Ulus 2

(Soldan sağa)Sulu Han’ın yanında Uzun Çarşı’nın başlangıcı ve Çıkrıkçılar Yokuşu tarafına çıkan merdivenler

Günümüzdeki Çıkrıkçılar Yokuşu doğrultusunda yer alan bu çarşı Sulu Han’dan (Hasan Paşa Hanı) başlayarak Bedesten’e kadar uzanmaktaydı ve etrafında her çeşit esnaf dükkânı bulunmaktaydı. Uzun Çarşı’nın, Çıkrıkçılar Yokuşu başlangıcında St. Klemens Kilisesi ile Von Vincke’nin 1839 tarihli Ankara Haritası’nda görülen ancak adı saptanamayan bir kilise yer almaktadır. Biri Rum diğeri Ermeni Kilisesi olan bu yapılar, Uzun Çarşı’nın önemli elemanları idi. Her çeşit esnafın dükkânları burada bulunduğu gibi, şehir esnafının özel çarşıları da Uzun Çarşı’ya açılıyordu. Sicillerde geçen adlardan da anlaşılacağı gibi, Ankara’da da diğer Osmanlı- Türk şehirlerinde olduğu gibi, her esnaf ayrı bir çarşı ya da sokakta yer almaktaydı. Günümüze Uzun Çarşı’dan, Çıkrıkçılar ve Saraçlar adlarıyla bilinen, geleneksel diyebileceğimiz bir kısım sanat ve ticaretin hala süregeldiği sokaklar kalmıştır.

Balıkpazarı

1900’lü yılların Ankara’sında, Anafartalar Caddesi ile Hisar Parkı Caddesi’nin kesiştiği köşedeki eski Belediye Başkanlık Binası’ndan Çıkrıkçılar Yokuşuna kadar olan yer Balık Pazarı adıyla anılmaktadır. Balıkpazarı’nın Çıkrıkçılar Yokuşuna yakın bir yerinde, 19 uncu yüzyılda Ankaralı zengin bir Ermeni yurttaşın Kocamanoğlu Tiyatro binasını yaptırdığı bilinmektedir. İlk Türk aktörü Ahmet Fehim Efendi, bu tiyatroya kumpanya getirerek temsiller vermiştir.

Hergele (Hergelen) Meydanı (Osmanlı döneminde Sultan Meydanı, Abdil Yeri)

Hergele Meydanı

Ankara’nın en eski meydanlarından olup Gazi Lisesi’nin dolaylarıdır. Sultan Meydanı’nda Melike Hatun ve Eyne (İne) Bey’in yaptırdığı vakıf eserleri, şehrin batısındaki düzlüğe doğru genişlemesini sağlamıştır. Ankara’ya ilk gelen kişiler bu meydana indiğinden Hergelen Meydanı da denmektedir.

Ankara folkloru üzerinde araştırmaları bulunan Şeref Erdoğdu’nun anlatısına göre, Ankara’da büyük baş hayvan sürülerine hergele denirmiş. Osmanlı döneminde, kent daha bu düzlüğe kadar genişlememiş iken Ankara’lı ineklerini buraya indirir ve çobana teslim edermiş, çevredeki otlaklarda yayıldıktan sonra da akşam burada teslim alırmış. Bu yüzden meydana Hergele Meydanı denmiş.

Öte yandan, Gazi Lisesi’nin yerinde, XX nci yüzyıla kadar gelen bir konak vardır. Bu konakta, Osmanlı Sultanı I. (Çelebi) Mehmed’in (1413-1421) damadı ve II. Murad’ın (1421-1446) eniştesi, aynı zamanda Anadolu Beylerbeyi Abdullah oğlu Celâleddin Karaca Bey doğmuştur. Tarihi yüzlerce yıl geriye giden aynı konakta I. Alâeddin Keykubat’ın da kaldığı söylendiğinden Osmanlı devrinde meydana Sultan Meydanı da denmektedir.

Melike Hatun Türbesi

9 9a Melike Hatun 9b

Hacı Doğan Mahallesinde, Gazi Lisesi’nin arkasında Pala Sokak ile Taşçılar Sokak’ın kesiştiği yerde, yaşlı bir ağacın altında demir parmaklıkla çevrili bir mezardır. Mezarın başındaki taşta yazan Arapça yazıtdan 1393 yılında defnedildiği anlaşılmaktadır. Melike Hatun’un kimliği ile ilgili başkaca bir bilgi yoktur.

Melike Hatun Medresesi (Kara Medrese)

Ankara’nın en eski medresesi olup Osmanlı egemenliğine girdiği zamanlarda, Sultan I. Murad döneminde (1360-1389) Melike Hatun tarafından yaptırılır. Taşçılar Sokak’ta, türbesinin yanında olduğu bilinir. Ankara’nın kara taşı ile inşa edildiğinden halk arasında “Kara Medrese” diye bilinir. Hacı Bayram-ı Veli, burada müderrislik yapmıştır. Kara Medrese’de eğitim XIX uncu yüzyıla kadar sürer. Eyne Bey Hamamı’nın, Melike Hatun Vakfı’nın payına düşen gelirinin yarısı Kara Medrese için vakfedilir. Melike Hatun, aynı sokakta, medresenin karşısında Hatuniye Mescidi’ni (Öğle Cami) de yaptırmış olup medrese gibi bugün yok olan mescidin kapı kanatları Etnoğrafya Müzesi’ndedir.

Eyne Bey (Subaşı İnebey/Eski/Öğle) Hamamı

Hamam, Gazi Lisesi arkasında, Adnan Saygun Caddesinin kenarında yer almakta ve bulunduğu mahalle Melike Hatun’a atfen Hatûnî adını taşımaktadır. Hamam, 1405 tarihli vakfiyeye göre, I. Murad’ın subaşılarından Eyne (İne) Bey’in[1], Balıkesir’deki zaviyesine gelir getirmek üzere yaptırdığı altı hamamdan birisidir. Hamamın yapımında, Melike Hatun Vakfı mütevellileri, gelirin yarısı olan payın vakıf hayratında kullanılması için para yardımında bulunmuştur. Eyne Bey Hamamının 1527 yılında harap olduğu, 1582 tarihinde Hacı Sinan Efendi tarafından onarılarak hizmete açıldığı ve “Öğlen Hamamı” diye anıldığına dair belgeler bulunmaktadır. Uzun zaman kullanılmayan hamam harap olmuş, 1928’den önce Ankara Belediyesi tarafından bir ara gaz deposu olarak kullanılmıştır. Hamam, 1992 yılında temizlenerek hazırlanan projesine göre onarılarak kullanıma açılmıştır.

[1] Eyne Bey, I. Murad’dan sonra Yıldırım Bayezid’a da hizmet etmiş, 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra Süleyman Çelebi’nin yanında Edirne’ye çekilmiş ve ondan sonra yanına geçtiği İsa Çelebi’nin yaptığı bir savaşta ölmüştür.

10 Eynebey

Tek hamam olan yapının duvarlarında iri moloz taş; kubbe, kemer ve tonoz gibi kısımlarında tuğla kullanılmıştır. İçte bazı duvarlar tuğla kaplıdır. Soyunmalıkta dört devşirme sütun ve korint başlıkları görülmektedir. Soyunmalığın ortasında sekizgen bir havuz kalıntısı çıkmıştır. Soyunmalığın doğu tarafındaki tamamen tuğla ile yapılmış kapıyla ılıklığa geçilir. Ilıklığın güney batı köşesinden bir kapı ile sıcaklığa geçilmektedir. Sıcaklık, ortadaki bir ana kubbenin dört yönde birer eyvan ve aralarında kubbeli dört halvetten oluşmaktadır. Daha geride külhan ve su deposu yer alır.

Karyağdı Hatun Türbesi

İtfaiye meydanı Sanayi Caddesi yer alan türbe, çevresinde yapılan iş merkezleri arasındaki küçük bir meydanda yola göre biraz çukurda kalmıştır. Yazıtına göre türbe, 1577 yılında vefat eden genç bir hanım için yapılmıştır. Türbenin “Karyağdı” şeklinde isimlendirilmesinin, çeşitli şekillerde rivayet edilen halk hikayesinden başka bir belgesine rastlanamamıştır. Türbe, önceleri harap bir durumda iken onarılarak, kapalı olan üst pencereleri açılmış, üst kısmı düzeltilerek kubbesi kurşun kaplanmıştır. 1988 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılan onarımdan sonra, 1994 yılında Büyükşehir Belediyesi tarafından türbenin çevre tanzimi yapılmıştır.

Şeref Erdoğdu hikayeyi şöyle anlatmaktadır: Aşağı Yüzde oturan Ankara’nın ileri gelen ailelerinden Eskici oğlu Selahaddin Ağa’nın kızı Güli Nazikten Hatun ile Bahadırzadelerin küçük oğlu Bahadır Efe evlenir. Hamile genç kadının, Ağustos ayında aş erdiği sırada kar yemek istemesi üzerine beyi kar kuyusundan kar getirmek üzere Elmadağ’a gider. Gece dayanamayan Hatun Tanrı’ya yalvarır, dileği yerine gelir ve o gece kar yağar. Genç kadın, dışarı avluda avuç avuç yediği kardan dolayı ölür ve sabahleyin soğumuş bedenini bulurlar, bugün türbesinin bulunduğu yere gömülür.

11a Karyağdı Hatun 11b 11c

Sekizgen planlı türbenin beden duvarlarının yapımında bir sıra kesme taş ve üç sıra tuğla kullanılmıştır. Taşların arasına dikey birer tuğla konulmuştur. Türbenin kubbesi kurşun kaplıdır. Türbenin pencereleri, altta büyük ve üstte küçük olmak üzere iki sıra halinde yerleştirilmiştir. Pencereler lokmalı demir parmaklıklıdır. Doğu cephedeki kapısı üzerinde sülüs hatla yazılmış Osmanlı Türkçesi mermer yazıtı vardır. Türbenin içinde bir sanduka vardır. Güneydeki sağır cephe içinde bir mihrabiye ve dikdörtgen bir niş vardır.

Ankara İstasyonu

Haydarpaşa-İzmit hattının 1 Ağustos 1873’de işletmeye açıldığı günden itibaren demiryolunun Ankara’ya ulaşması da gündemdedir. 1874 ve 1876 yıllarında maddi olanaksızlıklar nedeniyle gerçekleşmemiştir. Ankaralılar, demiryolu projesi sürerken vilayete yazdıkları toplu dilekçede ‘şimendiferin Ankara’dan geçmesi için gerekirse demiryolu inşaatında çalışacaklarını’ bildirmişlerdir. Ankara halkının bu akılcı yaklaşımı Sarayı da harekete geçirerek İzmit-Ankara hattının yapımına, Deutsche Bank ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan sözleşmeyle 1889’da başlanmıştır. Nihayet 31 Aralık 1892 günü, büyük bir törenle Ankara İstasyonu hizmete girmiştir. Bugünkü Gar içerisinde, Mustafa Kemal’in 1920 Nisan ayından Çankaya Köşkü’ne taşındığı 1921 Haziran ayına kadar kaldığı, 1892’den kalma Direksiyon (Yönetim) Binası günümüzde “Milli Mücadelede Atatürk Konutu” Müzesi olarak hizmet vermektedir.

3-gar-7-direksiyon-binasi

Akköprü

12a Akköprü 10 12b Akköprü 3

Ulus semtini yazar iken Ankara’nın en eski yapılarından olan Akköprü’yü yazmadan geçmek olmaz. Ankara-İstanbul yolunun başlarında, Ankara Çayı üzerine kurulan köprü bedenindeki iki yazıta göre, Akköprü, 1222 yılında, Ankara Valisi Kızılbey döneminde, Selçuklu Hükümdarı I. Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Günümüzdeki Ankara’nın içerisinden geçip gelen Hatip ve Çubuk çayları ile İncesu deresi, Akköprü’ye varmadan İskitler semtinde birleşip Ankara Çayı adını alırlar. Köprü, Ankara Çayı üzerinde Ankara’nın yerel taşı andezit kullanılarak yedi sivri kemer halinde inşa edilmiştir. Köprü üzerindeki yazıtlar kısmen silindiği için tam olarak okunamamıştır. Restorasyon sırasında, ayaklardan birinde, Roma İmparatorluğu dönemine ait VIII. Lejyonu belirten bir Yazıt bulunmuş olduğunu da belirtmek gerekir. Akköprü günümüzde sadece yayalar tarafından kullanılmakta, bugün kent trafiğinin üzerinden aktığı yeni köprüler ise 1953 yılında yapılmıştır.

A. Vedat Oygür
Dr. Jeoloji Müh.  (Maden Jeolojisi)
Ankara, 31/05/2015

İleri okuma için öneriler:
  • Osmanlıda Ankara, Abdülkerim Erdoğan; Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ankara Tarihi ve Kültürü Dizisi 2, 2007: http://www.ankararehberi.com/Ankara-PDF/Osmanli.pdf
  • Küçük Asya’nın Bin Yüzü: Ankara; Suavi Aydın ve diğ., Dost Kitabevi Yayınları, 2005.
  • Ankara Tarihi I-II, Avram Galanti; Çağlar Yayınl., 2. Basım, 2005.
  • Unutulan Şehir Ankara, Abdülkerim Erdoğan; Akçağ Yayınları, 2004.
  • Ankara (Angora) Şehri Merkez Gelişimi (14-20. YY), Mehmet Tunçer; Kültür Bakanlığı Yayınl., No 2603, 2001.
  • Ankara’nın tarihî semt isimleri ve öyküleri, Şeref Erdoğdu; Kültür Bakanlığı Yayınl., No 2292, 1999.
  • Burası Ankara, Nejat Akgün; Ankara Kulübü Yayınları, 1996.
  • Bir Zamanlar Ankara, Ozan Sağdıç; Ankara Büyükşehir Belediyesi, 1993.
  • XIX. Yüzyılın ilk yarısında Ankara, Rıfat Özdemir; Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınl., No 694, 1986.

“Ankaramızı Tanıyalım” dizisinin önceki makaleleri:

1- Ankara’nın Tarihi

2- Ankara’nın Akropolisi: Hacı Bayram Tepesi

3- Ankara’nın Kalesi: Hisar

4- Atpazarı ve Koyunpazarı

5- Samanpazarı

6- Hamamönü

Yazarın farklı konulardaki diğer blogları:

1- Sürdürülebilir Madencilik
2- Bitmeyen Yolculuk
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s