ANKARAMIZI TANIYALIM-8

MİLLİ MÜCADELE’DE ANKARA

Ankara, Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu’nun, 30 Ekim 1918 tarihinde imzaladığı Mondros Silah Bırakışması ile paylaşılan Anadolu’nun işgal kuvvetlerinden kurtarılması amacıyla başlatılan Kurtuluş Savaşı’nın önce “karargâhı” ve savaş kazanıldıktan sonra da çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti oldu. Ankara’ya, bu onurun verilmesinin iki önemli nedeni vardır: Birincisi, daha önceki yazılarımda vurguladığım gibi Ankara’nın bütün Anadolu’ya yayılan yolların kavşağında ve hemen her yere aynı uzaklıkta müstahkem bir mevki ve o zamanın iletişim aracı olan telgraf ağında bir ara merkez olmasından kaynaklanır. Diğeri, bana göre daha da önemlisi ve dikkat çekeni, Ankara halkının tarih boyunca sergilemiş olduğu Ahilik geleneğinden kazanılmış tutumuna dayanır. Kurtuluş Savaşı öncesinde ve sırasında, Ankara, çok belirgin bir biçimde, bağımsızlığımızın düşmanlarının her türlü hareketine karşı sağlam bir şekilde durmuştur.

Mustafa Kemal Paşa ile Harbiye’den sınıf arkadaşı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Mustafa Kemal’in İstanbul’daki evinde yaptıkları görüşmelerde, Ali Fuat’ın komutan olarak atandığı Konya-Ereğli’deki 20. Kolorduyu Ankara’ya nakletmek ve burayı bir “direniş merkezi” yapmak gerektiğine ilişkin görüş birliğine varırlar. Bu görüşmeden ve Samsun’dan itibaren hareket tarzından, Mustafa Kemal’in çok önceden, belki de Yıldırım Orduları Grup Kumandanlığının dağıtılması nedeniyle İstanbul’a geldiği zaman Ankara hakkındaki kararını vermiş olduğu düşünülebilir. Bu kararında ne kadar haklı çıktığını da Nutuk’da (sf. 259) şu sözlerle belirtir: “… ilk hassasiyet ve insiyatif gösteren Ankara oldu.”

Millî Mücadele Öncesinde Ankara

Mondros’un peşinden 13 Kasım 1918’de İstanbul işgal edilir. Bunun ardından, tarihimizde pek konuşulmayan bir olay olarak Aralık 1918’de Ankara önce İngiliz, hemen ardından Fransız askerleri tarafından işgal edilir. Belki de dünya tekstil ticaretini elinde tutan İngiltere’nin, tiftik keçisi yününden üretilen sof (moher) ile ünlenen Ankara’nın bu yanına yabancı kalmaması nedeniyle işgal gerçekleşmişti. İngiliz işgal kumandanı Ankara istasyonundaki Direksiyon Binasına yerleşirken askerler de Demirlibahçe yakınında konuşlanır. Fransızlar ise İttihat ve Terakki Kulüp Binası’nı karargâh yapar ve askerler de Millet Bahçesi’ne yerleşir. Ankara valisi olan Süleyman Kani Bey, işgal kuvvetlerine boyun eğmez ve direnir. İttihatçı olan Süleyman Bey görevden alınarak Ankara Valiliğine atanan 1915 yılında emekliye ayrılmış koyu bir Padişah yanlısı olan Ali Muhiddin Paşa[1] 15 Mart 1919 tarihinde göreve başlar. Bu sırada İngilizler, yurt dışından toplayıp getirdikleri Ermeni ve Rumları denetimleri altındaki yerlere yerleştiriyor ve bunları mal mülk sahibi yaparak bir “restorasyon” yoluyla geçmişi diriltmeye çalışıyorlardı.

[1] Kuvayı Milliye ve Milli Mücadele karşıtı, Alemdar Gazetesi’nin başyazarı Refi Cevat Ulunay’ın babasıdır. Refi Cevat düşmanlığını Büyük Zafer’e kadar sürdürmüş ve zafer kazanıldıktan sonra 150’likler arasında yurt dışına sürgüne gönderilmiştir.

Ankara’nın işgalinden güç kazanan Katolik Ermeniler, Müslüman Ankara halkı üzerinde terör estirirler. Fransız işgal kuvvetlerinin raporlarına göre, 1 Ocak-20 Temmuz 1919 arasında, 3214 Ermeni tehcirden Ankara’ya dönmüştür. Ermeniler, işgal kuvvetleri komutanlığına yaptıkları tehcire katıldıkları yönündeki şikâyetleri ile Ankara’nın tanınmış ailelerinden 97 erkeği hapse attırırlar. Bununla da yetinmezler, Atpazarı’na gelenlerin mallarını ve hayvanlarını gasp ederler. Ankara’da, Nisan ayında, üyeleri Ermenilerden oluşan bir mahkeme kurulur ve 1915 tehcirine katıldıkları iddiasıyla pek çok Ankara’lı yargılanır. Bu Türklerin malları mülkleri ellerinden alınarak Ermenilere verilir. İçlerinden bazıları da idam kararıyla yargılanmak üzere İstanbul’a gönderilir. Bu durum karşısında, Nakşîbendi şeyhi ve bugünkü Altındağ Belediye Başkanlığı’nın yerinde bulunan Nakşîbendi medresesi (Kocabeyoğlu Medresesi) müderrisi Bahşılı Sadullah (Seyhan) Hoca, Samanpazarı’ndaki sahibi olduğu manifatura dükkânı önünde bir sandalye üzerine çıkarak Ankara halkını direnişe çağırır. Bahşılı Hoca’nın, İsmail Çavuş liderliğinde Ankaralı seğmenlerden kurduğu gönüllü birlik, geceleri kıstırdıkları İngiliz askerlerini ve Ermeni çetecilerini öldürmeye başlar. Komutanlık tarafından İngiliz askerlerin, hava karardıktan sonra sokağa çıkmaları yasaklanır. Vali Muhiddin Paşa, Ankara eşrafından ileri gelenleri (Kınacızade Şakir, Hacı Bayram Şeyhi Şemseddin Efendi ve Kara Mehmet Bey bunların arasındadır) tutuklayarak İstanbul’a İngiliz mahkemesine gönderir.

Bu sırada, Mustafa Kemal’in Harbiye’den sınıf arkadaşı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Konya Ereğli’de 20. Kolordu komutanıdır. İstanbul’da, 20 Aralık 1918 günü, Mustafa Kemal Paşa ile onun Şişli, Halâskârgazi Caddesi’ndeki evinde durumun giderek daha kötüleştiğine, Anadolu’da bir silahlı direniş örgütlenmesine ilişkin görüşme yaparlar. Şubat 1919 sonlarındaki (20-24 Şubat) ikinci görüşmede, Ali Fuat Paşa’nın kolordusunu Ankara’ya kaydırmayı ve Ankara’yı direniş merkezi yapmayı kararlaştırırlar. Bunun üzerine Ali Fuat Paşa, Harbiye Nezareti’ne yazar ve karargâhıyla birlikte Mayıs 1919’da Ankara’ya intikal eder, asker ise yürüyerek gelmektedir. Vilayetin doğusundaki, bugünkü Defterdarlık ve Kızılbey Vergi Dairesi’nin yerinde bulunan ahşap binaya kendisi yerleşir ve daha sonra gelen askerini de Çankırıkapı’da, bugünkü Altındağ Kaymakamlığı’nın bulunduğu yerdeki Sarıkışla’ya konuşlandırır.

sarikisla-ve-geri-planda-st-mariea-manastiri-1908-tayfun-unalan-ueaf

1908 yılında Sarıkışla, geri planda St Mariea Manastırı ve arkada Etlik sırtları (Unutulmayan Eski Ankara Fotoğrafları ve Belgeleri Paylaşma Platformu – Tayfun Ünalan’dan alınmıştır)

Ali Fuat Paşa’nın işgal kuvvetleri komutanını ziyaret etmemesi Ankara halkında büyük bir memnuniyet yaratır. Bir de tam tersine, yanına gelen İngiliz kontrol subayını kendisine selam vermediği için tutuklar ve beş günlük nezaretten sonra bırakır. Ali Fuat Paşa’nın Ankara’ya gelmesi sayesinde, İngilizlere teslim edilmek üzere toplanan külliyetli miktardaki çeşitli silah ve cephane Ankara’da kalır. Ankara halkının Milli Mücadele yanındaki güçlü hareketi ve Kolordunun Ankara’ya gelmesi üzerine İngilizler 22 Mayıs günü, iki temsilci bırakarak Ankara’yı terk ederler.

İzmir’in, 15 Mayıs 1919’da Yunan ordusu tarafından işgali üzerine Ankara halkı sokağa dökülerek 26 Mayıs günü Taşhan’ın önünde büyük bir miting yapar. Ankara Müftüsü Börekçizade Rıfat Efendi başkanlığındaki miting heyeti İstanbul’a, saraya ve işgal kuvvetleri komutanlığına protesto telgrafı çeker.

Bu gelişmeler üzerine Saray, 29 Ağustos 1919 günü, Ali Fuat Paşa’yı görevden alarak yerine Kiraz Hamdi Paşa’yı atar. Fakat Ankaralılar, Kiraz Hamdi Paşa’yı Eskişehir’den öteye geçirmezler (Ankara’nın dinlere karşı hoşgörülü ve fakat yönetime karşı muhalif tavrı ilerideki bir başka yazımın konusudur). Ali Fuat Paşa görevini bırakmaz, artık Ankara’da Padişahın sözü geçmemektedir. 4 Eylül günü başlayan Sivas Kongresi’ne Ankara delegesi olarak gönderilen Ömer Mümtaz (Tanbi) Bey, Mustafa Kemal’e, istediği an güvenle Ankara’ya gelebileceği mesajını vermiştir. Kurban Bayramı’nın ilk günü olan 6 Eylül’de, Ankara’nın ileri gelenlerinin temsilci seçtiği müderris ve Ankara şeriyye mahkemesi yargıcı Hoca Atıf (Taşpınar) Efendi, Saray’a bir telgraf çekerek “Senin gibi Sadrazamı tanımıyoruz” der. Artık İstanbul ile Ankara arasındaki tüm köprüler atılmıştır ve 9 Eylül günü Ankara, Heyet-i Temsiliye’ye bağlanır. Kuvayı Millîye reislerinden, daha sonra Kırşehir mebusu Keskinli Rıza Bey’in müfrezesi, 19 Eylül günü, İngilizlerin verdiği altınlarla çevreden toplayacağı kuvvetler ile Ankara’yı kurtarmak amacıyla gittiği Çorum’dan Ankara’ya dönmekte olan Vali Ali Muhiddin Paşa’yı Yahşihan ile Elmadağ arasındaki Kılıçlar Belinde tutuklayarak Sivas’a gönderir. Belediye Başkanı da görevden alınarak yerine önce Başkan Vekili olarak Ankaralı vatanseverlerden Müderris Tolluzade Hacı Rifat Efendi getirilir ve 4 ay sonra da Kütükçüzade Ali Bey Başkan seçilir. Müftü Rıfat Efendi ve Belediye Başkanı Kütükçüzade Ali Bey, İstanbul Hükümeti’nin Ankara’ya yeni vali olarak atadığı Ziya Paşa’yı Eskişehir’den ileri geçirmezler. Harbiye Nazırı Cemal Paşa, Ziya Paşa’nın usulen vali olmasını Mustafa Kemal’den rica ederse de Ankaralılar kabul etmez ve Defterdar Yahya Galip (Kargı) Beyi vali olarak seçerler. Ankara yönetimine el koyduklarını İstanbul’a bildiren Müftü Rıfat Efendi’ye “Sen kimin adına konuşuyorsun” diye sorulunca “Benim arkamda koskoca Ankara var” der. Böylece, 1290-1362 yıllarında Ankara’da hüküm süren Ahiler site devletinden sonra (Bkz. Ankaramızı Tanıyalım 1- Ankara Tarihi), 15 Mayıs 1919’da Yunan askerinin İzmir’e çıktığı günden itibaren Anadolu’nun yine bir işgal sırasında başsız kalmasından doğan sıkıntıyı atlatmak için Meclis Hükümeti’nin kurulduğu 3 Mayıs 1920’ye kadar yaklaşık 12 aylık bir süre için de olsa Ahilik geleneği öne çıkarak kentin yönetimini bir kez daha ele almıştır. Ankaralının, Padişah Vahdettin’e nazire olarak “Hakan” sanını verdiği Yahya Galip Bey, Ermeni azgınlığını önlemek için Haymana Kaymakamı Cemal (Bardakçı) Beyi polis müdürlüğüne atar. Cemal Bey, yanında getirdiği Haymanalı milislerden oluşturduğu atlı müfrezeyi geceleri Ankara sokaklarında dolaştırarak taşkınlıkları sonlandırır. Bu olaylar Mustafa Kemal’in dikkatini çekmekte, sevincini ve Ankara’ya duyduğu yakınlığı da artırmaktaydı.

Namazgâh Tepe

Bugünkü Etnoğrafya Müzesi’nin bulunduğu tepe Cumhuriyet kurulana kadar Namazgâh Tepesi olarak bilinir (Bkz. Ankaramızı Tanıyalım 7- Osmanlı’nın İzlerinden Ulus). Osmanlı’nın ilk dönemlerindeki bir başka namazgâh da Kaleiçi’ndedir. Osmanlı’da, bir toplumsal kurum olarak toplu namaz kılınması için güneye bakan yamacı açıklık olan yerleşim yerinin merkezine yakın bir tepe bu iş için seçilir ve Kıble yönüne taştan bir minber ile musalla taşı konulur. Osmanlı döneminde, Ankara’daki devlet büyüklerinin izin ve katılımıyla, Namazgâh’da, pehlivan güreşleri de düzenlenmiştir. Yunan Ordusu’nun İzmir’i işgaline karşı ve ulusal duyguları yükseltmek amacıyla Namazgâh’da, 5 Haziran 1919’da büyük bir miting düzenlenmiştir. Ardından, 5 Ekim 1919’da, buraya sancak çekilmesiyle toplu Cuma namazı kılınarak Beynamlı Hacı Mustafa Efendi’nin “600 yıllık Türk vatanını düşmana ezdirmeyeceğiz. Ecdad kanıyla sulanan bu topraklar bizimdir. Kafirlere esir olmaktansa ölmek evladır” biçimindeki hutbesinin ardından vatanı kurtarmak için “cihad” yemini edilmiştir. Ankara Müftüsü Börekçizade Rıfat Efendi, Osmanlı Mebusu ve müderris Hoca Atıf Efendi ile Osmanlı Mebusu ve müderris Beynamlı Hacı Mustafa Efendi önderliğinde Ankara Milli Alayı kurulmuş ve halkın isteği ile Müftü Rıfat Efendi alayın onursal komutanlığı ve sancaktarlığı görevini kabul etmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında, Yunan orduları Haymana’ya kadar geldiğinde peş peşe üç Cuma namazı burada kılınmıştır. 29 Ekim 1919 günü de Müftü Rıfat Efendi’nin başkanlığında Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulur.

namazgahda-beynamli-hocanin-hutbesi namazgahda-sehit-defin-toreni-muderrisoglu-2

(Soldan sağa) Namazgâh’ta Beynamlı Hacı Mustafa Efendi’nin hutbesi (Naşit Hakkı Uluğ, 1997’den) ve 2. İnönü şehitleri defin töreni (Müderrisoğlu, 1993’den)

namazgah

Hacı Bayram Cami avlusunda günümüzde inşa edilmiş namazgâh

Kurtuluş Savaşı boyunca, Namazgâh, şehitlik olarak kullanılır. Ankara’nın, o vakitler, tek hastanesi olan Gureba (Cumhuriyet ile birlikte adı Nümune olur) buraya çok yakındır. Savaş sırasında, Yahudi Mahallesi civarında bir de askeri hastane bulunmaktadır. Yeterli olmadığından Ankara Sultanisi’nin (Taş Mektep) öğrencileri Dar-ül Muallimin’e nakledilerek bu bina da 1920 yılı baharından Ekim ayına kadar hastaneye çevrilmiştir. Trenle cepheden getirilen yaralılar hastaneye kaldırılır ve aralarından şehadet mertebesine erişenler de kılınan toplu namaz sonrasında Namazgâh’da toprağa verilirler. Savaş bitip de Cumhuriyet kurulunca vakıf arazisi haline gelen Namazgâh da diğerleri gibi akıbetinden kurtulamaz ve 15 Kasım 1925 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Milli Eğitim’e devredilir. Burada başlayan müze inşaatı 1930’da tamamlanır ve Etnoğrafya Müzesi hizmete açılır. Oysa müze için başka bir yer seçilseydi de Namazgâh’ın tepesine bizler için kanlarını döküp canlarını vermekten kaçınmayan askerlerin anısına bir İstiklâl/Kurtuluş/Bağımsızlık Anıtı dikilip burası yine şehitlik olarak kalsaydı gelecek kuşaklara o acılı günleri düşündürmek ve hiç akıllarından çıkarmamak için çok daha yararlı olurdu.

Mustafa Kemal Ankara’da

11 Eylül 1919 günü sona eren Sivas Kongresi ardından 18 Aralık günü Mustafa Kemal ve arkadaşları Sivas’tan Ankara’ya doğru iki otomobil ile yola çıkarlar. Birinci arabada Mustafa Kemal’in yanında Özel Kalem Müdürü Mazhar Müfit (Kansu), Hüseyin Rauf (Orbay) ve Hakkı Behiç (Bayiç), ikinci arabada ise Heyeti Temsiliye Katibi Hüsrev (Gerede), Osmanlı’nın eski Washington elçisi Ahmet Alfred Rüstem (Polonyalı Bilinski ailesinden), Kocaeli mebusu İbrahim Süreyya (Yiğit) ve Dr. Refik (Saydam) bulunmaktadır. Ankara’ya yaklaşıldığında, arabaların bastıran kara saplanması ve vaktin geç olması üzerine 26 Aralık gecesini Beynam’da Muhtar Veli Çavuş’un, bugün müze olan evinde (anahtar, karşıdaki Çelik Market’te ve fazlasıyla yardımcı oluyorlar) geçirir ve 27 Aralık 1919 günü Ankara’ya hareket ederler.

beynam-muze-ev-1 beynam-muze-ev-2

beynam-muze-ev-5 beynam-muze-ev-3 beynam-muze-ev-4

(Soldan sağa, üst sıra) Beynam’daki müze ev ve oturma odası; (Alt sıra) yemek odası, Mustafa Kemal’in yattığı oda ve o günkü giysisinin imitasyonu.

Birkaç gün öncesinden Ankara’da, Samanpazarı’ndaki Sarı Ahmet’in Efeler Kahvesi önüne sancak dikilerek “Seğmen Alayı” toplanmaya çağrılır. Sancağın dikildiği kısa zamanda yörede duyulur ve ilk gelen Kalecik, Zir, Yeni Şeyhli seğmenlerinin ardından diğerleri de akın akın Ankara’ya gelerek hanlara yerleşirler. Bir diğer seğmen kolu da Hamamönü’ndeki Erzurum Mahallesinde Yağcıoğlu Fehmi Efe’nin kahvesinde toplanır (Ankara Kulübü kıdemli seğmeni Gürcan Efe’nin anlatışıyla, 26/10/2016; kahvenin adı hâlâ Erzurum Kahvesi’dir).

yagcioglu-fehmi-efe-kahvesi

Erzurum Kahvesi (Dumlupınar Caddesi üzerinde, Hamamönü girişinden sonra Erzurum Sokağı geçince)

27 Aralık günü seğmenler kahvesinin önünde kurbanlar kesilerek dualar ile seğmen alayı yürüyüşe geçer. Alaya, Baciyan-ı Rum denen Ahilerin kadın erenleri de katılır. Seğmen alayının arkasında Nakşibendi, Mevlevi, Sadi, Rufai, Kadiri tarikatlarının dervişleri ile Kızılbaş Abdallar yer alıyor ve dervişlerin arkasından da esnaf ve sanatkâr loncaları ile okullar geliyordu. Mustafa Kemal Paşa, kendilerini karşılamak için Gölbaşı’na gelmiş olan Ali Fuat Paşa ve Vali Yahya Galip Beyi kendi arabasına alır. Öğleden sonra saat üçü on geçe civarında, Dikmen sırtlarından Kızılyokuş’a (bugünkü Kara Harp Okulu’nun önünden Dikmen’e çıkan cadde) doğru inerlerken bugünkü Genel Kurmay Başkanlığı’nın önündeki Karşılama Anıtı’nın bulunduğu yerde (burada fotoğraf çekilmesine izin verilmemekte), atlı ve yaya seğmenlerin yanında müthiş bir kalabalık halinde katılan Ankaralının oluşturduğu “Kızılca Gün” alayı tarafından karşılanır. Mustafa Kemal, yokuşun başında arabasından inerek karşılamaya gelenlerin yanına yürüyerek gelir. Ankara şehri adına karşılamaya gelen heyette Müftü Börekçizade Rıfat Efendi, Belediye Reisi Kütükçüzade Ali Bey, Binbaşı Fuat, Kınacızade Şakir, Toygarzade Ahmet, Atatbaşızade Rasim, Ademzade Ahmet, Hatip Ahmet, Hanifzade Ahmet ve Bulgurzade Tevfik Bey bulunmaktadır. Ankaralılar, kendi deyişleriyle “Konguru (Kongre) Paşasını” beklemektedir. Burada seğmenler Ata’ya, “Millet yolunda kanımızı akıtmaya geldik” diyerek ant içerler. Ali Fuat Paşa anılarında, o günkü kalabalığın 30-40 bin kişi olduğunu yazar. O tarihte Ankara nüfusunun 25 bin kişi civarında olduğu düşünülür ise Kızılca Gün’e, çevreden de katılanların olduğu anlaşılır. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, buradan itibaren halkı selamlayarak yürümeye başlar. Geçtikleri yerdeki Ankaralılar da Paşa’nın selamını alarak heyetin ardından yürüyüşe geçer. Böylece giderek büyüyen bir halk yumağı Vilayete doğru ilerler.

Bugünkü Hürriyet Meydanı’ndan (Kızılay) Atatürk Bulvarı boyunca bomboş Yenişehir tarlaları arasından geçerek kente yönelirler. Namazgâh sırtının önüne gelince, doğrudan Hükümet Meydanı’na (Ulus) çıkacakları yerde, sol tarafa İstasyon’a doğru saparlar. En önde büyük kurtarıcı ve yanında silah arkadaşları, etraflarında tamamen silahlı seğmenler ve arkalarında bütün bir Ankara halkı büyük coşku içerisinde yürüyerek istasyondaki (Direksiyon Binası) İngiliz karargâhı önünden geçerek işgalcilere gözdağı vermişlerdir. İstasyon binasının önüne gelince, seğmenler bayrak açıp havaya ateş ederek “ölürüz de dönmeyiz senin yolundan” diye bağırırlar. Bütün bir halk artık Ankara’nın kurtulduğuna inanmıştır.

1-mustafa-kemali-karsilama-aniti

Genel Kurmay’ın önündeki “Atatürk’ü Karşılama Anıtı”

Kökeni yüzyıllar öncesine dayanan Seğmen Alayı savunma durumlarında gönüllülerden kurulan bir Ahilik geleneğidir. Ahilik dönemlerinde “Yiğit Alayı” denilen bu birlik, beyliğin ya da devletin yıkılışı sonrasında yeni lideri seçmek ve yeni devleti kurmak amacıyla “Kızılca Gün” için kurulmaktadır. Bundan önceki seğmen alayı düzülüşü 1908 Meşrutiyet ilanında olmuştur. Bu geleneğin sadece Ankara’da sürüyor olmasının nedeni kenti çevreleyen köylerin büyük kısmında Oğuz boylarının yaşıyor olmasıdır.

Mustafa Kemal’in Ankara’da İkâmeti

Ziraat Mektebi

Mustafa Kemal, Hükümet Konağında üç saat kadar kaldıktan sonra, Keçiören bağlarına giderken Kalaba köyündeki boş durumda olan ikâmetlerine ayrılmış Ziraat Mektebi’ne geçer. Ziraat Mektebi, 1907 yılında Vali Ferit Bey döneminde inşa edilmiş olup 1952 yılında bir kat ilave edilerek Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü olarak halen hizmet vermektedir. Üst kata çıkınca karşıya gelen büyük oda Mustafa Kemal’in Kabul salonu, görüşme ve çalışma odasıdır. Oda bir iki kanepe, koltuk ve üç dört sandalye, bir de masa ile döşenmiştir. Mustafa Kemal’in Ziraat Mektebi’ndeki çalışma odası bir müze haline getirilmiş olup randevu alınarak ziyaret edilebilmektedir (Tuğrul Bey, 0312 302 2522). Alt katta kalem odası, şifre odası, telgrafhane ve az sayıdaki görevlinin kaldığı yatakhane; üst katta Recep Peker ve Hüsrev Gerede beylerin ve Dr. Refik Saydam beyin kaldığı odalar bulunmaktadır. Yunus Nadi Bey gelince, Halide Edib Hanım’ın katılımıyla 4-5 Nisan 1920 akşamı kurulan Anadolu Ajansı da bir odada çalışmaya başlamıştır. Halide Edib ve Adnan Adıvar’lar ile Cami Baykurt ise yakındaki çoban mektebinin çiftlik binasında kalmaktadırlar. Halide Edib’in deyişiyle, ‘güçlük ve kargaşalık bu ilk günlerde durumu yıkacak bir haldeydi’.

2-ziraat-mektebi-1 3-gar-7-direksiyon-binasi

Solda Ziraat Mektebi ve sağda Direksiyon Binası

Gar Direksiyon Binası

Mustafa Kemal’in 1920 Nisanı’na kadar kaldığı bu binaya yapılan gece baskını seğmenlerin korumasıyla atlatılınca istasyondaki Direksiyon (Yönetim) Binası’na taşınır ve Çankaya Köşkü’ne taşınacağı 1921 Haziranı’na kadar orada kalır. Direksiyon binası, 1892 yılında hizmete açılan Ankara İstasyonu’nun yönetim binası olarak aynı yıl inşa edilmiştir. Bu bina, savaşı yakından izlemek ve yönetmek durumunda olan Mustafa Kemal tarafından günün yorgunluğunu atacağı bir konuttan çok bir karargâh olarak kullanılmıştır. Günümüzde “Milli Mücadelede Atatürk Konutu Müzesi” olarak hizmet vermekte ve hemen yanında da Atatürk’ün yurt gezilerinde kullandığı vagon sergilenmektedir.

29-gar-1b-muze-1-ataturk-calisma-odasi 29-gar-1b-muze-2-ataturk-kabul-odasi 29-gar-1b-muze-3-ataturk-yatak-odasi

29-gar-1b-muze-4-latif-hn-yatak-odasi 29-gar-1a-vagon

Direksiyon Binası; (üst sıra, soldan sağa) Mustafa Kemal’in çalışma, kabul ve yatak odaları; (alt sıra, soldan sağa) Latife Hanımın yatak odası, Mustafa Kemal’in yurt gezilerinde kullandığı vagon

Çankaya Köşkü

Mustafa Kemal Paşa, 1921 yazında Çankaya’daki köşke taşınır. Köşkün bulunduğu arazi, Ankara’daki Salı Pazarına mallarını götüren Dikmen, Mühye ve civar köylülerin toplanma yeridir. İngiliz sof tüccarı Edward, 1800’lü yıllarda burayı beğenerek satın almış ve kendisine bir köşk yaptırmıştır. Ardından elden ele geçen köşkü, Ankaralı bir Ermeni olan Kasapoğlu (Kasapyan) Agop 1914 yılında Belediye’den satın almıştır. İngilizlerin Ankara’yı işgalinden sonra Kasapyan, Ermeni çetelerine katılarak Ankara halkına eza yapmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya geleceğini duyunca İstanbul’a kaçar ve köşk yeniden Belediye’ye kalır. Kısa bir süre sonra, Bulgurluzade Mehmet Efendi köşkü ve arazisini Belediye’den satın alır. Mustafa Kemal Paşa, hafta sonlarındaki atla kır gezileri sırasında bir gün köşkün olduğu yere gelir. O sırada Belediye Reisi Kütükçüzade Ali Bey ve arkadaşları burada oturmaktadırlar. Gazi de onlara katılır ve sohbet sırasında köşkü çok beğendiğini, Ankara’nın daha gelişmiş olan azınlıkların oturduğu Keçiören ve Etlik bağları yerine burada Türkler ile birlikte oturmanın daha uygun olduğunu söyler. Bu sözleri duyan Kütükçüzade Ali Bey ertesi gün Bulgurluzade Mehmet Efendi’yi bularak durumu anlatır. Mehmet Bey de aldığı fiyata Belediye’ye geri verir. Ankara Belediyesi de Çankaya Köşkü’nü Mustafa Kemal Paşa’ya hediye eder.

cankaya-kosku ataturk-kosku-muze_001

Sağdaki dış cephe resmi Çankaya Atatürk Köşkü Müzesi web sitesinden (http://www.tccb.gov.tr/cumhurbaskanligi/yerleskeler/muze_kosk/muze/)

Çankaya Köşkü kaba yontu ve moloz taştan yapılmış, iki katlı küçük ve sade fakat sevimli bir bağ evidir. İki setten oluşan bahçesi büyük ağaçlarla çevrelenmiş, ağaçların altındaki çeşmeden akan sular bir havuzda toplanmakta ve havuzdan taşan sular da küçük bir dere halinde aşağıdaki bağlara doğru akar. Köşkün biraz aşağısında, bahçe içerisinde iki küçük bağ evi daha vardır. Birisine Paşa’nın yaverleri yerleşir ve diğeri de büro olarak kullanılır. Daha sonra bu binalar yıkılarak bahçe düzenlemesi yapılmıştır. Atatürk Latife Hanım ile evlendikten sonra, 1923-24 yıllarında bu bağ evine Mimar Vedat Tek tarafından eklemeler yapılmıştır. Eski binanın güney tarafına, tüm bina boyunca uzayan iki katlı yeni bir yapı ve güneybatı köşesine de yarım sekizgen planlı kule yerleştirilerek eski bağ evine bir köşk görüntüsü kazandırılmıştır.

cankaya-kosku-ueaf-norbert-moornebel

Köşkün Mustafa Kemal’e verildiği zamandaki hali (Norbert Moornebel- Unutulmayan Eski Ankara Fotoğrafları ve Belgeleri Paylaşma Platformu’ndan alınmıştır)

Çankaya Pembe Köşk

Ankara’daki çağdaşlaşma girişimlerine uygun olarak, Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister tarafından projelendirilen “Pembe Köşk” adını taşıyan yeni ve modern cumhurbaşkanlığı binasının inşası 1932 yılında tamamlanmıştır. İlk Çankaya Köşkü ise kullanım dışı kalmıştır ve 1950 yılından beri Atatürk Müze Köşkü adıyla hizmet vermektedir[2].

[2] Ziyaret girişi Çankaya Köşkü’nün 5 nolu kapısından, Ziya ür Rahman caddesindeki ikinci kapıdan yapılmaktadır. Cumartes-Pazar günleri kapıdan giriş kaydı yaptırılarak, diğer günlerde önceden randevu alarak ziyaret mümkün olmaktadır. Ne yazık ki bina içinde, sorulduğunda “güvenlik nedeniyle”, fotoğraf çekilmesine izin verilmemekte kapının önünde bir poz hatıra fotoğrafı yeterli görülmektedir.

Ankaralıların Maddi Yardımları

Ankaralıların Mustafa Kemal’e verdiği destek, her bakımdan güçlenerek sürmektedir. Ankara’ya vardıklarında, Mazhar Müfit Kansu’nun tuttuğu kasada 48 kuruş kalmıştır. Heyetin masraflarını birkaç gün Belediye karşıladıktan sonra 31 Ocak günü ziyarete gelen Müftü Rıfat Efendi, başlangıç olarak, kişisel çabalarıyla topladığı bin lirayı Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Ankara Merkez Heyeti adına Müfit Kansu’ya teslim etmiştir. Daha sonraki hafta, Ankaralıların kurduğu Tekâlif-i Harbiye Komitesi’nin topladığı bağış 46.500 lira olmuştur.

İstanbul’daki Şeyhülislam Dürrizade Esseyid Abdullah Efendi, 11 Nisan 1920 günü, başta Mustafa Kemal ve arkadaşları olmak üzere Kuvayı Milliyeci’lerin asi oldukları ve öldürülmelerinin uygun olduğuna dair bir fetva yayınlar. Ankara Müftüsü Rıfat Efendi başta olmak üzere Ankaralı beş müftü, dokuz müderris, altı ilmiye sınıfı üyesi 16 Nisan günü Padişahı esir alan ve vatanı işgal eden düşmanlara karşı savaşmanın şeriat bakımından uygun olduğuna dair karşı fetvayı yayınlar ve Anadolu’da bu fetvayı imzalayan ilmiye sınıfı üyelerinin sayısı 153’e ulaşır, yani bütün Anadolu müftüleri imzalamışlardır.

Kurtuluş Savaşı boyunca, işgal altındaki yörelerden olan göçler, İstanbul ve diğer vilayetlerden gelen memurlar ile Ankara’nın nüfusu artar ve mesken açığı daha da fazlalaşır. Gelenlerin çoğu bekar olduğundan yeni lokantalar, köfteciler, kebapçılar, muhallebiciler açılır. Savaş sırasında cepheden Ankara’ya taşınan yaralıların bir kısmı Gureba Hastanesi ve Cebeci’deki Askeri Hastane dolduğundan az sayıdaki öğrencisi Kayseri’ye nakledilerek Ankara Sultanisi’ne yerleştirilir ve kalanlar da Ankaralıların evlerine dağıtılır. Eskişehir’in Yunan işgali sonrasında olan büyük göç ile Ankara’ya gelenleri de Ankaralılar evlerinde misafir ederler.

Birinci Meclis

Osmanlı Mebusan Meclisi, İstanbul’da, 12 Ocak 1920 tarihinde açıldı ve milletvekilleri kendi aralarında bir Felâhı Vatan (Vatanı Kurtarma) Grubu oluşturarak 28 Ocak 1920’de, daha sonra Millî Mücadele’de esas alınacak olan Misak-ı Millî (Ulusal Sınırlar) belgesini hazırladılar. Bunun üzerine İngilizler, 16 Mart 1920’de İstanbul’u işgal edip Meclisi basarak milletvekillerini tutuklayıp Malta’ya sürdüler ve bu durumda, Meclis dağıldı. Vatansever milletvekilleri Anadolu’ya geçerek Milli Mücadele’ye katılmak için Ankara’ya geldiler. Ankara’da bulunan işgal kuvvetleri temsilcisi Yüzbaşı Whittal, İstanbul işgal edilmeden önce 11 Mart günü, bir telgraf emriyle aceleyle Ankara’yı terk eder.

Mustafa Kemal, bu gelişmeler üzerine 19 Mart 1920 günü bütün vilayetlere ve kolordulara telgraf çekerek Millet Meclisi’nin Ankara’da kurulacağını ve yeni milletvekili seçimlerinin yapılmasını bildirdi. İstanbul’dan Osmanlı Mebusan Meclisi’nden gelenlerle birlikte her sancaktan seçilen 5 kişi ile toplam milletvekili sayısı 414 iken ölenler ve istifa edenler ile Meclis açıldığında bu sayı 381 olmuştur. Milletvekillerinin mesleklerine göre dağılımları şöyledir: 115 kişi değişik memuriyetlerde bulunmuş çeşitli eğitim görmüş memur ve emekli, 61 kişi başı sarıklı hoca, 51 kişi büyük veya küçük rütbeli görevde veya emekli subay, 46 çiftçi, 37 tüccar, 29 avukat, 15 doktor, 8 şeyh, 6 gazeteci, 5 ağa, 5 aşiret reisi ve 2 mühendis. İlk Millet Meclisi’ne Ankara’dan seçilen Birinci Dönem Ankara milletvekilleri şu kişilerdi: 1- Gazi Mustafa Kemal, 2- Ali Fuat Paşa, 3- Beynamlı Hoca Mustafa Efendi, 4- Kınacızade Şakir Bey ve 5- Bayramî Şeyhi Şemsettin Efendi. İstanbul’daki Osmanlı Mebusan Meclisi’nden gelen Ankara mebusları da bunlara katılmıştır: 1- Hacı Atıf Efendi, 2- Çayırlıoğlu Hilmi Bey, 3- Ömer Mümtaz Bey ve 4- Ahmed (Alfred) Rüstem Bey.

Millet Meclisi’nin 21 Nisan Çarşamba günü açılması planlanmıştı. İstanbul fetvasındaki “dinsizlik” suçlamasını çürütmek amacıyla Cuma gününe denk gelmesi için Meclis’in açılışının 23 Nisan 1920 günü olması kararlaştırıldı. Ankara halkının ve yeni seçilen bütün milletvekillerinin katılımıyla Hacı Bayram’da birlikte kılınan Cuma namazından sonra Sancak-ı Şerif çıkarıldı ve tekbirler getirilerek Meclis binasına doğru yürüyüşe başlandı. Öndeki bir kıta askerin peşinden Sancak-ı Şerif ve onun arkasından da başındaki rahle üzerinde Kur’an ve Sakalı Şerif’i taşıyan Sinop Milletvekili Hoca Abdullah Efendi geliyordu. Meclis’in çevresi, Taşhan’ın önündeki küçük meydan ve Karaoğlan Çarşısına çıkan yol ‘iğne atsan yere düşmeyecek şekilde’ Ankaralılar tarafından doldurulmuştur. Meclis önünde üç tane kurban kesilip Bursa Milletvekili Fehmi Hoca tarafından dua okunduktan sonra Meclis toplandı. Hoca milletvekilleri hep bir ağızdan dua ettiler ve Buhari-i Şerif okuyarak Sancak-ı Şerif kürsünün yanına dikildikten sonra en yaşlı üye olarak Meclis Başkanlığına seçilen Sinop Milletvekili Şerif Bey açılış konuşmasını yapar. Ardından Ankara Milletvekili Mustafa Kemal kürsüye gelerek içinde bulunulan durumu anlatır. Milletvekillerinin yemin töreninden sonra Mustafa Kemal, Meclis Reis’liğine (Başkan) seçilir.

3-i-meclis-1 3-i-meclis-2 3-i-meclis-3

İlk Meclis olarak kullanılmasına karar verilen bina, 1916 yılında Ankara’ya gelen Enver Paşa’nın talimatıyla İttihat ve Terakki Kulübü binası olarak Mimar Hasip Bey tarafından İstasyon Caddesi başında inşa edilmiştir. Heyet-i Temsiliye bu binanın Meclis olmasına karar verdiği zaman henüz kiremitleri döşenmemiştir. Ulucanlar mahallesinde yapılmakta olan ilkokul için getirilen kiremitler kullanılmıştır. Fakat yetmeyince, Ankaralılar evlerinden kucak kucak taşıdıkları kiremitler ile açık kalan yanını örtmüşlerdir. Toplantı salonuna büyükçe bir kürsü yapılmış ve milletvekillerinin oturmaları için de Dar-ül Muallimin’den (Erkek Öğretmen Okulu) sıralar getirilmiştir. Başkanlık kürsüsü ve divanın oturacağı yerler marangozlar tarafından karşılıksız olarak yapılır. Ankara’nın ünlü hattatı Hulusi Efendinin yazdığı “Hâkimiyet Milletindir” levhası kürsünün arkasına asılır. “Müslümanlar hayat işlerini, danışmaya değer bilgisi olanlar arasında danışarak yapacaklardır” anlamındaki “Müşavirühüm Filemin Şura” ayetinin yazılı olduğu levha da duvara yerleştirilir. O günlerde Ankara’da elektrik olmadığından bir kahveden getirilen avizeli büyük gaz lambası salonun ortasına asılır ve ısıtma için de bir saç sobası kurulur. Koridora, milletvekillerinin su içmeleri için üç tane su kübü ve üzerlerine de birer maşrapa konur. Ankara’da kalacak yer sıkıntısı olduğundan gelen milletvekilleri Ulus’taki Dar-ül Muallimin (Erkek Öğretmen Okulu) binasına yerleştirilir. İlk meclis binası, bugün, Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak hizmet vermektedir (ne yazık ki bina içerisinde fotoğraf çekilmesine izin verilmemektedir).

Genel Kurul Salonu Koridor Mescit

(Soldan sağa) Genel Kurul Salonu, Koridor ve Mescit

Reis Odası Riyaset Odası

(Soldan sağa) Başkan Odası ve Başkanlık Kurulu Odası (Fotoğraflar internetten alınmıştır)

Milletvekillerinin giysileri de toplumun hangi kesiminden olduklarını göstermektedir. Askerlikle ilişiği olanların başında astragan kalpak, üstlerinde cepleri körüklü avcı ceketi ve altında, yün çorapları dizlerine kadar çekilmiş olarak kalın yünlü külot pantolon, ayaklarındaysa çoğu çizme vardır. Bunların bir kısmı kravat takar iken bazısı yakasız gömlek giyerlerdi. Hemen tamamı bellerindeki tabanca kılıfını ceketin üzerinden bağlamıştır. Bazılarıysa çapraz fişeklik ve sırtlarında tüfek taşıyarak bir savaş içerisinde olduklarını gösterirler. Din adamlarının başlarında sarık ve uzun siyah cübbeleri vardır. Eşraf kesiminden olanlar da başlarındaki fesin üzerine beyaz sargı sararlar, şalvar biçimli pantolonlarının üzerine ceket giyerler. Doğudan gelenler yörelerine has kıyafetleriyle dolaşırlar. İstanbul’dan gelen Osmanlı mebusları ve eski bürokratlar ise uzun etekli ve yırtmaçlı redingot denilen koyu renk ceket ve genellikle çizgili gri pantolon giyer, boyunlarında kravat ve hatta papyonları bulunur, başlarına fes takarlardı. Bu ‘salon kıyafetliler’ de zamanla kalpaklılara katılmışlardır. İlk Meclis’in memur ve yazman kadrosu Ankara Sultanisi’nin öğretmen ve öğrencilerinden oluşmuştur.

birinci-mecliste-milletvekilleri-muderrisoglu

Birinci Meclis’teki milletvekillerinden bir grup; ortadaki başı sarıklı Ankara Müftüsü Börekçizade Rıfat Efendi (Müderrisoğlu, 1993’den)

İlk Meclis’in, birbirlerinden çok farklı kültür ve eğitim ortamlarında yetişmiş üyeleri bir tek amaç doğrultusunda bir araya gelmişlerdir: Vatanı kurtarmak. Bu birleşmeyi sağlayan kişi de Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Paşa’dır. İlk Meclis’in oturumlarından birinde çıkan tartışma üzerine, sonradan Adliye Bakanlığı da yapan Saruhan (Manisa) milletvekili Refik Şevket (İnce) Bey, kürsüden, ‘Efendiler, asacağız, asılacağız, fakat bu istiklâl mücadelesini kazanacağız’ diye haykırmıştır. Bu İlk Meclis, gerçekten, bir “ihtilal meclisi”dir.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, o tarihte Ankara’yı ziyaret eder ve izlenimleri İstanbul’daki İkdam gazetesinde 21 Mart 1921 günü yayımlanır: “On yıllık sürekli bir savaştan sonra hâlâ sayısız düşmanlarla döğüşen Türk milletinde azim, irade, kuvvet ve kahramanlık, fazilet ve ümit namına ne varsa hep bu yalın kat binanın içinde bulunuyor. Eğer Ankara, Londra gibi muntazam ve tantanalı bir şehir ve Büyük Millet Meclisi, West Minister gibi bir saray olsaydı Anadolu’daki milliyet ve istiklâl hareketinin manası bu kadar büyük görünür müydü?” Yazısında, Ankara ve Meclis’in sade ve yalın durumunu anlatan Yakup Kadri, “Ankara’daki bu durumu görünce İstanbul’daki koca koca bakanlık binalarını, bakanların oturduğu konakları, sarayları” okurlarına hatırlatarak İstanbul’dakilerin tersine kaybedecek bir zenginliğe sahip olmadığından Anadolu halkının işgalcilere başkaldırdığını düşündürür.

Daha Ziraat Mektebi’ndeki Karargâhta iken, Mustafa Kemal ve arkadaşları ülkenin yönetimi üzerinde tartışırlar. Batıya açık düşüncede olan aydınlar kuvvetler ayrılığını önerirler. Mustafa Kemal, bunun bir cumhuriyet olduğundan hareketle daha zamanı gelmemesi nedeniyle itiraz eder. Halide Edib’in deyişiyle, ‘tamamen Jean Jacques Rousseau gibi’ konuşur: ‘Bütün kudret halkındır. Kudret bölünmez, yürütme ve yasama diye birbirinden ayrılamaz’. Uzun tartışmalardan sonra, olağanüstü yetkilere sahip bir savaş ve devrim meclisi görünümündeki Büyük Millet Meclisi’nin çalışma biçimi kararlaştırılır. Bir başbakan tarafından yönetilen bir hükümet yoktur. Bakanlar Kurulu (İcra Vekilleri Heyeti[3]), Meclis tarafından seçilir ve Meclis Başkanı aynı zamanda hem devletin hem de hükümetin başkanıdır. Mustafa Kemal’in arkadaşlarından bazısı, bunu Sovyetler’e benzeterek itiraz ederler. Öte yandan, ordunun önde gelen komutanları, büyükelçiler ve yüksek dereceli bürokratlar aynı zamanda milletvekilidirler. Meclis’in çıkardığı bir yasa ile vatana ihanet edenleri yargılayacak İstiklâl Mahkemeleri kurulmuş ve üyeliklerine de yargıç olarak görev yapacak milletvekilleri Meclis tarafından görevlendirilmişlerdir. Ankara İstiklâl Mahkemesi, Vilayet binasının arkasından Çankırıkapı’ya (Dışkapı) doğru giden Uzun Yol’dan Hacı Bayram’a çıkan sokağın başındadır.

[3] İcra Vekilleri Heyeti, 2 Mayıs 1920 tarihli kanunla kurulmuş ve Millet Meclisi’nin salt çoğunluğu ile 3 Mayıs günü şu vekillerden oluşmuştur: 1) Şeriye ve Evkaf (din ve vakıflar) Vekili: Mustafa Fehmi (Gerçeker) Efendi, 2) Hariciye Umuru Vekili: Bekir Sami Bey, 3) Dahiliye Vekili: Cami (Baykurt) Bey, 4) İktisat (ticaret, sanayi, ziraat, orman ve madenler) Vekili: Yusuf Kemal (Tengirşek) Bey, 5) Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye (sağlık ve sosyal dayanışma) Vekili: Dr. Adnan (Adıvar) Bey, 6) Müdafaa-i Milliye (milli savunma) Vekili: Fevzi (Çakmak) Paşa, 7) Nafia (bayındırlık) Vekili: İsmail Fazıl Paşa, 8) Adliye ve Mezhepler Vekili: Celâlettin Arif Bey (son Osmanlı Mebusan Meclisi Başkanı), 9) Erkân-ı Harbiye-i Umumiye (Genel Kurmay) Reisliği: Miralay İsmet Bey, 10) Maliye (rüsumat ve defteri hakanî) Vekili: Hakkı Behiç Bey, 11) Maarif Vekili: Dr. Rıza Nur Bey.

Yeni Türkiye Devleti’nin kuruluşu, Mustafa Kemal’in bir yazısıyla 30 Nisan 1920 günü bütün dünyaya duyurulmuştur. Oluşturulan hükümet ilk toplantısını 5 Mayıs 1920 günü Mustafa Kemal’in başkanlığında yapmıştır. Artık Türkiye yepyeni çağdaş bir yola girmiştir.

O günlerde, “Ankara’ya 70-80 km kadar yaklaşmış, cephesi 100 km olan bir işgal ordusunu yenebilmek düşünülmesi bile güç bir olaydır” (Mehmet Kemal, 1983). Mustafa Kemal’in önderliğinde, 23 Ağustos 1921 günü Yunan hücumuyla başlayan ve 22 gün ve gece süren Sakarya Savaşları ile birlikte başlayan zafer yürüyüşü önce 26 Ağustos 1922’de Dumlupınar Meydan Savaşı ve ardından 30 Ağustos’ta Aslıhanlar Başkomutanlık Meydan Savaşı ile taçlanmış ve tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti ile sonuçlanmıştır (Sakarya ve Başkomutanlık savaşlarının ayrıntısı Ankaramızı Tanıyalım 10- Bağımsızlık Yolunda yazısında yer alacaktır). Mustafa Kemal Paşa, 5 Eylül günü cepheden Bakanlar Kurulu’na çektiği telgraf ile “Anadolu’daki Yunan ordusu kesin şekilde yenilmiştir. Anadolu için herhangi bir görüşmeye gerek kalmamıştır. Ateşkes antlaşması ancak Trakya için söz konusu olabilir” müjdesini vermiştir.

9 Ekim 1923’te Meclis Başkanlığı’na verilen “yeni Türk devletinin başkentinin neresi olması gerektiği” hakkındaki önerge uzun görüşmelerden sonra, 13 Ekim günü çoğunlukla kabul edildi ve Ankara, Meclis Hükümeti’nin başkenti oldu. Ankara’nın Cumhuriyet’in başkenti oluşu onuruna, 15 Ekim tarihi “Ankara Günü” adıyla resmi bayram olarak duyurulmuştur. Hemen ardından, 29 Ekim 1923 günü de devletin idare biçiminin “Cumhuriyet” olduğu açıklandı.

Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri, uzun zaman elçilik binalarını Ankara’ya taşımayarak sanki Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet Hükümeti’ni küçük gördüler. İlk elçilikler 1921 yılında gelen Azerbeycan, Afganistan, Buhara ve Rusya’dır. Ankara’da 1924 yılında, batı ülkelerinden sadece Fransa ve İtalya büyükelçileri ile ABD ve Yunan müsteşarları sürekli bulunmaktadır. Diğer elçilerden itimatnamesini sunanlar hemen İstanbul’a dönmüşler ve arada bir, birkaç günlüğüne gelip gidiyorlardı. İsviçreli gazeteci P. Gentizon ise, 2 Şubat 1926’da Journal de Genѐve’de, “Kurtuluş Savaşı’nda Türk savunmasının genel karargâhı olan Ankara, şimdi de ulusal ülkünün beşiği olmuştur. … Ama başları zafer taçlarıyla süslü bu genç ve büyük askerlerin, zafer sonrasında, Boğaz kıyısına, o güzelim manzaralı sultan saraylarına gelip yerleşmeyi reddetmeleri ve yüksek, çıplak bir bozkır ortasında her şeyden evet her şeyden yoksun bir kentin içinde kalmayı tercih etmeleri ne kadar daha büyük bir kahramanlık jestidir! … Yeni Türkiye’nin liderleri, çetin ama güvenli bozkırı, çiçekli ama güvensiz bahçeye yeğliyorlar” biçiminde yazmıştı (Nejat Akgün, 1996, sf. 156).

Ankara’da İlk Bakanlıklar

O tarihte, Ankara’da başka uygun bina olmadığı için Bakanlar Kurulu (o zamanki adıyla İcra Vekilleri Heyeti) Vilayet Konağı’nda çalışmaya başlar (burada geçen tarihi binalar için Bkz. Ankaramızı Tanıyalım 7- Osmanlı’nın İzlerinden Ulus). O tarihteki az sayıda bakanlıkların, Millî Savunma, Eğitim, İçişleri, Dışişleri, Bayındırlık ile Vakıflar ve Din bakanlıkları dışında, her biri için bu binada bir veya iki oda verilmiştir. Odaların çoğunda da masa ve sandalye yoktur. Müthiş bir yer sıkıntısı vardır. Bakanlar Kurulu’nun 4 Ağustos 1920 tarihli kararıyla Ankara Sultanisi ve Dar-ül Muallimin öğrencileri Çorum ve Kırşehir’e gönderilir. Dar-ül Muallimin binası, Ankara’da müthiş bir konaklama yeri sıkıntısı olduğundan Meclis açıldığında milletvekilleri için lojman olur. Bakanlıklar kurulunca Eğitim Bakanlığı da bu binaya yerleşir. Aynı binanın bir kısmında da Matbuat Umum Müdürlüğü (Basın Yayın Genel Müdürlüğü) çalışmaktadır. Ne yazık ki bugün yerinde Ulus İşhanı yükselmekte olan bu tarihi bina, 1947 yılındaki bir yangınla yanıp kül olmuştur.

4-vilayet-1 4-vilayet-2 4-vilayet-3

Ankara Vilayet binasından görüntüler

darulmuallimin-ve-zafer-aniti-1930lar maarif-vekaleti

Maarif Vekaleti (Osmanlı devrinde Dar-ül Muallimin-Öğretmen Okulu) binası 1930’lar; (soldan sağa) Zafer Anıtı ve Karaoğlan Çarşısı’nın başlangıcının arkasında bina (boşluktan sonraki bina Ankara Postanesi) ve Bankalar Caddesi’nden (günümüzde Atatürk Bulvarı) binanın görünümü (Unutulmayan Eski Ankara Fotoğrafları ve Belgeleri Paylaşma Platformu’ndan alınmıştır)

Yeri gelmişken, savaş yıllarında Meclis Hükümeti’nin tavrının ne olduğunu anlatmak gerekmektedir. Ankara’daki öğretmenler, ücretlerin azlığından dolayı 4 Aralık 1921 günü dersleri boykot ederler ve okullar açılmaz. Bu durum, aynı gün Meclis’e gelir ve resmen “grev” adı konulan bu olay için hiç kimse “bunlar vatan haini” nitelemesi yapmaksızın derhal öğretmenlerin ücretleri artırılarak sorun çözülür.

Ankara Sultanisi’ne ise Milli Savunma Bakanlığı (Milli Müdafaa Vekâleti) geçer ve Cumhuriyet ilan edildiğinde Sanayi Mektebine taşınır. Dışişleri Bakanlığı (Hariciye Vekâleti), Reji (Düyunu Umumiye) binasının üst katına yerleşmiştir. İçişleri (Dahiliye Vekâleti) ise, bugünkü Ankara Defterdarlığı’nın bulunduğu yerdeki 20. Kolordu Karargâh binasına yerleşir. Bayındırlık Bakanlığı (İmar İskân Vekâleti), Taşhan’ın bir odasına kurulmuştur. Genel Kurmay Başkanlığı, Ziraat Mektebi’nde çalışmaya başlar. Aynı binada Anadolu Ajansı’na da bir oda ayrılmıştır. Hacı Bayram’a giderken yolun sağında kalan bugünkü Ulus Oteli, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Evkaf ve Şeriye (Vakıflar ve Din) Bakanlığı olarak hizmet verdikten sonra önce Emniyet Müdürlüğü 2. Şube ve ardından Anafartalar Polis Karakolu olmuştur. Müftülük (daha  sonra Diyanet İşleri Başkanlığı) ise bugünkü Telefon Baş Müdürlüğü’nün bulunduğu yerdeki Toygar Hanı’ndadır.

5-ulus-oteli-1 5-ulus-oteli-2

Günümüzde Ulus oteli olan Evkaf ve Şeriyye Bakanlığı binası

İmalat-ı Harbiye (Tophane)

Günümüzde, Tandoğan Meydanı’nda bulunan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’nun arazisinde bulunan Süvari Kışlası binaları, Kurtuluş Savaşı sırasında Tophane olarak anılan cephane üretimi yapılan bir yere dönüştürülmüştür. İşgal altındaki İstanbul’dan, Zeytinburnu Silah Fabrikası’ndan birkaç ustanın kaçırdığı iki torna tezgâhı ile burada arızalı toplar ve tüfekler tamir edilmekte; bugünkü Devlet Demiryolları Hastanesi tarafında bulunan fişekhane bölümünde de kız ve erkek çocukları tarafından boş fişekler barut ile doldurularak ateşe hazır hale getirilmektedir. Çalışmalara iki Alman uzman ve Kimyager Abdurrahman Bey nezaret etmektedir. MKE’nin temelleri o günlerde atılmıştır. Sakarya Savaşı öncesinde Yunan ordusunun Eskişehir’e doğru yürüyüşe geçmesi üzerine Eskişehir’deki demiryolu atölyesindeki malzemeler de Ankara’ya getirilerek kullanılır.

Tahtakale’deki Demirciler Çarşısı ile Sobacılar Çarşısı, bir bölümü günümüzde Suluhan’ın yanındaki merdivenlerden inilen Tenekeciler Sokağı’nda sürmekte, ustaları da eski demiryolu raylarından ve demir parmaklıklardan süngü ve kılıç ile tenekeden matara yaparak askeri malzeme üretimine katkı koymuşlardır.

imalat-i-harbiye-binasi imalat-i-harbiye imalat-i-harbiye-fisek-dolduran-ankara-kizlari-abdulkerim-erdogan-ankarasevdam

(Soldan sağa) İmalat-ı Harbiye binası (Müderrisoğlu, 1993), top imalat tornaları (Müderrisoğlu, 1993) ve fişek dolduran Ankara kızları (Abdülkerim Erdoğan, 2008’den alınmıştır)

İmalatı Harbiye’nin hemen ilerisinde, bugünkü Fen Fakültesi’nin bulunduğu düzlükte ise bir askeri havaalanı kurulmuştur. Tesis, sıkıştırılmış bir toprak pist, bir baraka ve iki bakım hangarından ibarettir. Havaalanında dört uçak vardır; birisi Güney cephesinde düşürülmüş bir Fransız keşif uçağı, birisi Sivrihisar kasabası halkı ve diğeri Erzurumlu tüccar Nafiz Kotan tarafından hediye edilmiş iki uçak ve sonuncusu da Türk ustalar tarafından imal edilmiş tamamen derleme toplama bir uçaktır.

A. Vedat Oygür
Dr. Jeoloji Müh.
Ankara, 30/10/2016

İleri okuma için öneriler:

  • Milli Mücadele’de Ankara, Oğuz Aytepe; Cumhuriyet’in Ütopyası: Ankara, Funda Şenol Cantek (ed.), Ankara Üniversitesi Yayınları, 2012, sf. 113-130.
  • Mustafa Kemal Döneminde Ankara’nın İmarı, Bülent Duru; Cumhuriyet’in Ütopyası: Ankara, Funda Şenol Cantek (ed.), Ankara Üniversitesi Yayınları, 2012, sf. 173-191.
  • İstiklal Savaşı’nda Ankara, Abdülkerim Erdoğan; Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ankara Tarihi ve Kültürü Dizisi 3, 2008, 2. Baskı.
  • Cumhuriyet ve Başkent, Abdülkerim Erdoğan; Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ankara Tarihi ve Kültürü Dizisi 4, 2008, 2. Baskı.
  • Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları 1922-1923, Semyon İvanoniç Aralov; Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2008.
  • Türk’ün Ateşle İmtihanı-İstiklâl Savaşı Hatırları, Halide Edib Adıvar; Can Yayınl., 2007.
  • Ankara…Ankara… Bir Başkentin Doğuşu, Bilâl N. Şimşir; Bilgi Yayınl., 2006, Genişletilmiş Baskı.
  • Küçük Asya’nın Bin Yüzü: Ankara; Suavi Aydın ve diğ., Dost Kitabevi Yayınları, 2005.
  • Ankara Tarihi I-II, Avram Galanti; Çağlar Yayınl., 2005, Baskı.
  • Ankara-Bir Başkentin Tarihi, Arkeolojisi ve Mimarisi, Mustafa Servet Akpolat ve Erdal Keser (ed.); Ankara Enstitüsü Vakfı Yayınları No 6, 2004.
  • Ankara’nın Kamusal Yüzleri, Güven Arif Sargın (Der.); İletişim Yayınl., 2002.
  • Ankara (Angora) Şehri Merkez Gelişimi (14.-20. YY), Mehmet Tunçer; Kültür Bakanlığı yayınları, No 2603, 2001.
  • Ankara-Çankaya’daki Birinci Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Yıldırım Yavuz; Tarih İçinde Ankara – Aralık 1998 Seminer Bildirileri, Yıldırım Yavuz (Der.), ODTÜ, Ankaralılar Vakfı, Ankara Enstitüsü Vakfı ve Ankara Sanayi Odası, 2001, sf. 341-412.
  • Kurtuluş Savaşı’nın Mekânsal Stratejisi ve Ankara’nın Başkent Seçilmesi Kararının İçeriği, Seçil Karal Akgün; Tarih İçinde Ankara-Eylül 1981 Seminer Bildirileri, Ayşıl Tükel Yavuz (Der.), ODTÜ ve Ankaralılar Vakfı, 2000, sf. 221-232.
  • Ankaram, Şeref Erdoğdu; Kültür Bakanlığı yayınları, No 2250, 1999.
  • Çankaya, Falih Rıfkı Atay; Bateş Yayınları, 1998.
  • Ankara ve Çevresinde Milli Faaliyetler Ve Teşkilatlanma, Bayram Sakallı; Kültür Bakanlığı yayınları, No 863, 1998, 2. Baskı.
  • Hemşehrimiz Atatürk, Naşit Hakkı Uluğ; Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, No 120, 1997.
  • Burası Ankara, Nejat Akgün; Ankara Kulübü Yayınları No 3, 1996.
  • Kurtuluş Savaşında Ankara, Alptekin Müderrisoğlu; Ankara Büyükşehir Belediyesi, 1993.
  • Bir Zamanlar Ankara, Ozan Sağdıç; Ankara Büyükşehir Belediyesi, 1993.
  • Beşbin Yılda Nereden Nereye Ankara, Kemal Bağlum; 1992.
  • Türkiye’nin Kalbi Ankara, Mehmet Kemal; Çağdaş Yayınları, 1983.
  • Milli Mücadele Anılarım, Hıfzı V. Velidedeoğlu; Hil Yayın, 1983.
  • Kurtuluş Savaşı Anıları, Yunus Nadi; Çağdaş Yayınl., 1978.
  • Hâtıralarım, Damar (Zamir) Arıkoğlu, Birinci Büyük Millet Meclisi Adana Milletvekili; Tan Gazetesi ve Matbaası, 1961.

“Ankaramızı Tanıyalım” dizisinin önceki makaleleri:

1- Çağlar Boyu Ankara

2- Ankara’nın Akropolisi: Hacı Bayram Tepesi

3- Ankara’nın Kalesi: Hisar

4- Atpazarı ve Koyunpazarı

5- Samanpazarı

6- Hamamönü

7- Osmanlı’nın İzlerinden Ulus

Yazarın farklı konulardaki diğer blogları:

1- Sürdürülebilir Madencilik
2- Bitmeyen Yolculuk

 

Reklamlar

ANKARAMIZI TANIYALIM-8” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s