Ankaramızı Tanıyalım-9

BAĞIMSIZLIK (İSTİKLÂL) YOLU’NDA

Millî Mücadele’nin Ankara’da örgütlenmesinden ve düzenli ordunun hazırlıkları tamamlandıktan sonra (Bkz. Millî Mücadele’de Ankara) emperyalizmin Anadolu’yu işgaline son vermek üzere Bağımsızlık (İstiklâl) Yolu’na çıkıldı. Bu yolun ilk merhalesi olan Sakarya Savaşları, Ankara sınırları içerisinde Polatlı-Haymana hattının batı-güneybatısında yapıldığından “Ankara’mızı Tanıma” uğraşının konusu içerisindedir. Kesin sonucun alındığı Bağımsızlık Yolu’nun ikinci merhalesi olan Başkomutanlık Meydan Savaşı ve ardından İzmir’in alınışı konuyu tamamlamak üzere sadece özet olarak verilecektir.

Polatlı yöresindeki tarihi alanların ve kültürel mirasın tanıtılması amacıyla Polatlı Belediyesi bünyesinde kurulmuş olan Polatlı Tarihi Alanlar Tanıtım Merkezi (POTA; Tel: 0312 622 58 08; http://www.polatlitanitim.com/index.html) Sakarya Savaş Alanlarının gezisi için gruplara uzmanlar eşliğinde rehberlik hizmeti vermektedir.

Sakarya Savaşları, Polatlı’nın hemen batısından Sakarya Nehri’ne kadar olan kısım ile Polatlı-Haymana hattının batı ve güneybatısı arasındaki geniş bir alana yayılmıştır. Ne acıdır ki en büyük muharebelerin yapıldığı ve en çok kaybın verildiği yerlerin çoğunda bugün o olayları anımsatacak en küçük bir bilgi, tabela, anıt, vb yoktur. Sakarya savaşlarının geçtiği bütün alan, yakın bir zamanda, “Sakarya Meydan Muharebesi Tarihi Millî Parkı” adıyla millî park olarak ilan edilmiş ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü tarafından halen düzenlenmektedir. Savaş sahasını gezmeden önce Polatlı’da, 1932 yılında yapılmış olan Sakarya Şehitleri Anıtı’nı ve 1973 yılında açılmış olan Sakarya Zafer Anıtı’nı görmek gerekir. Sakarya Şehitleri Anıtı bahçesinde, Sakarya şehitlerini anmak için dikilmiş bir anıt ve Sakarya’da savaşan ordumuza asker gönderen her ilimizi adıyla temsil eden simgesel bir Mehmetçik mezar taşı vardır. Anıta çıkan basamakların önünde Sakarya Muharebelerini anlatan bir yazıt bulunmaktadır. Zafer Anıtı 420 basamaktan oluşur (basamaklardan çıkmak istemeyenler araba yolu ile tepenin etrafını dolaşarak zirveye gelebilirler) ve Şehitkaşı Tepe’deki 42 çift sütun, Türk Ordusu’nun Sakarya’da hiç ara vermeksizin yaşadığı gece ve gündüzlerin işaretidir. Anıtın en üst noktasında bulunan bronz heykel grubunun çevresindeki 6 Türk bayrağı Sakarya savaşına katılan grup (kolordu) seviyesindeki birlikleri temsil etmektedir. Her bir bayrak direğinin altındaki yazıtta birliğin adı, ast birlikleri ile komutanlarının adı yazılıdır. Anıtın altında küçük ve güzel bir müze vardır. Bu anıtların bakımı Polatlı Topçu ve Füze Okulu tarafından yapılmaktadır.

polatli-sakarya-sehitleri-1 polatli-sakarya-sehitleri-2

Sakarya Şehitleri Anıtı; solda girişi ve sağda şehitler için 1932’de dikilen anıt.

polatli-sakarya-zafer-aniti-1 polatli-sakarya-zafer-aniti-2 polatli-sakarya-zafer-aniti-3

Sakarya Zafer Anıtı; soldan sağa doğru: Anıta çıkan merdiven, Sakarya Savaşı’nda geçen gün ve geceyi temsil eden sütunlar ve Anıt.

  1. SAKARYA SAVAŞLARI

Büyük Millet Meclisi, Sevr Antlaşması‘nı kabul etmemiş, işgalci İtilaf Devletleri’ni yurttan çıkarmak için harekete geçmiştir. Millî Mücadele sırasında Ankara güneyde Fransızlara karşı başarılı olmuş, Sovyet hükümeti ile görüşmeleri başlatmış ve Batı Anadolu’daki Yunan ilerleyişini durdurmuştur. 6 Ocak 1921 günü Yunan kuvvetlerinin saldırısı ile başlayan Birinci İnönü Muharebesi tamamlanmadan 11 Ocak günü Yunan kuvvetleri geriye çekilince İtilaf Devletleri, Sevr Antlaşmasında bazı değişiklikler yapmak üzere Yunanistan ve Türkiye’nin de katılacağı bir konferansın 21 Şubat 1921’de Londra’da yapılmasına karar verdiler. Sadrazam Tevfik Paşa, söz sırası kendisine gelince, “Ben sözü Türk Milletinin gerçek temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Baş Delegesine bırakıyorum” diyerek konuşma yetkisini Bekir Sami Bey’e (Kunduh) bıraktı. Bunun üzerine, İtilaf Devletleri her türlü görüşmeyi BMM heyetiyle yaptı. BMM delegeleri, Misak-ı Millî’ye dayanarak Sevr Antlaşması’nı hiçbir şekilde kabul etmediklerini dile getirdiler. Şiddetli tartışmalardan sonra konferans sonuç alınamadan dağıldı.

1921 yılı başlarında, Yunan saldırısına karşı mevzi alan ordumuz Garp (Batı) ve Cenub (Güney) cepheleri olarak iki kumandanlık biçiminde düzenlenmiştir. Batı cephesine Miralay (Albay) İsmet Bey ve güneye de Albay Refet Bey kumanda etmektedir. Bir zaman sonra, bu iki komutan arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle güney cephesi komutanlığı kaldırılıp Bozhüyük-İnönü-Kütahya-Eskişehir hattında 150 km uzunluğunda tek bir cephe oluşturulur ve kumandanlığına da generalliğe terfi eden İsmet Paşa getirilir.

Bursa bölgesine çekilen 3. Yunan Kolordusu ve Uşak bölgesinde bulunan 1. Yunan Kolordusu, Türk temsilcileri daha Londra’dan ayrılmadan, 23 Mart 1921 sabahı, biri Uşak-Afyonkarahisar diğeri Bursa-Eskişehir istikametinde iki koldan saldırıyı başlattı ve önemli bir direniş ile karşılaşmadan 26 Mart günü Afyon’u işgal ettiler. O günlerde bütün avantajı elinde bulunduran Yunan Komutanlığı kesin sonuç alacak saldırı yerine yanlarda önemsiz çatışmalara girince zayıfladı ve gücünü yitirdi. Sonunda 31 Mart günü geri çekilmeye başladı ve Metris Tepe’yi boşalttı. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa İsmet Paşa’ya, ‘Siz orada düşmanı değil, milletin makûs talihini yendiniz’ cümlesini içeren telgrafını çeker. Bu savaşın stratejik planlarını hazırlayan Fevzi Paşa’nın rütbesi de Meclis tarafından orgeneralliğe yükseltilir.

Bu sırada, 18 Mart’ta, Moskova’da Rusya ile Moskova Antlaşması’nı imzalayan heyet, yanlarında 4 milyon altın ruble ile 24 Nisan’da Anadolu’ya döner. Daha önce tüfek ile top ve tüfek mermisi de gönderilmiştir.

Bu gelişmeler sonucunda, bütün dünya, hedefine ulaşamayan Yunan Ordusunu yenilmiş kabul ediyordu. Fransa da Meclis Hükümeti ile anlaşmak amacıyla Ankara’ya gönderdiği temsilcileri aracılığıyla 13 Haziran’da görüşmelere başlar fakat Yunan Ordusunun yeni ileri harekâtı üzerine görüşmelere ara verilir. Yunanlıların başarıya ulaşmalarının kuşkulu görmeye başlayan ve yeni bir saldırıya girişmelerinden kaçınmasını öğütleyen İngiltere’de de fikir değişikliği başlar ve Hükümet, Yunan Hükümeti’ne tarafsız kalacağını bildirir; Savaş Bakanı Churchill, 14 Haziran günü Avam Kamarası’nda artık askeri maceraya katılmayacaklarını açıklar. İtilaf devletleri, Mayıs ayından itibaren Anadolu’daki kuvvetlerini çekmeye başlarlar.

Silah ve insan bakımından bizden çok daha güçlü olmasına güvenen Yunanlılar, dünya kamuoyunda bu aleyhlerine gelişen durumu lehlerine kolayca çevirebilecekleri düşüncesiyle 10 Temmuz günü ileri yürüyüşe başladılar. Yunan Kralı Constantine komutasında, 21 Temmuz 1921 günü cephemiz boyunca genel olarak saldırıya geçen düşman ordusu bütün gücüyle en zayıf noktamız Afyonkarahisar’a yüklenir ve 13 Temmuz’da Afyon’u, 17 Temmuz’da Kütahya’yı ve 20 Temmuz’da Eskişehir’i işgal eder. Karşısındaki zayıf kuvvetimizin üzerinden silindir gibi geçen düşman, hızla Eskişehir Seyitgazi’yi tutar.

18 Temmuz günü Karacahisar’daki karargâha gelen Mustafa Kemal Paşa’nın talimatı üzerine, geri çekilme hattı tehlikeye düşen ordumuz süratle Sakarya’nın doğusuna çekilmeye ve derlenip toplanmak için düşmanla arasında genişçe bir mesafe bırakmak zorunda kalır. Bin bir yoksunluk içerisinde oluşturulan ordumuz bir anda dağılacak derecede perişan olmuştur. Bütün bir Batı Cephesi müthiş bir kargaşa içerisinde geri çekilir. Kuvvetlerimizden 30 bin kadarı Sakarya’nın doğusuna çekilebilmiştir. Mustafa Kemal ve Fevzi paşalar, ordu Sakarya’nın doğusuna yerleştikten sonra zaferin geleceğinden emindirler. Bu harekât ile ordumuz ana ikmal merkezi olan Ankara’ya yaklaşır iken Yunan ordusu, tam tersine, ikmal merkezleri olan İzmir ve Mudanya ile yedek kuvvetlerinden uzaklaşıyordu.

Böylesine tatsız bir zamanda, hem İcra Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu) hem de Erkânı Harbiye-i Umumiye (Genel Kurmay) reisleri olan Fevzi (Çakmak) Paşa, 24 Temmuz günü, Meclis’ten, hükümet adına gizli bir oturum yapılmasını ister. Savaş alanının yorgunluğu ve kıyafetiyle kürsüye gelen Fevzi Paşa ordumuzun stratejik bakımdan en uygun yerde savaşa devam edeceğinden söz ederek zafiyet yaratmaması için hükümet merkezinin Kayseri’ye taşınmasına karar verildiğini belirtir. Aynı gün Yunan Kralı Constantine, Kütahya’da, Başbakan, Savunma Bakanı, Genel Kurmay Başkanı ve Küçük Asya Ordusu Komutanı Papoulas ile bir toplantı yaparak Ankara’ya ilerlemeye karar verirler.

Bütün milletvekilleri konuşur. O güne kadar hiç söz almamış Dersim Milletvekili Diyap Ağa kürsüye gelir: ‘Efendiler! Biz buraya kaçmaya mı geldik yoksa kavga ederek ölmeye mi geldik’ der ve kürsüden iner. Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın orduyu iyi yönetemediğini ve yenilgiden sorumlu olduğunu ileri süren milletvekilleri vardır. Bunun üzerine Meclis, oybirliğiyle, savaşmadan Ankara’yı terk etmemeyi ve ordumuzun bu hale gelmesinden kim sorumluysa cezalandırılmasına karar verir.

Fevzi Paşa yeniden kürsüye çıkar: ‘Erkânı Harbiye-i Umumiye Reisi olmakla bizzat ben sorumluyum. Hiçbir kumandan bundan sorumlu tutulamaz. Vereceğiniz cezayı şimdiden kabul ettiğimi arz ederim’ yanıtını verir. Bu sözler üzerine kimse konuşmaz, oybirliğiyle bir heyet kurulmasına ve cephedeki bütün komutanlar ile görüşülerek ordunun ihtiyaçlarının belirlenmesine karar verilir.

Ankara’nın terki haberi üzerine Ankaralılar müthiş bir telaşa ve üzüntüye düşerler. Başlarında Müftü Rıfat Efendi olmak üzere Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyeleri ve kentin ileri gelenleri Mustafa Kemal Paşa’yı ziyaret ederler: ‘Ankara’yı terk edip bizi Yunanın eline bırakmayın, bütün malımız ve servetimiz sizindir, eli silah tutan herkes emrinizdedir’ derler.

Meclis heyetinin incelemeleri sonunda Cephe Kumandanı, 15 gün içerisinde 15 bin kişilik bir taze kuvvet gelmesi durumunda Sakarya’da bir savunma hattı kuracağını söyler. Heyet hemen Ankara’ya döner ve istenen kuvvetin zamanında yetiştirilmesi için askerlik şubelerine tam yetkili birer milletvekili gönderir. Bir haftayı bulmadan binlerce insan Polatlı istasyonuna gönderilir. Görülür ki yeni toplanan kuvvet istenen çok fazladır ve bir kısmı silahsız kalır.

Bu gelişmeler göstermektedir ki “Millî Mücadele” tam yerinde bir deyimdir. Ülkeyi işgal eden düşmanın atılması için bütün millet el ele vermiş güç birliği yapmıştır.

Meclis’teki eski ittihatçıların kışkırtmasıyla “askeri hareketlerdeki idaresizlik” nedeniyle Mustafa Kemal Paşa’nın savaşmak üzere ordunun başına geçmesi hakkında bir önerge Meclis Başkanlığı’na verilir. Mustafa Kemal’in yüksek kudretinden yararlanmak isteyenler ile kendisini olası bir başarısızlık sonunda bir çıkmaza sürüklemek isteyenler birleşmişlerdir. Paşa’nın Meclis kürsüsünden verdiği yanıt şöyledir: ‘Efendiler! Bu önergeden amaç nedir? Eğer bu işle benim meşgul olmam amaçlanıyor ise, esasen ben bunun içindeyim, başındayım, yakından izliyorum. Bu öneri beni Ankara’dan uzaklaştırmaktan başka anlamı olmayan olumsuz bir öneridir’. Uzun tartışmalar iki gün sürer ve Mustafa Kemal Paşa’nın talep ettiği gibi Meclis’in tüm yetkisi üç aylığına kendisinde toplanmak üzere 5 Ağustos 1921 günü Başkomutan olarak atanır.

Ankara’da bu gelişmeler olur iken Yunan ordusu hala saldırıya geçmemiştir. Her geçen gün lehimize işlemekte ve ordumuz hazırlıklarını tamamlamaktadır: 1881-1901 doğumlular silah altına alınır; savaşta büyük gereksinim duyulacak silah tamiri için cephe gerisinde “menzil” oluşturulur; askerin giyinme, beslenme, donanım, taşınma açığını kapatmak için “Tekâlif-i Milliye” (Ulusal Yüümlülük) kanunu çıkarılarak gerekli malzemenin halktan toplanması için her ilçede komisyon kurulur ve milletvekilleri görevlendirilir. Bu çağrıya uymayanların cezalandırılması için Kastamonu, Samsun ve Konya’da İstiklâl Mahkemeleri kurulur; uyanların ödüllendirilmesi için de Mustafa Kemal’in önerisiyle “Takdirname ile Taltif Kanunu” kabul edilir. İhtiyaç duyduğumuz silah ve cephane de Rusya’dan gelmiştir. Karadeniz sahillerine çıkarılan malzeme kadınlar, çocuklar ve yaşlı erkeklerin sürdüğü kağnılar ile gece gündüz demeden cepheye yetiştirilmiştir. Ulus’taki Zafer Anıtı’nda sırtında top mermisi taşıyan kadın heykeli bu günleri canlandırmaktadır. Vatanın bağımsızlığını kurmak için o güne kadar dünyada görülmemiş bir biçimde bütün Türk ulusu bütün varlığıyla topyekûn savaş durumuna girmiştir.

Ankara İstasyonu Direksiyon Binasından, 12 Ağustos 1921 günü Mustafa Kemal, Fevzi ve Kazım (İnanç) Paşalar trenle Polatlı’ya hareket ederler. Başkomutanlık eşyaları Malıköy İstasyonu’nda indirilir ve Alagöz Çiftliğine gönderilir. Tren Polatlı’ya gelir; burada, Mustafa Kemal ile yanındakiler ve İsmet Paşa savaş planlarını görüşerek mutabık kalırlar.

bagimsizlik-yolu-haritasi

Malıköy tren istasyonu, Sakarya savaşı boyunca Türk kuvvetlerinin ana ikmal noktası idi. Lojistik merkezi olmasının yanı sıra cephe gerisindeki ilk sağlık istasyonu olarak yaralı askerlerimize ilk müdahaleleri yapılmış ve savaş esnasında askeri uçak pisti olarak da kullanılmıştır.

Malıköy istasyonu, 2008 yılında, TCDD tarafından bir açık hava müzesi olarak (Görevli telefon: 0312 640 1081) düzenlenmiştir. Binaların içinde çeşitli savaş malzemeleri sergilenmekte, bahçesinde bir şehitler anıtı ve çeşitli savaş canlandırmaları bulunmaktadır. TCDD tarafından onarılan ve Sakarya Savaşları sırasında kullanılan 1897 tarihli Alman yapımı lokomotif ile 1909 tarihli Alman yapımı vagon ile o zamanki uçakların aslına uygun yapılan iki uçak da bahçede sergilenmektedir. Uçaklardan söz edilmiş iken 1 Eylül 1921 günü, İnler köyü güneyindeki Katrancı Vadisi üzerinde Pilot Vecihi ve gözetleyici Teğmen Basri’nin it dalaşı sonunda bir Yunan uçağını düşürdükleri hava muharebesini de belirtmeliyiz.

malikoy-1 malikoy-2

Malıköy İstasyonu günümüzde bir açık hava müzesidir. Solda istasyon binası ve sağda Sakarya Savaşları için simgesel şehitlik

malikoy-3 malikoy-4

Solda, Malıköy İstasyonu su deposu ve o günlerde kullanılan bir lokomotif ile vagonu ve sağda, savaşlarda kullanılan uçakların replikaları

15 Ağustos, Kurban Bayramı’nın ilk günü Mustafa Kemal, Fevzi, İsmet ve Kazım paşalar ile Yarbay Salih Omurtak ve Binbaşı Tevfik Bey Polatlı’nın Toydemir Köyünde bulunan 12. Grup karargahına giderek cephedeki askerlerin bayramlarını kutlarlar. (Millî Park çalışmaları kapsamında, 12. Grup şehitliği, Polatlı-Yıldızlı yolunun 18. Km’sinden batıya ayrılan yolla ulaşılan Sakarya köyünde kurulmuştur.) Buradan, Sakarya Vadisi’nin tamamen görüldüğü Polatlı’nın Yıldızlı Köyündeki Yıldız Tepe’ye çıkarlar ve mevzilerdeki askerler ile bayramlaşırlar. Aynı gün, Yunan Ordusu ileri yürüyüşe geçmiştir.

Paşalar güneye inerek Polatlı’nın İnler (İnlerkatrancı) köyüne gelirler. Köyün güneybatısındaki üstü düz bir tepeye atlarla çıkarlar. Batısı dik bir yamaç ve doğusu ise heybetli Mangal Dağına dayanan tepe Ilıca Vadisini olduğu gibi görmektedir. Paşa, ordunun sol kanadının bu dağa dayanmasını ister. Geri dönüş için binerken at ürkerek şahlanır ve Paşa büyükçe bir taşın üstüne düşer. Ağrısı nedeniyle, Polatlı cephesindeki doktorlar Ankara’ya gitmesini isterler. Gureba Hastanesinde çekilen röntgende bir kaburgasının kırılmış olduğu görülür. Dr Mim Kemal Öge sarar ve kesin istirahat önerir.

Bu tepe günümüzde Gazi Tepe adını almış ve bir şehitlik bulunmaktadır. Anıt, Polatlı Topçu ve Füze Okulu Komutanlığı tarafından yaptırılmış ve bakılmaktadır. 12 Ağustos 1921’de meydana gelen bu olayın görgü tanığı olan Mustafa Kemal Paşa’nın emir eri Ali Çavuş ise anılarında, bu olayın Polatlı’nın kuzeydoğusundaki Karapınar köyü civarında gerçekleştiğini söylemektedir.

gazi-tepe-1 gazi-tepe-2

Solda Gazi Tepe ve sağda şehitlik anıtı

Mustafa Kemal Paşa bir gün istirahatten sonra, 17 Ağustos günü trenle Malıköy istasyonuna ve oradan otomobille Alagöz Başkomutanlık Karargâhına gider. Türkoğlu Ali Bey’in iki katlı evi bu iş için seçilmiştir. Eve telefon ve telgraf hattı çekilerek üst katı Başkomutana tahsis edilmiştir.

Bu ev, Ali Türkoğlu ve oğulları tarafından 1965 yılına kadar ev olarak kullanılmış, aynı yıl, vârisleri tarafından Millî Eğitim Bakanlığı’na devredilmiştir. 1967 yılında Anıtkabir Müze Müdürlüğü’ne devredilen binanın restorasyonu yapılarak müze haline getirilmiştir. 10 Kasım 1968 tarihinde, sadece üst katı düzenlenerek ziyarete açılmış ve alt kat odaları ise 1983 yılında yapılan yeni bir düzenlemeyle ziyarete açılmıştır. Müze, Pazartesi ve Salı günleri kapalıdır (görevliler Bünyamin Türkoğlu 0532 635 4576 ve Reşat Kocaoğlu 0532 668 0219).

alagoz-1 alagoz-3-baskomutanlik-odasi alagoz-4-muhabere-odasi

Soldan sağa: Alagöz Başkomutanlık Karargâh Müzesi binası, Başkomutanlık odası ve haberleşme odası

alagoz-5-yemek-odasi alagoz-6-yatak-odasi alagoz-7-dinlenme-odasi

Soldan sağa: Yemek odası, yatak odası ve dinlenme odası

İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın yıllar sonra açılan arşivinde, 20 Ağustos 1921 saat 23:35’te İstanbul’daki Müttefik Kuvvetler Başkomutanı General Harrington’un Londra’ya çektiği şifreli telgraf ortaya çıkar. ‘20 Ağustos saat 06:30’da alınan bilgiler, Türklerin Sakarya Irmağı ile Ankara arasında savaşı kabul edeceklerini göstermektedir. Türk tümenleri aşağıdaki şekilde yeniden toparlanmışlardır’ denilerek ordumuzun yerleşimi ve savaş planı bütün ayrıntılarıyla anlatılmaktadır. “Black Jumbo” adındaki bu casusluk örgütünün, arşivdeki belgelere göre, Meclis’in gizli oturumlarında konuşulanları, Başkomutanlık karargahının gizli emirlerini anında İstanbul’a ilettiği ortaya çıkar.

Mustafa Kemal Paşa, daha önce arazide yaptığı incelemelerden sonra, Yunan ordusunun bütün gücüyle cephemizle temas ettikten sonra sol kanadımızdan çevirerek yok etmeye kalkışacağına karar verir. Büyük bir cesaret ile cephemizi buna göre yerleştirir.

Muharebenin başında Batı Cephesi Komutanlığının mevcudu 6855 subay ve 122.186 erdir. Silah gücümüz ise 63.146 tüfek, 868 makineli tüfek, 181 top, 1309 kılıç ve 4 uçaktır. Buna karşılık Yunan kuvvetleri 5500 subay ve 178.000 erdir. Silah gücüyse 75.900 tüfek, 2768 makineli tüfek, 286 top, 1380 kılıç, 886 kamyon ve 18 uçaktır.

Yunan ordusu 21 Ağustos günü cepheye yerleşir ve karargâhını Polatlı’nın Uzunbeyli (Üzümbey) köyüne taşır. 23 Ağustos Salı günü bütün gücüyle saldırıya geçer ve Paşa’nın öngördüğü gibi, sol kanadımızdaki Mangal Dağı’na yüklenmeye başlar. Yıldıztepe ve Ilıca Vadisi top ateşi altında kalır. Yunanlılar Uzunbeyli köyüne bir havaalanı ve hastane kurarlar.

Sakarya Meydan Muharebesi 100 km uzunluğundaki bir cephe üzerinden yapılmaktadır. Cephe, Polatlı’nın 12 km kuzeybatısından başlayan ve Haymana’nın 33 km güneydoğusunda biten yarıçapı Ankara’ya 80 km olan bir çember parçasıdır.

Başkumandan, savaş sırasında, biri sabah ve diğeri akşam olmak üzere günde iki tebliği doğrudan doğruya Meclis’e göndermektedir. Kendisinin sadece bu işle görevlendirdiği Trabzon Milletvekili kurmay subay Hüsrev (Gerede) Bey de harita üzerinde harekâtı açıklamaktadır.

Savaş ilerledikçe yaralıların sayısında da büyük bir artış olmaktadır. Artık doktorlar yetişemez olmuştur. Bunun üzerine Sinop milletvekili Dr. Rıza (Nur) bu işin tanzimiyle görevlendirilir ve o da kendisine üç dört milletvekilini yardımcı olarak seçer. Ankara’ya gelen yaralılar istasyonda karşılanmakta ve buradan hangi hastaneye gidecekleri belirlenmektedir. Hafif yaralılar Ankaralıların evlerine yerleştirilir.

Üstün düşman ordusu, 23 Ağustos günü saat 16’da cephe boyunca birkaç yerden savunmayı kırmış ve içeri sokulmuştur. 11 bin kişilik Yunan tümeni 24 Ağustos sabahı Mangal Dağı siperlerini ele geçirir. Mangal Dağı’ndan sonra sıra Türbe Tepe’ye gelir. Yıldız Tepe’den yapılan karşı hücumla Yunanlıların eline geçen mevzilerde yapılan süngü savaşı sabaha kadar sürer. 37’nci Alay, karşı saldırıyla Türbe Tepe’yi geri alır. Yunan birlikleri büyük kayıp vererek geri çekilir.

mangal-dagi-6 mangal-dagi-7

mangal-dagi-8-kirazoglu-koyu-gd-sehitlik

Mangal Dağı mevzileri ve son fotoğraf Şehitlik girişi

25 Ağustos günü, Yunan Ordusu’nun Sakarya kenarındaki Beylikköprü’den saldırıya geçmesiyle savaş tüm cepheye yayılır. 26 Ağustos günü, şiddetli çarpışmalar sonrasında sol kanadımız geri çekilir. Tehlikeyi sezen Mustafa Kemal Paşa, dünya askerlik tarihine geçecek olan ‘Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır’ emrini verir. Yani, kuvvetimizin bir parçası bulunduğu mevziden geri atılabilir; fakat devredildiği ilk noktada yeniden düşmana karşı cephe kurup muharebeye devam etmek zorundadır. Yani esnek bir cephe anlayışı ile savaşa devam edilir.

Bu ölümüne savaşım sürer iken Yusuf İzzet Paşa cepheden telefonla Mustafa Kemal Paşa’yı arar: ‘Gizli emirlerinizi bildirmediniz. Ricat halinde istikametimiz neresidir?’ Mustafa Kemal, yakın gördüğü milletvekillerine daha sonra bu anı şöyle anlatır: ‘Bu soru karşısında beynimin tası attı, dehşetli canım sıkıldı. Adam henüz harbe girmeden kaçmayı düşünüyordu. ‘Paşa paşa, gizli emrim, senin kemiklerinin orada gömülmesidir’ dedim ve telefonu kapattım.’

26 Ağustos günü bütün Ankaralılar Cuma namazını Namazgâh tepede kılar ve ordumuza dua ederler. 27 Ağustos günü çarpışmalar aralıksız sürer, Türk süvarileri Uzunbeyli’de bulunan Yunan karargahını basar ve ağır kayıp verdirirler. Yunan karargâhı İnler köyüne taşınır.  28-29 Ağustos günlerinde Yunanlılar Polatlı’ya 8 km kalana kadar yaklaşır.

30 Ağustos günü, tüm yöreye egemen olması nedeniyle savunmanın kilit taşı konumundaki Haymana’nın batısındaki Çaldağı’nın batı yamacını Yunan ele geçirir. Cephemiz, başta, batıya dönük iken artık güneye dönmüştür. 1 Eylül’de Yunanlılar Polatlı’nın hemen batısındaki sırtlara (Dua Tepe, Kartal Tepe) ve Haymana’yı güneyden çevreleyen sırtlara kadar yaklaşır. Basrikale Tepe, 38’inci Alay’ın uzun süren süngü savaşından sonra elimizde kalır. Bir Yunan tümeni de Polatlı-Haymana yolunun Şeyh Ali kesimini ele geçirir. Yunan kuvvetleri, 3 Eylül günü Çaldağı’nı ele geçirirler ve Polatlı’nın 3 km ve Haymana’nın 2 km yakınındadırlar, artık Ankara’ya 60 km kalmıştır.

Yunan ordusu Polatlı ve Haymana’yı almak için saldırı üzerine saldırı tazelerken Kral Constantine de Ankara’ya girecek ilk birliğin başına geçmek için sabırsızlıkla Eskişehir’de beklemektedir. Ankara kolayca alındıktan sonra kurulacak olan Bizans İmparatorluğu tacını İstanbul Ayasofya’da takmayı ummaktadır. Veliaht Prens George da Ordu Komutanı Papoulas’ın karargâhında aynı amaçla beklemekteydi. Prens Andrew ise 2. Yunan Kolordusu komutanı olup Ankara’ya giren ilk birliğin başında olacaktı.

yunan-krali-konstantin-eskisehirde

Yunan Kralı Constantine Yunan saldırısı başladığında Eskişehir’e gelir.

Alagöz Karargâhından savaşı izlemekte olan Mustafa Kemal, Refet ve İsmet Paşalar ile yanlarındakiler büyük bir endişeye kapılmış iken cepheden Mareşal Fevzi telefon eder: ‘Yunanlılar güçlerinin artık sonuna geldiler. Bir adım daha atacak halde değiller. Yarından itibaren ricat edeceklerdir.’ Gerçekten Yunanlılar cepheye silah ve cephane iletememenin yanı sıra artık aç ve susuz da kalmışlardır.

Yunanlılar artık Ankara’yı ele geçirdik derken Türk süvarileri cephenin iki yanındaki boşluklardan sızarak 100 km geriden başlayarak Yunan ordusunun gerilerini vurarak cepheyle bağlarını kopartır. Mareşal son derece haklıdır. Yunan ordusu 5 Eylül günü yeniden saldırmak ister fakat çok yıprandıklarından kolayca geri püskürtülür. Bundan sonraki günlerde Yunan birlikleri artık hareket edemeyecek durumdadır.

9 Eylül günü, Mustafa Kemal Paşa karşı hücumu yönetmek üzere Karapınar köyündeki Mürekkep Grup Komutanlığı’na (Mennan Ağa’nın/Abdülmennan Karaş iki katlı evi) gelir ve geceyi köyün yakınındaki yarmada duran trende geçirir. Polatlı-Karakaya Köyü’ndeki Zafer Tepe’den düşman siperlerini ve daha gerisini incelerler. Mustafa Kemal Paşa’nın sırtında yakası kürklü kaputu olduğu halde yere bağdaş kurmuş elindeki dürbün ile ordumuzun Dua Tepe’ye hücumunu izlediği ve yanında da yaveri Salih Bozok’un görüldüğü fotoğraf Zafer Tepe’de çekilmiştir.

karapinar-karargah

Günümüzde harap haldeki Mürekkep Grup Komutanlığı olarak kullanılan ev

10 Eylül günü Türk birliklerinin karşı saldırısı sağ kanadımızdan başlar. 38 inci Alay çok sayıda şehit vererek, aynı gün, Dua Tepe’yi geri alır. Mustafa Kemal Paşa, artık, hücumu Dua Tepe’den yönetmektedir.

Dua Tepe üzerindeki anıt Millî Savunma Bakanlığı Personel Dairesi tarafından yapılmış ve 2000 yılında törenle açılmıştır. Polatlı’dan Sivrihisar’a doğru gider iken Organize Sanayi geçildikten sonra bir köprülü kavşak ile Üçpınar Köyü’ne giden yoldan gidilmekte olup yol üzerinde levhası vardır. Aynı yol üzerinde, Dua Tepe kavşağının karşısından Basrikale Tepe mevzilerine giden levha ile gösterilmiş bir yol daha vardır.

duatepe-1 duatepe-2

Dua Tepe Anıtı, sağda Mustafa Kemal ve süvarileri

duatepe-3 duatepe-4 duatepe-5

Soldan sağa: Dua Tepe’de Komutanlar: Mustafa Kemal, Fevzi ve İsmet paşalar, Mustafa Kemal yanındaki Salih Bozok ile Türk askerinin ilerleyişini izliyor ve Mustafa Kemal, Halide Hanım’a sesleniyor: ‘Hanımefendi, geliniz harbediyoruz!’

basrikale

Basrikale Tepe mevzileri 2007’de Topçu ve Füze Okulu Komutanlığı tarafından düzenlenmiştir

10 Eylül’de başlayan Türk karşı taarruzunda birkaç kez el değiştiren Kartal Tepe çok çetin muharebelere sahne olmuş ve 12 Eylül 1921 günü, günbatımı saatlerinde ele geçmiştir.

Kartal Tepe’de yapılan dev anıt, Sakarya Savaşı anıtlarının en yenisidir. Koç Holding ve Tüpraş sponsorluğunda, 2008 yılında yapılan Mehmetçik Anıtı’nın yüksekliği, 10 metrelik kaidesi ile birlikte toplam 32 metredir. Anıtın hemen yanında ise Sakarya Meydan Muharebesi’nin üç boyutlu sanal ortamda izlenebildiği Panorama Müzesi bulunuyor. Müzede yer alan panorama tablosunun uzunluğu 75 metre, yüksekliği ise 10 metredir. Müzede Sakarya Meydan Muharebesi’nde şehit düşen askerlerimizin isimleri ile sanat değeri yüksek büyük ebatta yağlı boya tablolar ve savaşa katılan komutanların büstleri de bulunmaktadır.

mehmetcik-aniti-1 mehmetcik-aniti-2

11 Eylül günü ağır kayıplar veren Yunan ordusu dağılmaya ve 12 Eylül günü de geri çekilmeye başlar. Yunan Başkomutanı Papoulas ve komuta heyeti, Polatlı’nın Uzunbeyli köyünde kuşatılmış ve büyük güçlükle kaçmayı başarmışlardır. 13 Eylül günü Sakarya’nın doğusunda bir tek Yunan birliği kalmamış, 14 Eylül’de Türk süvarisi Sivrihisar’a girmiş ve 17 Eylül’de bozulan Yunan Ordusu Eskişehir’e doğru çekilmektedir. Sakarya savaşlarında kaybımız 1389 subay (277 şehit, 1058 yaralı, 23 esir, 4 kaçak, 27 belirsiz) ve 32.265 erdir (5436 şehit, 17.422 yaralı, 805 esir ve 8602 belirsiz).

18 Eylül günü, 22 gün ve gece süren Sakarya savaşlarını zaferle bitiren Mustafa Kemal Paşa bütün Ankaralılar tarafından istasyondan Hacı Bayram’a kadar uzanan bir kalabalık halinde karşılanır. 19 Eylül günü, Meclis tarafından bir kanunla Gazi ünvanı ve Mareşal rütbesi verilir.

maresal-mustafa-kemal

Yunan ordusu, Sakarya batısından kaçarken Türk köylerini de yakmış yıkmış, cana ve mala çok zarar vermiştir. Polatlı’nın Uzunbeyli ve Çekirdekler (şimdi Çekirdeksiz) ile Sivrihisar yolu üzerindeki Oğlakçı’nın karşısındaki Mülk köyleri en büyük vahşete uğramışlardır. Halide Edib Adıvar başkanlığındaki ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile Yusuf Akçura’nın da içinde bulunduğu heyete savaş bölgesini gezerek bu vahşeti belgelemek görevi verilmiş ve “Tetkik-i Mezalim” isimli fotoğraflarla belgelenmiş rapor İsmet Paşa’ya verilmiştir.

Sakarya Savaşı’nın siyasal sonuçları Ankara açısından çok büyük olmuş, emperyalizme karşı Anadolu direnişi içte ve dışta kendini kabul ettirmiş ve Sovyetler Birliği ile Kars (13 Ekim 1921), Fransa ile de Ankara (20 Ekim 1921) antlaşmaları imzalanmıştır.

2. BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ

Ordunun durumunu bilmeyenler, Meclis’teki muhaliflerin de etkisiyle bu parlak yenginin ardından hemen top yekûn saldırıya geçerek Yunan ordusunu yok etmek için Mustafa Kemal’i sıkıştırmaktadırlar. Sonbahar yağmurları başlayana kadar ordunun eksikleri tamamlanamaz. Ordunun büyük bölümü Çay-Sandıklı-Dinar hattında cepheye yerleşir ve Batı Cephesi karargâhı Akşehir’de kurulur. 1922 Mart’ında cephede uzun süren bir inceleme yapan Başkomutan, henüz eksiklerin yarısının bile tamamlanmadığını görerek taarruz için bir süre daha beklemek gerektiğine karar verir. Ordumuz, taarruz gücünü tam ve olgun bir duruma yükseltmek üzere eksiklerini hiç durmaksızın tamamlamaya başlar.

Bu sırada Yunan ordusu, Afyonkarahisar’da muhkem bir cephe inşa etmiştir. İngiltere Başbakanı Lloyd George, Türk düşmanlığını ve Türkleri tamamen yok etmek amacını hiç terk etmediğinden İngiliz askeri uzmanlarını Yunan cephesini incelemeye gönderir. Uzmanların raporu şöyledir: ‘Yunan cephesini yakından gözden geçirdik ve dikkatle inceledik. Cephenin çok sağlam ve mükemmel olduğunu, modern silah ve teçhizat ile donanmış kuvvetli bir ordunun, durmaksızın saldırısı karşısında tehlikesiz olarak altı ay savunulabileceğini gördük.’

Öte yandan, yeni Yunan Başkomutanı Hacı Anesti dünya gazetelerine verdiği demeçte ‘Cepheden geliyorum, her tarafı dolaştım. Mustafa Kemal isminde bir kumandana rastlamadım’ biçiminde alay etmektedir. Ona göre, Yunanlıları buradan çıkartacak hiçbir güç yoktur ve Yunanlıların kesin zaferi kabul edilmelidir.

Düşmanlarımızın bu şekildeki yaklaşımı bütünüyle lehimize olmaktadır. Hazırlıklarımız dikkate alınmaz iken kendisini rahatsız edebilecek en ufak bir girişime bile ihtimal vermeyen düşman büyük bir övünme rahatlığına düşmüştür. Hatta Ankara’daki Meclis Hükümeti, durumumuzu daha da kötü gösterecek sahte haberleri dünya ajanslarına geçmektedir.

1922 yılı yazında, Türk ordusu, o zamanın olanaklarına ve milletin gücüne göre zirveye ulaşmıştır. Yine de düşmanın düzeyinde değildir. Yunan ordusunda insan sayısı 195 bin iken ordumuzda 186 bin; tüfek sayısı 130 bine karşı 99 bin; kılıç 1300’e karşı 5300; makinalı tüfek sayısı 4150’ye karşı 2900; top sayısı 352’ye karşı 313 ve uçak sayısı 12’ye karşı 5’tir.

Mareşal Mustafa Kemal, Yunan ordusunun kesin yenilgisi ve yok edilmesi için savaş stratejisini nasıl kurduklarını Büyük Nutuk’ta anlatıyor: ‘Batı cephesindeki kuvvetlerimizi iki ordu halinde düzenledik. Saldırı planımızın esası, ordularımızın asıl kuvvetini olabildiğince düşman cephesinin bir kısmına toplamak ve bir meydan muharebesi yapmaktır. Bunun için uygun bulunan grubu, Akarçay-Dumlupınar hizasına kadar olan sahada toplamaktır. Düşmanın en duyarlı noktası da burasıdır. Çabuk ve kesin sonucu almak, düşmanı bu yanından vurmak ile mümkün olacaktır.’

Başkomutan Gazi Mustafa Kemal, 30 Temmuz 1922 günü, Akşehir’deki Batı Cephesi karargâhında Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile yaptıkları görüşmede taarruzun tarzını ve ayrıntısını belirlerler. Ankara’dan çağırdıkları Milli Savunma Bakanı Vekili Kazım (Özalp) Paşa da 1 Ağustos günü Akşehir’e ulaşır ve ordunun savaşa hazırlanmasında bakanlığına düşen görevler belirlenir.

Mustafa Kemal, Fevzi ve İsmet Paşalar ile ordu ve kuvvet komutanları Çay’da toplanır. Fevzi Paşa taarruz planını anlatır. İsmet Paşa saldırıya karşıdır. Birinci Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa, milletin varını yoğunu bir zar gibi atmanın cinayet sayılacağını söyler. Mustafa Kemal:

-“Milletin varı yoğu bundan mı ibarettir, Paşam?

-Evet!

-O halde, kesin sonucu bununla almak zorundayız.”

Kolordu Komutanı Kemalettin Sami Paşa ise bizim geri teşkilatımızın düşmanı 20 kilometreden fazla kovalayamayacağını söyler. Mustafa Kemal:

-“Demek düşmanı 20 km içinde yok etmek zorundayız”

Hücumun nasıl yürütüleceği kararlaştırıldıktan sonra diğerleri Ankara’ya dönerler ve Batı Cephesi Komutanı da 6 Ağustos günü ordularına gizli bir emirle yapılacak taarruz hakkında hazırlık emrini verir.

Gazi, Ankara’ya dönünce Bakanlar Kuruluna taarruz planı hakkında bilgi verir. Muhaliflerin olumsuz propagandası nedeniyle kafası karışmış olanları, taarruza başladıktan sonra 6-7 gün içinde düşmanın esas kuvvetini yeneceğine ikna eder. Genel Kurmay Başkanı 13 Ağustos günü cepheye gitmiştir. Gazi de birkaç gün sonra Ankara’dan ayrılarak tekrar cepheye döner. Kimsenin farkına varmaması için trenle değil gece geç vakit otomobille gider ve Konya’ya varınca çevreye haber verilmemesi için telgrafhaneyi denetim altına alır.

Ankara’dan ayrılacağı tarihte Çankaya’da bir çay daveti vereceği haberleri birkaç gün önceden gazetelerde çıkar. O tarihlerde Sovyet Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Aralov anılarında, Kemal Paşa’nın kendisinden, elçilikte onun da katılacağı bir kabul töreni düzenlemelerini ve öteki elçileri de davet etmelerini, bu haberi her yere yaymalarını rica ettiğini yazar. Herkes toplanıp da Mustafa Kemal’i beklerken yaveri gelerek Mustafa Kemal’in rahatsızlığı nedeniyle gelemeyeceğini bildirir. Böylece yapılacak harekât, tamamıyla Ankara’dan ve dünyadan gizlenmiş olur.

Mustafa Kemal, daha Ankara’dayken, Avrupa gazetelerine verdiği demeçlerde, Eylül ayında Venedik’te toplanacak olan barış konferansına sevinerek katılmayı kabul ettiklerini bile açıklıyordu. Lloyd George, 18 Ağustos günü Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmada Yunan ve Türk taraflarının katılacağı Venedik Konferansı’nda kalıcı bir barışın koşullarını anlatıyordu.

21 Ağustos günü, Yunan Kralı Constantine imzasıyla yayımlanan bir tebliğde Helen İmparatorluğu’nda genel bir seferberlik ilan edilerek 1922 ve 1923 kuralarının da askere alınacağını açıklıyordu. Taarruzdan hiç haberleri olmadığı için İstanbul ve çevresini de işgal etmeyi düşünüyorlardı.

Gazi, 20 Ağustos günü öğleden sonra saat dörtte Akşehir’de Batı Cephesi karargâhına varır. Karargâhta, 20 ve 21 Ağustos geceleri, 1 ve 2’nci Ordu Komutanlarının da katılımıyla Genel Kurmay Başkanı ve Batı Cephesi Kumandanı ile birlikte taarruzun nasıl yapılacağını harita üzerinde bir harp oyunuyla açıklar ve cephe komutanlarına som emrini verir: ‘Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!’

Taarruza kalkış düzeninin tamamen gizli kalması için cepheye olacak bütün harekât gece vakti yapılır. Kıtalar, gündüzleri ağaçlar altında dinlenir. Cepheye uzak yerlerde ise düşmanı yanıltmak üzere sahte faaliyetlerde bulunulur. Karargâh Akşehir’den, 24 Ağustos günü, taarruz cephesi ardında bulunan Şuhut’a nakledilir. 25 Ağustos sabahı da savaşın yönetileceği Kocatepe’ye geçilir.

Taarruz, 26 Ağustos sabahı saat 5,30’da çok yoğun topçu ateşimizle başlar. 26-27 Ağustos günlerinde, Afyonkarahisar’ın güneyinde 50 km ve doğusunda 30 km uzanımında bulunan bir hat boyunca düşmanın bütün müstahkem mevkileri düşer. İngiliz askeri uzmanlarının 6 ayda bile geçilemez dedikleri mükemmel Yunan savunma hattı sadece iki gün içerisinde Türk ordusu tarafından geçilmiştir.

26 Ağustos günü başlayan Büyük Taarruz gizli tutulmuştur. 28 Ağustos günü akşama doğru, saat 16’da, Yunan Başkomutanı Hacı Anesti’nin (Hacıanestis Georgios) İzmir’deki genel karargâhındaki irtibat subayı Elefteros Kazanidis Avrupalı gazetecilere içki ve sigara ikram ederken şunları söyler: ‘Türklerin bölgesel bir saldırıya geçtikleri doğrudur. Mustafa Kemal, Ankara’da perişan olan saygınlığını pekiştirmek için bir savaş oyununa başvurmuştur. Kim bilir belki de iki gün sonra “esir Mustafa Kemal’i” size burada takdim ederim.’ Sonra da kahkahayı basar; fakat bir şeyler duyan ve topladıkları bilgilerden sonuç çıkaran gazeteciler gülmezler.

Afyonkarahisar’da esir düşen Hristo Diamandisis adındaki bir topçu çavuş saldırının başladığı anları şöyle anlatır: ‘Türklerin saldırıya geçeceklerinden haberimizin olmaması bir yana, bazı subaylarımız o gece verilecek balo için Afyonkarahisar’a gitmişlerdi. Topların sesleri ile uyandık. Biz silah başı yapana kadar düşman tel örgüleri çoktan kesmiş ve hatlarımızın içlerine kadar girmişlerdi.’

Fahrettin (Altay) Paşa komutasındaki süvarilerimiz de Ahır Dağlarından, yüksek bir dağ geçidindeki patika yolu kullanmak suretiyle geçerek düşmanın arkasına akmıştır. Geçe gündüz demeyip sürekli ileri at sürerek önlerini gelen düşmanı kılıçtan geçirirler. Şaşkın ve panik halinde kaçan düşman yedekleri, cephede savaşmakta olan askerlere geriden yardım vermekten yoksun bırakılmış olur. Yenilen düşman ordusu bütün kuvvetleriyle birlikte 30 Ağustos’a kadar Aslıhanlar’a çekilmek zorunda kalır.

Aslıhanlar’da 30 Ağustos günü gerçekleştirilen Başkomutanlık Meydan Muharebesi sonucunda düşmanın bütün esas kuvveti imha veya esir edilir. 31 Ağustos günü ordunun ana kuvvetleri İzmir yönünde hareket eder iken diğer kuvvetler Eskişehir ve kuzeyinde bulunan düşman üzerine taarruza geçer. Bütün yolları Türk ordusu tarafından kapatılan Yunan cephe komutanı Trikopis, Uşak’taki Murat Dağı’nda kıstırılır ve 2 Eylül günü karargâhı ile birlikte teslim olur.

Halbuki Yunan Hükümeti birkaç gün önce Hacı Anesti’yi azletmiş ve yerine Trikopis’i Başkomutanlığa getirmiştir. Bundan haberi olmayan Trikopis, haberi, Uşak’ta esir düştüğünde Kolordu Komutanı Diyenis ile birlikte karşısına getirildiklerinde ‘üzülmeyin, her savaş sonunda böyle şeyler olur’ diyerek kendisini teselli eden Mustafa Kemal’den alır; yanıt olarak ‘General, yapmam gereken son görevi beceremedim’ der. Bu kadar kolay ve çabuk zaferin nasıl gerçekleştiğini merak etmekte olan Mustafa Kemal onları oturtarak birer meslektaş gibi konuşurlar. Trikopis, ‘bir ucu Afyon’da, öbür ucu Kütahya’da bulunan bir Türk ilerleyişinin bir anda keskinleşerek hızla daraldığını, etraflarını git gide üçgenlemesine kapladığını ve sonunda kendilerini bir dağın eteğinde bulduklarını’ anlatır. Mustafa Kemal’in ‘böyle bir şey olacağını anlamadınız mı’ sorusuna Trikopis taarruzun son dakikaya kadar iyi gizlenebilmiş olduğunu itiraf eder: ‘Sırtımız o yamaca dayatıldıktan sonra kıpırdamamıza imkân kalmamıştı. Bir an geldi ki tüfeklerin bile işleyemediği bir darlığa düşürüldük. Süngüler parlamaya başladı.’ Sonra sorar:

-‘Siz bu harbi nereden idare ediyordunuz?

-İşte tam o süngülerin parladığını söylediğiniz yerde, askerlerimin yanında idim.’

Gazi Mustafa Kemal, Meclis’te verdiği 6-7 günlük taarruz sonunda düşmanı tamamıyla yeneceği sözünü fazlasıyla yerine getirerek sadece 5 günde kesin sonucu almıştır. Gazi, düşman ordusunu tamamıyla yok edeceğimizden emin olduğundan savaş hazırlıklarını ve taarruzu, öğrendikleri anda Yunan ordusunu kurtarmak için her çareye başvuracaklarını bildiğinden bütün dünyadan gizli tutmuştur. Nitekim taarruzu ve gidişini öğrendiklerinde, daha savaş sürerken 4 Eylül günü, itilaf devletleri temsilcilerinin İstanbul’dan Ankara’ya çektikleri telgraf ile bir mütareke (silah bırakışması) talebi gelir. Gazi, Meclis Başkanlığına, düşman ordusu imha edildiğinden herhangi bir görüşmeye gerek kalmadığını, düşmanın kayıtsız ve şartsız 1914’deki Trakya sınırlarına çekilmesini ve işgal boyunca verdikleri bütün zararı tazmin etmeleri gerektiğini belirtir. Ardından, İzmir’deki itilaf devletleri konsolosları da doğrudan Mustafa Kemal’e çektikleri bir telsiz telgraf ile bir görüşme isterler. Gazi, 9 Eylül günü İzmir’de görüşebileceklerini bildirir.

Gerçekten 9 Eylül günü süvarilerimiz İzmir’e bir ucundan girer iken diğer ucundan da piyadelerimiz girmiştir. Böylece dünya savaş tarihinde ender görülen bir durum gerçekleşmiştir.

Büyük Taaruz’daki savaşçı kaybımız 2318 şehit, 9360 yaralı, 101 esir ve 1697 kayıp olmak üzere toplam 13.476 kişidir. Sakarya Savaşı’nda verdiğimiz kaybın yaklaşık üçte biri kadardır. Bizim kaybımız ordu mevcudunun % 6,3’ü iken Yunanlılarınki % 65 seviyesindedir. Aldığımız esir 25-30 bin kişi kadardır.

Başkomutanlık Meydan Savaşı’nın geçtiği yerlerde de Akşehir Batı Cephesi Karargâh Müzesi’nden başlamak üzere Kocatepe Anıtı, Kocatepe’ye giden yol üzerinde Yüzbaşı Agâh Efendi Şehitliği, Yıldırım Kemal Şehitliği, Çiğiltepe Şehitliği, Işık (Sarıkız) Tepe’deki Büyük Taarruz şehitliği, Dumlupınar Şehitliği, Dumlupınar İlk Hedef Anıtı ve Karargâh Evi, Dumlupınar Başkomutan Müzesi, Başkomutan’ın 30 Ağustos günü Meydan Muharebesi’ni yönettiği tepedeki Zafer Anıtı, Zafer Tepe’deki Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı, Uşak Başkomutanlık Karargâh Evi ve Afyonkarahisar Zafer Anıtı ile Zafer Müzesi gezilebilmektedir.

Mustafa Kemal İzmir’e girince Kramer Palas’a gelir. Üniformasında ne sırmalar, madalyalar ne de önünde arkasında koşuşan generaller vardır. Garson tanımaz ve dolu olduğunu söyler. Müşterilerden biri tanıyarak “Mustafa Kemal … Mustafa Kemal” diye bağırınca başta otel müdürü bütün garsonlar hemen koşturup gelir ve masayı hazırlarlar. Aralarında geçen konuşma Mustafa Kemal’in dünya görüşünü yansıtır:

-‘Kral Constantine hiç bu otele gelip de bir kadeh rakı içti mi?

-Hayır, Paşa efendimiz!

-Öyle ise neden İzmir’i almak istemiş!’

Sıra Yunanlıları Trakya’nın doğusuna atarak Rumeli’yi kurtarmaya gelmiştir. Fakat bunu başarmak için Çanakkale boğazından ve İstanbul’dan orduyu geçirmek gerekmektedir. Fransız ve İtalyan birlikleri çekildiği halde İngilizler hâlâ durmaktadır. Mustafa Kemal, duraklamaksızın, “Edirne’ye gideceğiz, yolumuzdaki engeli kıracağız” der. Bir süvari tümeni Çanakkale Boğazı çevresindeki tarafsız bölgeyi geçerek Çanakkale’ye doğru ilerler. Avrupalı diplomatlar şaşırırlar, bu yeni bir Türk-İngiliz Savaşı demektir. Kâzım Karabekir telaşlanır ve sakinleşmesini önerir. Verdiği yanıtta, “Pek hesaplı ve ılımlıyız, tarafsız bölge sorununu siyasetle hal etmeyi tercih edeceğiz” der. Sorunu barış yoluyla çözmek için İstanbul’daki Fransız Yüksek Komiseri General Pelle, Mustafa Kemal ile görüşmek üzere İzmir’e gelir. Mustafa Kemal Paşa, “Büyük bir ordu uzun bir süre bekletilemez, Edirne’yi düşman baskısı altında görmeye de tahammülümüz yoktur. Bu nedenle Yunanlıları Edirne’ye kadar takip etmek zorundayız” der.

Lloyd George’un girişimiyle İngiliz, Fransız ve İtalyan dışişleri bakanları 20-23 Eylül günleri bir araya gelerek Türk birliklerinin tarafsız bölgeyi geçmemesi konusunda bir nota gönderirler. Mustafa Kemal yanıt bile vermez. Süvarinin peşinden bu kez bir kolordu ilerlemeye başlar. Türk askeri tel örgülere dayanır. Bunun üzerine savaşı göze alamayan itilaf devletleri, Doğu Trakya’nın Türkiye’ye verilmesini kabul ederler. 25 Eylül günü Fransız Dışişleri Bakanı çok acele İzmir’e geleceğini Mustafa Kemal’e bildirir. İngiliz Yüksek Komiseri General Harrington da İngiliz askerinin sadece barışı korumak için bulunduğunu ve Türk askerinin saldırıya geçmemesini Mustafa Kemal’den rica eder.

Sonucunda, 11 Ekim 1922’de Mudanya’da ateşkes anlaşması imzalandı. Barış konferansı 22 Kasım 1922’de İsviçre’nin Lausanne kentinde başladı ve 24 Temmuz 1923’de anlaşma imzalandı. Genç Türkiye Devleti galiplerin kendisine Sevres ile dayattığı koşulları reddetmiş ve Misak-ı Millî ile belirlenen kendi şartlarını Lausanne ile kabul ettirmiştir.

İzmir Hükümet Konağına çektiğimiz bayrak Yunanistan’da sadece hükümetin düşmesine neden olmakla kalmamış ve Küçük Asya harekâtını kısa zamanda başarıyla tamamlayarak Bizans İmparatoru olarak Ayasofya’da taç giymeyi hayal eden Yunan Kralı da 29 Eylül 1922 günü tahttan çekilmiştir. Bu sırada, Türk düşmanı İngiliz Başbakanı Lloyd George ise boş durmamakta ve Türkleri tümüyle imha ederek Asya’ya kadar bütün sahayı boşaltmak için büyük bir askerî harekât planlamaktadır. Fransa ve İtalyan hükümetlerinin bu anlamsız girişimi reddinden sonra sömürgelerinden istediği asker talebi de reddedilmiştir. Bu girişim 17 Eylül günü “Lloyd George 20. Yüzyılda yeni bir haçlı seferi mi düzenlemek istiyor” başlığıyla İngiliz gazetelerine yansıyınca hükümet düşmüş ve 19 Ekim günü Kraliçeye istifasını veren Lloyd George’un siyasi kariyeri de son bulmuştur.

Mustafa Kemal, usta bir asker olduğu kadar üstün bir devlet adamı olduğunu da göstermiştir. Falih Rıfkı Atay (Niçin Kurtulmamak, 1953), Enver Paşa ile ikisini şöyle karşılaştırır: “Mustafa Kemal 1914’te Harbiye Nazırı olsaydı devleti Birinci Dünya Savaşı’na sokmazdı. 1922’de İzmir’e Enver girmiş olsaydı, o hızla döner, Suriye ve Irak üstüne yürür, kazanılanı da kaybederdi.”

A.Vedat Oygür
Dr. Jeoloji Müh.  (Maden Jeolojisi)
Ankara, 25/02/2017

İleri okuma için öneriler:

  • Türk Kurtuluş Savaşı, Fahri Belen, 2014, Yeditepe Yayınevi.
  • Kurtuluş Savaşı Alanlarının Turizm Coğrafyası, Ahmet Serhan Güngör;
    İstanbul Üniv. Sosyal Bilimler Enst. Coğrafya Anabilim Dalı,
    Yüksek Lisans Tezi, 2010, 126 sf.
  • 10 Yıl Savaş ve Sonrası, Fahrettin Altay; Eylem Yayınları, 2008.
  • İstiklal Savaşı’nda Ankara, Abdülkerim Erdoğan; Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ankara Tarihi ve Kültürü Dizisi 3, 2008, 2. Baskı.
  • Türk’ün Ateşle İmtihanı-İstiklâl Savaşı Hatırları, Halide Edib Adıvar; Can Yayınl., 2007.
  • Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları 1922-1923, S. İ. Aralov; Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2007.
  • Ankara…Ankara… Bir Başkentin Doğuşu, Bilâl N. Şimşir; Bilgi Yayınl., 2006, Genişletilmiş Baskı.
  • Küçük Asya’nın Bin Yüzü: Ankara; Suavi Aydın ve diğ., Dost Kitabevi Yayınları, 2005.
  • Çankaya, Falih Rıfkı Atay; Bateş Yayınları, 1998.
  • Kurtuluş Savaşında Ankara, Alptekin Müderrisoğlu; Ankara Büyükşehir Belediyesi, 1993.
  • Türkiye’nin Kalbi Ankara, Mehmet Kemal; Çağdaş Yayınları, 1983.
  • Milli Mücadele Anılarım, Hıfzı V. Velidedeoğlu; Hil Yayın, 1983.
  • Kurtuluş Savaşı Anıları, Yunus Nadi; Çağdaş Yayınl., 1978.
  • Taşhan’dan Kadifekale’ye, İlhan Bardakçı; Milliyet Yayınl., 1975.
  • Hâtıralarım, Damar (Zamir) Arıkoğlu, Birinci Büyük Millet Meclisi Adana Milletvekili; Tan Gazetesi ve Matbaası, 1961.
“Ankaramızı Tanıyalım” dizisinin önceki makaleleri:

1- Çağlar Boyu Ankara
2- Ankara’nın Akropolisi: Hacı Bayram Tepesi
3- Ankara’nın Kalesi: Hisar
4- Atpazarı ve Koyunpazarı
5- Samanpazarı
6- Hamamönü
7- Osmanlı’nın İzlerinden Ulus
8- Millî Mücadelede Ankara

Yazarın diğer konulardaki blogları:
1- Sürdürülebilir Madencilik
2- Bitmeyen Yolculuk

 

Reklamlar

Ankaramızı Tanıyalım-9” için 2 yorum

  1. Vedat
    Madencilik dışındaki bu tarih çalışmalarında başarılar diliyorum.Çalışma hızında hiç bir şey kaybetmemişsin.Sağlıklı günler diliyorum.
    Cabbar DAĞLIOĞLU

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s